O Eski Ramazanlar, Burada!

Köşe Yazıları

Her Ramazan geldiğinde aynı cümleyi kurarız:
“Nerede o eski ramazanlar?”

Esasında hemen her ramazan bizim için nerede o eski ramazanlar hissiyatıyla geçerken, bazı yıllar diğerlerinden farklı bir ruh hasıl oluyor. Bu yıl yaşadığımız Ramazan da onlardan biri gibi görünüyor. Sokaklara, kurumlara, şehirlere ve hatta dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların gündemine baktığımızda bu Ramazan’ın daha farklı bir ruh taşıdığını hissetmek zor değil.

Ramazan aslında bir toplum aynasıdır. Şehirlerin ritmini değiştirir, insanların dilini yumuşatır, sofraları çoğaltır, kalpleri birbirine yaklaştırır. Bu yıl Türkiye’de Ramazan’a dair en çok dikkat çeken şey ise tam olarak bu ruhun daha görünür hale gelmesi oldu. Sokak ışıklarından okul koridorlarına, cami minberlerinden yardım sofralarına kadar uzanan geniş bir alanda Ramazan’ın ruhunu hatırlatan bir iklim oluştu.

Türkiye’de, Ramazan’ın bu yılki tecrübesi toplumsal hayatın farklı katmanlarında yeniden hissedilen bir değerler iklimi olarak karşımıza çıktı demek mümkün.

Bu yılın en dikkat çekici gelişmelerinden biri ise hiç şüphesiz, Ramazan’ın eğitim hayatı içinde görünür hale gelmesi oldu. 

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan bir genelgeyle Türkiye genelindeki okullarda “Maarifin Kalbinde Ramazan” temasıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmesi kararlaştırıldı. Daha önce bu ölçekte bir uygulamaya pek rastlamamıştık. Okullarda paylaşma, yardımlaşma, merhamet gibi değerlerin konuşulduğu etkinliklerin yapılması, öğrencilerin Ramazan kültürünü tanıması ve sosyal sorumluluk çalışmalarına katılması teşvik edildi. Okul öncesinden ortaokul seviyesine kadar farklı yaş grupları için hazırlanan etkinlik rehberleriyle Ramazan’ın manevi atmosferi eğitim ortamında da hissedilmeye başlandı.

Aslında bu adım bize önemli bir şeyi hatırlattı:
Ramazan’ın yalnız büyüklerin yaşadığı bir ibadet zamanı değil, aynı zamanda yeni neslin tanıması gereken bir kültür olduğunu hep birlikte idrak ettik. Çocuklar Ramazan’ı sadece yemek yemek için iftar saatini beklemek olarak görmez; paylaşmanın, yardımlaşmanın ve birlikte olmanın zamanı olarak öğrenirse o ruh kuşaktan kuşağa taşınır. Belki de bu yüzden bu yıl okul koridorlarında Ramazan’dan söz edilmesi birçok insanın dikkatini çekti.

Bir anlamda Ramazan toplumun nabzını da ölçüyor. Öyle ki, sokaklarda insanlar birbirine daha çok selam veriyor, sofralar büyüyor, iftar davetleri çoğalıyor, rızıklar paylaşılıyor. Modern hayatın hızında kaybolan bazı değerler sanki bu ayda yeniden inşa oluyor.

Ramazan’ın gerçek ruhu biraz da şehirlerde görünür oluyor. Mahyalar, ışıklandırmalar, meydanlarda kurulan etkinlik alanları… Bunların hepsi aslında bir kültürün hâlâ yaşadığını gösteriyor.

Bu yıl Esenler’de bir kıvılcım misali Ramazan’ın atmosferini güçlü şekilde hissettiren çalışmalar 7’den 70’e herkesin dikkatini çekti desek yeridir. Esenler’de Ramazan, iftar sofralarından ibaret bir organizasyon olarak değil, baştan sona bir şehir atmosferi olarak kurgulandı. Sokakların Ramazan ışıklarıyla donatılması, meydanlarda kurulan etkinlik alanları, kültür programları, söyleşiler ve geleneksel Ramazan eğlenceleri ve daha niceleri bu atmosferin önemli birer parçası oldu.

Şehirlerin ruhu bazen böyle küçük dokunuşlarla değişir. Bir sokakta yanan bir ışık, bir meydanda kurulan bir sahne, bir iftar sofrası… Bunların hepsi aslında aynı şeyi söyler:

Ramazan, ruhlarımızı onarmak için birkez daha geldi.

Ramazan’ın en temel anlamlarından biri ise paylaşmaktır. Bir sofranın bereketi yalnız o sofrada oturanlarla sınırlı değildir, kalbi açık olan herkesle genişler.

Bu yıl birçok yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşu, Ramazan yardımlarını yalnız Türkiye içinde değil, dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Müslümanlara ulaştırdı. Esenler Belediyesi’nin Gazze’de kurduğu iftar sofraları da bu dayanışmanın anlamlı örneklerinden biri oldu. Savaşın ve yıkımın ortasında yaşayan insanlara ulaştırılan bu sofralar aslında Ramazan’ın en gerçek anlamını hatırlattı.

Ancak ne yazık ki Ramazan’ın sevinci dünyanın her yerinde aynı şekilde yaşanamıyor. Bir tarafta ışıklarla süslenen şehirler varken, dünyanın başka köşelerinde Ramazan yine zifiri karanlıkta geçiyor. Gazze’de insanlar iftar saatini sirenlerin ve bombaların arasında bekliyor. Sudan’da iç savaşın gölgesinde Ramazan yaşanmaya çalışılıyor. Doğu Türkistan’da ise pek çok Müslüman en temel ibadetlerini bile özgürce yerine getirebilmenin hasretini çekiyor.

Ramazan bu yüzden bize sevinçle birlikte sorumluluğu da hatırlatıyor. Ancak bu gerçeği hep hatırda tuttukça Ramazan gerçekten anlam kazanıyor.

Bu yılın Ramazan’ına baktığımızda ortaya ilginç ve bir o kadar da heyecan verici bir tablo çıkıyor.

Okullarda konuşulan bir Ramazan var.
Camilerde hissedilen bir Ramazan var.
Şehirlerde yaşanan bir Ramazan var.
Ve dünyanın mazlum coğrafyalarına uzanmaya çalışılan bir Ramazan var.

Belki de Ramazan tam olarak budur.

İnsanlara sadece aç kalmayı değil, kalbin genişleyebileceğini hatırlatan bir zaman.

Bir sofranın başka bir sofraya ulaşabileceğini hatırlatan bir zaman.

Ve en önemlisi…

İnsanların birbirini unutmaması gerektiğini hatırlatan bir zaman.

Belki de bu yüzden karanlığın en yoğun olduğu yerde bile bir kandilin yanabileceği hatırlanabilsin diye Ramazan geldiğinde şehirler biraz daha aydınlanıyor.

Hüseyin CERRAHOĞLU
Hüseyin CERRAHOĞLU

1974 Samsun’da doğdu. 1994 Samsun İmam Hatip Lisesi’ni, 1999 Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo – TV Sinema Bölümü’nü bitirdi. 1998 – 99 yılları arasında TRT İstanbul Televizyonu’nda yönetm ...

Yorum Yaz