Karanlıkta çığlık ve kitlenin zalimliği

Köşe Yazıları

1980 yılının 17 Ağustos gecesi Lindy Chamberlain isimli kadının hayatı bir gecede alt üst olur. Avustralya’da yaşanan olay, uzun bir süre kamuoyunu meşgul eder. 

Kıtada sıkça bulunan ve dingo adı verilen yabani köpek, Lindy’nin çadırda uyurken bıraktığı 9 haftalık kız bebeği çalarak karanlığın içinde kaybolur. Lindy köpeğin ardından koşar, çığlıkları karanlığa karışır, tüm kamp sakinlerinin gözleri bu acıya şahit olur. Bir annenin başına gelecek en kötü olaydır bu. Çoğu kişiye aklını kaçırtacak bir talihsizlik... Fakat Lindy, dirayetli bir kadındır ve aklını yitirmez. Ama acıdan aklını yitirmediği için toplum tarafından en ağır şekilde cezalandırılır.

O dönemde her ne kadar sosyal medya yaygın olmasa da her tür tümörsel kitle refleksinde görüldüğü üzere, instagramlara ve X’lere yaraşır o sahte duyarlılıklarını sonuna kadar gösterir toplum. Önce aileye ve anneye merhamet edilir. Ardından ailenin "Yedinci Gün Adventistleri" kilisesine üye olması, "bebeğin kurban edildiği" gibi dedikodular hızla yayılır. Tüm bunlara, daha önce bir dingonun herhangi bir bebeği kaçırdığına şahit olunmadığı söylentileri de eklenince Lindy, bebeğinin vahşi bir hayvan tarafından öldürülmesi yetmezmiş gibi çocuğunun katili olmakla suçlanır. Lindy’nin mahkemede yeterince üzgün görünmediği iddiaları, aleyhine kullanılır. 

Görülen davanın duruşmalarından birinde, Lindy’nin gözleri önünde, bir bebeğin kafasının bir dingonun ağzıyla kavranıp kavranamayacağı maketlerle uygulanır. Kadının, yeterince üzgün görünmediği ve zaten “sapkın” bir tarikate mensup olmasından yola çıkılarak mahkumiyet kararı kesinleşir. Lindy ömür boyu hapse mahkum edilir ve dördüncü kız bebeğini hapiste dünyaya getirir. Lindy’nin ümidini yitirdiği anda, başka kamp severlerin bebeğin kanlı giysisini olay yerinden uzakta tesadüfen bulması üzerine dosya yeniden açılır. Ailenin arabasının ön panelinde bulunan ve bebeğin kanı olduğu iddia edilen izlerin, yıllar sonra aslında bir ses yalıtım spreyi olduğu anlaşılır. Lindy diğer çocuklarından da sekiz yıl ayrı kaldıktan sonra özgürlüğüne kavuşur. Bebeğinin tulumu tesadüfen bulunmasa çocuklarına kavuşamayacaktır.

Toplulukların, özellikle belli bir önyargı şemsiyesinin altında toplanmış grupların nasıl bir kanser hücresine dönüşüp bireyi öldürebileceğine şahit olduğumuz bu gerçek olayda pek çok “kitle psikolojik refleksi”ni gözlemlemek mümkün. Herkes o mağdurun yerinde olabilir ama onun yerinde değil de diğer/talihli tarafta yer alan insan belki de yerini garantiye almak, mağdurun tarafına geçmemek için ona saldırısını tüm şiddetiyle sürdürür. Bunu yaparken de toplumdan güç alır. Bu tutum, mağdur olmayanın bilinç altının “güvende hissetme” refleksidir.

Bu olayın çok benzeri ülkemizde de yaşandı aslında. Yaklaşık iki yıl önce, yine bir Ağustos gecesi 8 yaşındaki kız çocuğu Narin ortadan kayboldu. Cesedi gömen kişi bir şekilde olaydan sıyrıldı. Aileden üç kişi ise kamuoyu baskısıyla, aslında hiç de kuvvetli olmayan delillerle hüküm giydi. Anne içeride. İki küçük çocuk dışarıda kaldı. Konuyla ilgili sabah akşam program yapan uzmanlardan birinin diploması sahte çıktı. Dileriz ki adalet herkes için en kısa zamanda tecelli eder.

Yorum Yaz