Sherlock ölmeli

Köşe Yazıları Güncel

Yazar, tuşlara dokundukça bir şekil beliriyordu. Ne durdu ne tereddüt etti yazar. Kelimelerini sıralamaya devam ettikçe korku ve heyecan sardı bedenini. Öyle ki tuşlara bastıkça parmakları titremeye başladı. Daha hızlı, daha kararlı yazdı. Ve nihayet heybetli ve kendinden emin duruşuyla bir adam çıktı ortaya. Sözde kâğıttaydı bu adam ama yazar o gün hissetmişti onun kelimeler arasına hapsedilemeyeceğini.

Böyle başladı Arthur Conan Doyle’la kurmaca karakteri Sherlock Holmes’ün yolculuğu. Sherlock, birçok insandan daha zeki ve daha tuhaftı, biliyordu bunu yazar fakat tam da böyle olması gerekiyordu girift sırları ve garip suçları çözmesi için. Sherlock’a Baker Street’te hayalî bir ev kurduğunda, muhtemelen tahmin etmiyordu bir gün Londra’da böyle bir sokağın ve evin Sherlock’un anısına tahsis edileceğini. 

Doyle türlü maceradan ve türlü esrardan geçirdikçe dedektifini, peşine takılan okur sayısı her geçen gün artıyordu. Sisli manzaralarda, ürkütücü bölgelerde ilerlerken her acayipliğin arkasında aklın çözeceği bir sır olduğunu biliyordu Sherlock. Okur da zamanla alışmıştı buna ancak vaka sıra dışı bir hikâyeye olarak başladığında hem suçlunun kim olduğunu merak ediyordu hem de olağanüstü bir şekilde başlayan maceranın nasıl fizik kanunlarıyla açıklanacağını.

Doyle’la Sherlock’un dostlukları yıllarca sürdü. O kadar güçlü bir isme dönüşmüştü ki dedektif, yazarı gölgede bırakmıştı. Okurlar, onu bir yazar olarak görmekten çok, Sherlock’tan kendilerine haber getiren bir aracı olarak görüyorlardı. Doyle keyfini çıkardı bu durumun; rahatsız olmadı Sherlock’un varlığından çünkü onun için de bir meydan okumaydı her macera.

Fakat gün geldi, Doyle başka şeyler yazmaya karar verdi ama Sherlock, neredeyse kanlı canlı bir insan olarak karşısında dururken bunun mümkün olmadığını anladı. Onu bir kenarda oturtup farklı şeyler yazamayacağını biliyordu. Geriye tek bir çözüm kalıyordu: Sherlock ölmeliydi. Belki üzülerek, belki içi kan ağlayarak belki de sevinerek Sherlock’u son macerasında ezelî düşmanı Moriarty eliyle uçurumdan atıverdi Doyle. 

Büyük bir sessizlik kapladı hayatını Doyle’ün ama çok sürmedi bu hâl. Sherlock maceralarını tefrika ettiği Sun gazetesinden çuval çuval mektup yığıldı her gün kapısının önüne. Büyük bir öfke ve hayal kırıklığıyla doluydu satırlar. Aldırış etmedi yazar, ta ki bu kızgın kalabalığı kendi annesi de katılana kadar. Tek bir şey istiyorlardı: Sherlock’u geri getir!

Doyle direnç gösterdi. Ancak özgürce bir yazı hayatı sürmek istese de Sherlock olmadan nasıl bir boşluğa düştüğünü gördü. Başarmak için uğraştı, yeni eserler kaleme aldı ama öfkeli okur kitlesini peşine takamayacağını gördü. Yazmak için bir gün daktilosunun başına oturduğunda uçurumu geri getirdi Doyle. Her şey bıraktığı yerdeydi fakat hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını o öğretmişti insanlara. Uçurumun karanlığına elini uzattı, bekledi. Karanlıktan Sherlock’un eli çıkıverdi. Doyle yakaladı onu ve yeniden yaşayanların arasına kattı ta ki kendisi ölene kadar.

Yorum Yaz