Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Dünya garip bir gürültünün içinde. Bu gürültü, güzellikleri ahraz eden bir duvar örüyor insanlığın yaradılış sözlüğüne! Haberleri açıyorsunuz, savaş, göç ve yoksulluk… Çocuklar ve masumiyet üzerinden kirli hesaplar! Sağ gösterirken sol vuran bu hesapların kirli, soğuk ve utanç veren karanlığı genzimizi yakıyor. Televizyon kumandaları elimizde, vahşeti, çığlıkları, kazaları ve ölümleri geçmek gibi bir şıkkımız da var işaretlediğimiz ya da telefonlarımızda ekranları kaydırarak geçiştirdiğimiz anlar…
Bir yerde şehirler yanıyor, başka bir yerde insanlar evlerini terk ediyor. Bazı evlerde bayram alışverişi konuşulurken, bazı yerlerde insanlar yarın ne yiyeceğini düşünüyor! Böyle bir zamanda takvimler yine aynı şeyi söylüyor: Bayram yaklaşıyor…
İnsan ister istemez durup düşünüyor. Dünya bu kadar karmaşanın içindeyken, bayram gerçekten bayram olabilir mi? Evet, bütün bunları düşünen ve karışan yanımıza bir omuz veriyor çocukluğumuz. Çocukluğumuzun ahbaplığı olmasa, çekilmeyecek olan bu hayatı kısa bir nefes alma nakaratına sığınmakla bir şey kaybetmeyiz diyerek, bu sorunun cevabını peşinen de vermiş oluyoruz.
Aslında bu soru yeni değil. Dünya hiçbir zaman bütünüyle huzurlu bir yer olmadı. Geçmişte de savaşlar vardı, yokluk vardı, ayrılık vardı ama yine de bayram sabahları gelirdi. İnsanlar erkenden kalkar, en temiz kıyafetlerini giyer, kapı kapı dolaşırdı çocuklar. Bir şeker, bir sarılma, bir “Bayramın mübarek olsun” cümlesi. Harçlıklar, mendiller ve gıcır gıcır daha kirletilmeye fırsat bulmamış tebessümler…
Bazen insanın içini onarmaya yeten şeyler bunlardır. Çünkü çürümenin çemberine girmediğimiz müddetçe, yarına dair ümitvar olmak, bazı soruların cevabı değil mi?!
Bugün belki herkes aynı sevinci yaşamıyor. Belki herkesin içi aynı ölçüde ferah değil ama bayramlar biraz da bunun için vardır zaten. Kırgınlıklar biraz hafiflesin… İnsanlar birbirini hatırlasın… Kapılar kapalı kalmasın… Kızlarını unutan babalar kalplerini hatırlasın diye…
Dünyayı değiştiremeyiz ama birbirimize nasıl davrandığımızı değiştirebiliriz ve bu deviniminin tam göbeğinde umudun o saf hali tekmeler insanın ruhunu. O tekmeleyiş, uyuyan yanımızı uyandıracak olan ağrılı teslimiyet ve bekleyiş olacaktır. Hep söyleriz, ağrı yoksa hakikati kucaklamak yok!
Evet, belki dünya hâlâ karışık. Belki haberler hâlâ ağır. Belki hâlâ bir yerlerde duvarlar ardında çocuklar ve anneler mutsuz. Belki bir yerlerde babalar içlerine akan ırmaklarda dağ olmanın yüküyle unutuyorlar kendilerini ama bir çocuk kapıyı çalıp şeker isteyebiliyorsa, bir büyüğün eli öpülüyorsa, bir sofrada insanlar yeniden bir araya gelebiliyorsa… Ve bayram geldi diye barışın etrafında dua dua çoğalabiliyorsa kalpler…
Demek ki bayram hâlâ mümkündür. Dünya düzelmeden bayram gelmez sanıyorduk. Meğer bayram dünyanın değil, insanın hâlâ iyi kalabildiğini hatırlatmak için geliyormuş. Bayram, belki dünyanın iyi olduğu gün değildir ama insanın iyi kalmaya çalıştığı gündür; kim bilir…
“Can Veren Pervaneler” eşlik ederken bu yazının ruhuna, bayramı selâmlamak: Bayramımız bayram ola…
Yorum Yaz