Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Genç adam yatağında yatarken ve savaş yaralarının acılarını dinlerken dışarıda İkinci Dünya Savaşı son sürat devam ediyordu. Biraz cephede yaşıyordu biraz hapishanede biraz da hastane ve mahkemelerde. Karmaşıktı ruhu, kelimeleri köşeli. Uyum sağlamak ve itaat etmek yoktu tabiatında. Çünkü bir başkaldırı hüküm sürüyordu bedeninde ve o da izin vermiyordu böyle bir kıyımın karşısında sessiz kalmaya. Bir sanatçı, anca bu kadar asker olabilirdi.
Ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelen Wolfgang Borchert, kendini önceleri bir şair olarak gördü. Öyle ki idolü olan Rilke’den ilham alarak adını “Wolff Maria Borchert” olarak kullanmaya başladı. Sesli olarak söylediği buydu fakat içinden bir dâhi olduğunu tekrar edip duruyordu. Uzun zaman şiir yazdı. Sonra bir gün tiyatroya gitti ve atmosferin büyüsüne kapılarak oyuncu olacağına inandı. İnanmakla da kalmadı. Bir süre sonra hem yazdı hem sahneye çıktı.
Sadece yirmi altı yıllık bir ömre sahip olacağından belki de bunca acının ortasında savaş yokmuş, ölüm her yerde kol gezmiyormuş gibi sanatla uğraştı. Belki de felaket seline teslim olmamak için can havliyle tutunduğu kayaydı sanat. Nitekim sanatı her yerde imdadına yetişti. Cephede düşman askeriyle boğuşurken kendi silahının ateş alması sonucu kaybettiği parmağının hesabını verirken yakın çevresi bunun kasti bir sakat bırakma olduğunu reddettiler. Çünkü Borchert bir oyuncuydu o vakitler ve elleri, sahnede sanatını icra ederken en çok öne çıkan uzuvlarıydı. Verdiği sayısız ifadeye rağmen mahkemeyi pek inandıramadı. O da savaşın birçok cephesiyle tanıştırdı genç adamı. Bombardımanlar arttıkça o güvenli bir yerde tutuldu aylarca.
Umursamıyor ve savaş dahil birçok mevzuyu oluruna bırakıyor gibi görünse de şehri Hamburg’u harabeye dönmüş görmek onu derinden etkiledi. Öyle ki arkadaşına yazdığı mektupta onu mutlaka tekrar ayağa kaldırmaları gerektiğini vurguladı. Donma tehlikesi yaşadı, suçlandı, hastalandı ama hep yazdı. Kâğıt sıkıntısı yaşandığı için okul defterlerini hatta mektupların zarflarını dahi kullandı. İyi değildi Borchert çünkü karaciğeri her geçen gün biraz daha büyüyordu. Öldüğünde durumu doktoru hayretler içerisinde bıraktığından bu şekilde başka bir insanın yaşayamayacağını dile getirdi.
Hastaneden son çıkışında bir radyo oyunu yazdı evinde yatarken. O yazıyor, babası daktilo ediyordu. Eseri yayınlanacağı sırada Borchert bunu dinleyemedi çünkü elektrik kesintisi vardı. Ancak oyun büyük bir yankı uyandırdı ve sayısız mektup yağdı radyoya. Bu dönemde ilk kez bir nesir kaleme aldı ve ömrünün son yılını bu yeni tutkusuyla geçirdi. Kabullenmekte zorlandı nesri çünkü ona göre tür “son derece yavaştı” ve kendisi hıza alışkındı.
Hayatı uzun soluklu bir yürüyüş olmasa da savaş sonrası edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri hâline geldi. Lakayt tavrı öne çıksa da o şu mısralarında saklıdır: “Bir deniz feneri olmak istiyorum / Gecede ve fırtınada / Morina ve ringa adına / Bütün gemiler adına / Hâlbuki benim / Zorda kalan o gemi.”
Yorum Yaz