Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
“İnsan ancak yanında sevdiği biri varsa kendine benziyor” diye yazmıştım not defterime, elli yıldır evli bir çiftle tanıştığım günlerde. Bir açıdan ayrı ayrı başka bir açıdan ise ortak bir varlık sergiliyorlardı. Aşık olup evlendiklerini öğrendim sonra. Büyük aşkların hep öyle kalmasının da garantisi yok hoş. Sürekli kendini tazeleyen aşk, bir lütuf olduğu kadar yatkınlıkla da ilgili olmalı. Saplantıyı aşktan ayırt etmek ise hele ömrün gençlik çağında nasıl da zordur! Aşık bir narsistin varlığı mümkünse, onunla hayat nasıl geçerdi ve ondan kazasız belasız uzaklaşmak nasıl mümkün olurdu, hayali bile yıpratıcı.
Çöpçatanlar uyumu ararlar çiftleri yakıştırırken, ancak aşk sıklıkla uyumsuz tabiatların çekiminde hayat bulur. İstisnaları da yok değildir bu olgunun, Uğultulu Tepeler’in asi ruhlu iki kahramanı Catherine ile Heathcliff gibi. Beri taraftan, çöpçatanlar aracılığıyla evlenip de sonradan birbirine aşık olan çiftlerle de karşılaşırız bazen.
İnsan bir saçmalık uğruna yaşamaya katlanamayacağı gibi sevgisizliğe de tahammül edemez. Sevilmemenin ilacı ise bazen daha fazla sevmek, tutkuyla sevmek gibi gelir. Çiftlerin birbirine zarar verdiği, birbirini hırpaladığı aşklar, “toksik” diye adlandırılıyor günümüzde. Aşk çoğu örnekte bir benlik savaşıyla başlar. Fetih arzusu zaferle sonuçlansa da bir boşluk hissi bırakır geride. Aşktan öğrenmiş bilinçler durulmayı da başarırlar er geç. Toksik olanı biriktiren sebeplerden biri, kibir, özgüven yoksunluğu ve üşengeçlik gibi nedenlerle, ergenlik çağında ayak diremektir.
Böylesi şiddetli hisler, evliliğin ihtiyaç duyduğu itidalle çatışacaktır er geç. Bununla birlikte aşkın evlilik hayatını benimsemede büyük katkısı olduğu yadsınamaz. Haddizatında aşk ancak dikkati ötelere yönelik ve benliği yaralanmaya açık saf yüreklerin nasibidir. Benlikleri aşırı okşanmış, sadece kendi rahatını ve çıkarlarını düşünen insanların aşkı, kendine hayranlığın bir mizansenidir. Şu da var ki aşk bir olaysa ki olaydır, beklenmeksizin, hazırlıksız düşer herhangi bir kalbe; bunun da eğitici, olgunlaştıran bir yanı olacağı muhakkak. Tıpkı bir şiir mısrası gibi beklenmedik bir şekilde sökün eder aşk ve daha sonra hiçbir şey eskisi gibi kalmaz. Aşk hesap dışı, hesaba vurulamaz olduğu için de sevgiden farklıdır ve sadece hesapsız âşıklar onu sevgiye dönüştürebilirler.
Aşkı var eden saflığı ve kapılma yeteneğini köreltecek şiarlarla var olan reklam yazıcıları, insanlığın her durumda aşka aşık, aşk konusunda zayıf ve hassas oluşlarını, bir bakıma aşkın yeniden var etme gücüne muhtaçlığını da, hediye paketlerinin havada uçuştuğu, özellikle de kadını daha değerli hissettireceği öne sürülen, aşkın kıymeti açısından kıstas olarak takdim edilen pahalı hediyelerin ekranda sergilendiği netameli bir karnavala dönüştürürler.
Aşk filmleri gibi romanlarının da kadınların ilgisini daha çok çektiği kabul edilir. Kadınların aşka verdiği önemi kapitalizmin göz ardı etmesi beklenemezdi. Bunun bir sonucu aşkın pahalıya geldiğine dair yargıların güç kazanması. Yine de insanlar aşık oluyor, olacak; büyüsünden yoksunlaşan bir dünyayı katlanılır kılar aşk çünkü, din gibi, sanat ve edebiyat gibi.
Yürek kendini korumaya almak için taşlaşmaya başladığında, bunun üstesinden gelmeyi mümkün kılacak bir söyleşi de ancak bir taşla gerçekleşebilir sanki: Ya pahalı bir taş, bir mücevher ya da masallardaki gibi bir sabır taşı. “14 Şubat Sevgililer Günü” atıfta bulunduğu kaynak her ne kadar sahici olursa olsun, insanlık kültürünün aşka dair biriktirdiği ne varsa vitrinleri donatmak üzere paketlenmeye başlanmasının da tarihidir.
14 Şubat Sevgililer Günü birden çok Aziz Valentine karakterinden alınan unsurlarla oluşan bir efsaneye dayandırılır. Anlatılara göre mesela M.S. 3. yüzyılda Roma imparatorunun ordunun nizamı adına genç erkeklere evlilik yasağı koymasına itirazı yüzünden hapse atılan Aziz Valentine, zindanda bile sevgilileri evlendirmeyi sürdürmüştü. Aşk ve saflığı, dengiyle evliliği savunmayı sürdürdüğü için de M.S. 14 Şubat 270’de idam edildi. Bu tür rivayetlere dayalı herhangi bir bildiri, hesap kitap işi bir çarkın şiarlarıyla bağdaşmayacaktır.
Varlıkta değil yoklukta sınanır aşık ne de olsa. En yürekten seven, bir benliği eriterek tüketmekle değil hayatiyetini korumasına gönülden destek sunmasıyla bilinir. Aşktan öğrenmeyi başaranları, terk edilenin haysiyetini el üstünde tutmasıyla tanırız.
Yorum Yaz