Mutsuzluk senfonisi

Köşe Yazıları

Dünyanın en etkili yazarlarından biri olan Anton Çehov'un en çok sahnelenen oyunu Vanya Dayı İstanbul Devlet Tiyatrosunun Mehmet Birkiye rejisiyle sahnelenmesi elbette sezonun en  merak edilen prodüksiyonlarından biri. Doğumunun 165. yılında Çehov’a saygı duruşu niteliğinde olan oyun, kanımca sezonun en çok izlenen prodüksiyonlarından biri olacak.

Oyun, 19. yüzyılın devrim arifesini yaşayan Rusya’sında, değişmekte olan siyasal sistem ve sınıfsal değerlerin toplumsal yaşamda yarattığı uzlaşmaz çelişkileri, bir köy çiftlik evi yaşantısının içinden örneklerle yansıtır. Aydınların/ yarı aydınların köy yaşamının tekdüzeliğine sıkışmış dayanılmaz yaşamları, monotonluk, tembellik, umutsuzluk ve mutsuzlukla kuşatılmışlıkları, Vanya Dayı'nın öyküsünü oluşturur. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömrüne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu müphemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler sürüp giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur. Edebi metin olarak atmosferde kahraman yoktur ama sahne üzerinde o kadar çok kahraman var ki, nereden başlamalıyım diye düşünüyorum. 

Günümüz koşullarında son yıllarda böyle iddialı prodüksiyonları hep kurumsal tiyatrolardan izliyoruz. İyi ki de böyle oluyor çünkü prodüksiyon olarak  ortaya görkemli eserler çıkıyor. Seyirci olarak şanslıyız diye düşünüyorum. Oyun başlamadan önce salona girdiğimizde dönemin koşulları dekor olarak o kadar iyi tasarlanmış ki az sonra iyi bir eser izleyeceğiz duygusu veriyor. Yönetmen ve dekor tasarım eserin ve dönemin koşullarını başarılı algılıyor. Oyun başladıktan sonra dekorun katmanlı yapısı birçok sürprize sahne oluyor. Özellikle yağmur sahnesi benim gibi birçok seyircinin beğenisini topluyor. Dekor da Şirin Dağtekin Yenen ve ışık tasarım da Cem Yılmazer oyunun metni ve yönetmeni Mehmet Birkiye ile uyum içinde görünüyorlar. Başarılı takım işi.

Herkesin yanlış insana aşık olduğu ve herkesin aşırı derecede depresyona girdiği bu evde tek bir mutlu olay olmaz mı? Olmuyor ama bu kimseyi rahatsız etmiyor. Tüm karakterler bir ölçüde acı çekiyor. Esasen herkes mutsuz ve hüzünlü. Çehov'un metni şahane huzursuzluk ortamı yaratarak "boşa giden hayat" kavramına melankolik bir bakışla yaklaşıyor. Diyalog sanatına muazzam bir şekilde hakim, oyunlarındaki psikolojik zenginlik de cabası. İşlevsiz bir ailenin gerçek bir yansımasını sorgulayan benliğin zamansız anlatımı eşliğinde sunarak, seyirciye hayatı düşündürtüyor; tüm bunlar oyuncular için dramaturjik ve kurgu açısından gayet yeterli zemin oluşturuyor. Gerisi yönetmen ve oyuncu arasındaki sahneleme iletişimine kalıyor. Oyuncuların rollerini nakış işler gibi ortaya koymaları gayet başarılı bir prodüksiyonun parçası oluyor. 

Sonya rolündeki genç oyuncu arkadaşımız Doğa Yiğit herkesi büyülüyor. Mehmet Birkiye'nin öğrencisi olduğunu öğrendiğimiz aktris önümüzdeki yıllarda kendisinden bayağı bir söz ettirecek gibi. 

Sahnelenirken uyum içinde ve uzun zaman çalışmış olduğu belli. Oyuncu grubu üstüne düşeni rahatlıkla ortaya koyuyor. Herkes rolünü giyinmiş, kuşanmış.

Katmanlı kurgu yapısı, sahne üzerindeki görsel sürprizler, ışık tasarım, çağdaş yorumlar oyunun kurgusuna ve akışına ne güzel eşlik ediyor. Su gibi oyun izliyoruz. Finale gelindiğinde keşke bir daha izlesem duygusu uyandırıyor. Görülmeyi ve içine sindirilmeyi doya doya hak ediyor.

Yaşayacağız, uzun geceler boyunca yaşayacağız Vanya Dayı...

Tiyatro literatürüne altın harflerle yazılmış bu replik oyunu ve sahnelenmesi ile tiyatro severlere iyi geliyor. Benden söylemesi.

Yorum Yaz