Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Gönül dünyamızı sonsuz mutluluklara açan zaman dilimlerini tekrar yaşamayı iple çekeriz. Ruhî hayatın derunî yönüyle bizi tanıştıran mekânları tekrar ziyaret etmek için sabırsızlanırız. Hacca gidip de o anları tekrar yaşamak ve o beldeleri tekrar görmek istemeyen bir kimse ile karşılaştınız mı? Hayır. Niçin? Çünkü o zaman ve mekânlar dinî hayatın zirvesini temsil ediyorlar. İbadetle ihlasın, zemzemle zikrin, Hacerü’l-esved taşı ile gözyaşının muhteşem terkibini temsil ediyorlar.
Ramazan da böyle bir gönül tiryakiliğidir. Böyle bir gönül seferberliğidir. Tekbirle teravihin, sahurla sadakanın bir sentezidir. Hem biliyor musunuz, sahur, seher ve sihir aynı köktendir. Yani sahurun bir sihir, bir büyüsü vardır. Bu sihir, günü avuçlamakta, mahyayı aydınlatmaktadır.
Cami ve minarenin aydınlığı içimize aksetmekte, teravih namazlarıyla birlikte başlayan “merhaba” sedaları yeri – göğü inletmektedir:
Merhaba ey şefkat ayı merhaba
Merhaba ey vuslat ayı merhaba
Merhaba ey rahmet ayı merhaba
Merhaba ey hikmet ayı merhaba
Bu ayın Kur'an ayı olduğunu gösteren en önemli olaylardan biri de Kur'an kurslarında okuyan “melek”lerin tilavet ettiği mukabelelerdir. Bu lahutî meclisler aracılığıyla Allah kelâmı, söz konusu “melek”ler aracılığıyla tekrar müminlere aktarılmıştır, aktarılmaktadır.
İç dünyamızın aydınlanmasıyla birlikte dış dünyaya açılırız. Fakir fukaraya uzanırız. Yoksul ve kimsesizlerle buluşuruz. Garibanlarla konuşuruz. Ekmeğimizi paylaşırız. Böylece fakirlerin bulunduğu çadırlardaki toplu iftarlar toplu ibadetlere dönüşür. Çadırı dahi olmayan Gazze’lileri hatırlarız.
Rizayet ve mücahede, dinî – ahlakî hayatımız için sık sık kullanılan terimlerdendir. Rizayet, eğitmek, terbiye etmek, mücahede ise gayret ve çaba göstermek demektir.
Beden eğitiminin adı eskiden riyazet-i bedeniye idi. Bu eğitim ile nasıl bedenimize birçok mahareti kazandırabiliyorsak, ruh eğitimi ile de ruhumuzu kemâle doğru götürebiliriz. Her hangi bir spor dalı ile ilgili olarak kazandığımız maharet ve ustalık milyonlarca insanı o konuda geçmemize sebep olduğu gibi ruhumuza kazandıracağımız manevî enerji ile de “hayırlı işlerde” en önlerde yarışabiliriz.
Beden eğitiminin esasları olduğu gibi ruh eğitiminin de usûl ve kaideleri vardır. Beden eğitiminin menajeri ve antrenörü olduğu gibi ruh eğitiminin de muallim ve mürşidi vardır. Beden eğitiminin “olmazsa olmaz” şartları olduğu gibi, ruh eğitiminin de kesin prensipleri vardır.
Ruh eğitiminin başlangıcında, bedenî arzu ve ihtiyaçlarımız kontrol altına alınır. Bunun gelenekteki üçlü tasnifi şöyledir:
Az yemek
Az uyumak
Az konuşmak.
Bedenin arzu ve iştahlarını denetim altına alan insan, manevî dünyaya yönelebilmek için gerekli olan donanım ve kabiliyeti elde eder.
Allah sevgisi denen sonsuz güzellikle tanışabilmek için “Allah'a aşık” olan insanların rehberliğine ihtiyaç vardır. Onların sözlerine ve eserlerine muhtacız. Çünkü aşk, mayalanma ister. Aşkın hammaddesi içimizde vardır. Ancak bunun işlenmesi ve işe yarar hale gelmesi için özel gayretler gerekir. Allah'ı en çok seven insan ise Hz. Peygamberdir. Bunun için Allah söyle buyuruyor: De ki, (ey peygamber) Eğer Allah'ı sevmek istiyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin. Zira, Allah çok affedicidir, rahmet kaynağıdır.” (Al-i İmrân, 3/31).
İkinci etapta Hz. Peygamber'e aşık olanlara aşık olmak gerekir. Allah dostlarıyla dost olmak gerekir. Onları canla başla dinlemek gerekir. Onların tecrübesinden faydalanmak, fikirlerinden beslenmek, görüşlerinden feyz almak gerekir.
Niyazî-i Mısrî’nin yanında yetişen Mehmed Emin Bursevî’nin Ramazan duyguları: “Mesrûr olun ey dostân / Geldi mübârek Ramazân/ Buldu bu âlem tâze cân/ Geldi mübârek Ramazân” şeklindedir.
Yorum Yaz