Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Bir şiir kitabını elimde tutuyorum. Şöyle bir göz gezdiriyorum sayfalarına. Bir insan, yalnızca tek bir kalbi olan bir insan duygularını, hayallerini, emellerini, isyanlarını, arzularını, yenilgilerini, zaferlerini, usançlarını, neşesini, sevgisini, tabii ya sevgisini, gizli saklı ya da ayan beyan türlü türlü duygularını dile getirmek için sayfalar dolusu şiirler yazmış. Binlerce kelime, mısra. Sayfaları çevirmek bile insanda derin bir saygı uyandırıyor. Hayranlıkla çarpıyor kalp. Akıl mest oluyor.
İnsan var olduğundan beri duygularını dile getirmeye çabalıyor. Ne kadar da klişe bir cümle. Klişe cümleler üzerine eğilmeyi, onları ezberlenmiş kalıplardan çıkarıp ilk kez söyleniyormuş gibi algılamayı severim. Ben yeryüzünün bir öznesi olarak etrafımdaki her şeyin benimle nasıl bağ kuracağını belirlerim çünkü. Bir ağaçla, bir duvarı sahiplenen sarmaşıkla ya da beyaz porselen tabağımın içinde duran vişne reçelinin muhteşem güzelliğiyle kurduğum ilişki benim içsel bakışımın uzantısıdır, inşa ettiğim anlam dünyamdır. Her cümle, her renk, her biçim velhasıl her varoluş bakışımla istersem her dem taze, yeni, ilk günkü gibi. Ruhum yaratılmış her varlığı ilk kez görüyormuşçasına hissedip bu büyülü kavrayışın coşkusuyla yürür bu hayat yolunu.
İnsan var olduğundan beri duygularını dile getirmeye çabalıyor. Tek bir insan binlerce sayfa şiir yazabiliyor, ömrü el verse binlerce sayfa daha yazacak. Duygular neden bu kadar karışık, kompleks, derin ve sır dolu?
Duyguları hâlâ küçümseyen bir kesim var değil mi? Önemini inkâr eden. Yadsımayı seçen ve kalbiyle yüzleşmek istemeyen. Onlara “Büyük düşünceler kalpten gelir.” demek isterdim. Ve eklemek : “Küçük meselelerde aklınıza, büyük olanlarda ise kalbinize güvenin.” Duygularınızı bastırmayın, dönüştürün. Korktuğumuz duygular; öfke, kıskançlık, hırs bile onlara bakmaya cesaret ettiğimizde bizi daha iyi bir insana dönüştürecek hazineler olabilir.
Bir anda çöker duyguların önemini kavramayanlar. Yaşadıkları keder dolu pişmanlık da inkâr kadar yıkıcıdır.
Deniz kenarında duruyorum ve bir kuşun uçuşunu seyrediyorum. Engin mavilikler üzerinde bembeyaz kanatlarıyla bir martı uçuyor. Bu manzarayı binlerce, milyonlarca insan gördü. Binlerce yıl önce ve sonra. Benim hissettiklerimi onlar da duyumsadı mı? İlk kez görüyormuşçasına bütün varoluşlarıyla ona baktılar mı?
Ona bakıyorum, ona böyle bakınca kanatlara dönüşüyorum. Yüreğimi dolduran duygular öyle yoğun; hissettiğim öyle yüce, aşkın; gördüğüm öyle güzel, coşkun ki yaşadığım bu büyüsel, benzersiz keşfi, deneyimi, sarhoşluğu anlatacak kelimeleri bulamıyorum. Bütün dilleri bilsem, bütün kelimelere hâkim olsam yine bir kuşun uçuşuna eşlik edişimdeki bu hâlin, kanatların tercümanı olamayacağım. Bütün kaygılar, yenilgiler, acılar ebediyen silinip gidiyor ve ben o an saflığın, masumiyetin, güzelin bir temsili olarak sonsuzluğa karışıyorum.
Manzarayı içime çekiyorum. Manzaranın içine çekiliyorum.
Mesudum. Bu hayatta işte ben de mesudum diyorum.
Yorum Yaz