Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nin resim dalındaki bu yılki sahibi, usta sanatçı Yalçın Gökçebağ, Litros Sanat’ın yeni sayısı için sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Bizi atölyesinde misafir eden sanatçı resimlerinin içeriğiyle ilgili şunu söyledi: “Her resmin bir felsefesi vardır. Benim resimlerimin felsefesi de mutluluk vermesi…”
Usta sanatçı Yalçın Gökçebağ… Aynen başlıkta aktardığı gibi resimleriyle insanın içine huzur ve mutluluk veren bir ressam o. Resimlerinde konu edindiği, doğa, kırsal yaşam, tabiat, köy, çocukluk anıları ve dahası; herkesi, tüm izleyicisini ortak paydada buluştan bir tema adeta. Üretimlerine hiç durmadan, büyük bir mutlulukla devam ediyor usta sanatçı. Resimlerindeki, enerji ona, ondaki enerji de resimlerine yansıyor hiç şüphesiz. Ne mutlu ki bu yıl çok kıymetli bir ödüle de değer görüldü kendisi. Bu yıl Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nin resim dalındaki sahibi oldu. Biz de bu vesile ile kendisiyle atölyesinde bir araya geldik. Sanatına, yolculuğuna ve elbette aldığı büyük ödüle dair konuştuk, buyurun keyifli sohbetimize…
“Kendi resmimizi yapmaya başladık”
Yeni yıldan bir sanatçı olarak beklentiniz nedir? Sohbetimize böyle başlayalım…
Ben beklentilerimi daima olumlu tutarım. Bu nedenle benim beklentilerim hep iyidir. Güzel şeyler olacak İnşallah. Sanatçılar daha da ileri gidecekler, gençler daha da sanatlarına temayüz edecekler. Sanata da daha da önem verilecek… Hep böyle iyi şeyler düşünüyorum. Gençlerin sanata önem vermesi çok önemli. Çünkü onlar bizim yerimize gelecekler. Bu bir çark sonuçta… Bu sebeple bu çark ve gençler çok önemli. Daha da iyiye doğru giden şeyler var. Resimler daha iyi yapılıyor ve en önemlisi kendi resmimizi yapmaya başladık. Bu da çok güzel bir şey tabii. Çağdaş Türk resminden bahsediyorum. Aşağı yukarı 15-20 senedir bu böyle. Çok genç çünkü bizim resmimiz daha önceleri Avrupa sanatının etkisinde kalmıştır uzun süre. Şimdi bu olumlu olarak daha da çoğalıyor. Bizim resmimiz diyorum buna ben ve bu oluşmaya başladı.
“Her resmin bir felsefesi vardır”
Hocam sizin üslubunuz kendiliğinden mi ortaya çıktı?
Ben de herkes gibi soyut resim yapıyordum. Bildiğiniz üzere büyük bir kaza geçirdim ve o süreçte uzunca bir süre düşünme imkânı buldum. Sonrasında köydeki çocukluk anılarımın resmini yapmaya başladım. Çok gözüyle bir düğün, köy düğünü örneğin. Ama akademik resim. Yani ben bu ikisini birleştirdim. Her resmin bir felsefesi vardır. Dersin ki “Ben nüfus çoğunluğunu ele alıyorum ya da kadın meselelerini işliyorum” gibi. Ben de dedim ki “Neden benim felsefemde insana mutluluk veren resimler yapmak olmasın?” Neden böyle bir ressam olmayayım? Çok iddialı bir şeydi bu ama yaptım. Çok güzel şeyler duydum resimlerimle ilgili, insanlara iyi geldiğine dair konuştular. Kısaca bu üslup ve içerik süreci biraz kendiliğinden doğdu diyebilirim.
“Hayatım dolu dolu geçiyor”
Bir sanatçı olarak bir gününüzü bizimle paylaşır mısınız?
Ben şimdi 82 yaşındayım ve emekliyim. Eve gidiyorum mesele ve çok geç yatıyorum. Günde 6 saat uyuyorum. Sabahları 10 gibi kalkıyorum. Ondan sonra 1 ya da 1,5 saat ayılma çayı içiyorum, sonra kahvaltı vs. derken ben saat 12 gibi atölyeme geliyorum. Atölyemde de saat 7’ye kadar tıpkı bir memur gibi çalışıyorum. Karım her zaman evde yemek yememi ister. O yüzde saat 7’de burayı kapattıktan sonra evime giderim. Evden atölyeye, atölyeden eve gibi bir süreç var anlayacağınız. Böyle bir hayat geçiyor ama bu hayat çok dolu dolu geçiyor. Ben de çok sıkı çalışıyorum, çok şükür işlerim de çok iyi. İşte bunlarla oyalanıp gidiyorum…
Yeni bir resim yapacak olduğunuzda ilk fırça darbesini nasıl vuruyorsunuz hem teknik hem de içerik olarak?
Resim yapmaya başladığın anda karşındaki tuval canlanır. Canlı bir organizmaya dönüşür ve sana karşı çıkar. “Ben sana uymayacağım” der. Bu böyledir. Ve bazen de zaman zaman o da galip gelebilir. Ressamlar böyle durumlarda çok sinirlenip, fırçayı bir kenara atıverirler. Ama ben artık bunu yeniyorum. Tuval başına oturuyorum ve önce gökyüzünden başlıyorum. Resmi bir alt doku olarak hazır hale getiririm. Sonra da koyu kısımlarını yaparım. Siyaha yakın, kahverengi gibi. Onun üstünde de yavaş yavaş renkler oluşur. Bu benim ritüelim.
“Resmin bittiğini anlamalısınız”
Bir sanat eseri izleyiciye ne vermeli hocam? Hayranlık mı, huzur mu; güzellik mi? Yoksa duygu mu?
Bir sanat eseri seyircisi ile psiko-fizyolojik ilişki kurmalıdır. Yani seyircinin hem fizyolojisine iyi gelmeli de hem de psikolojisine. Eğer bu durum oluşmazsa sanat eseri beğenilmez. İşte bu süreçten dolayı resmi “bitirmek” çok önemlidir. Resmin bittiğini bileceksin. Çünkü bitmemiş bir resim, bitmemiş dengesiz bir heykele benzer. Düştü düşecek olur ve vücut bunu hisseder.
“Ben çağdaş bir peyzaj ressamıyım”
Günümüz güncel sanat ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ortamda kendinizi nereye nasıl konumlandırıyorsunuz?
Bir kere ben peyzaj ressamıyım ama çağdaş olarak. Şu çok önemli, benim yaptığım peyzajlar hiçbir zaman antik çağa ya da 18. yüzyıl peyzajlarına benzemez. Benimki tamamen değişiktir. Kimse de böyle yapmamıştır. Örneğin zeytin ağaçlarım, örneğin üzüm bağlarım, yüzlerce, binlerce… Ben böyle bir peyzaj ressamıyım, koca bir bahçeyi yapıyorum. Bir tek ağaçla bunu yapmıyorum. Müzikte bir ana tema vardır. Benim resimlerimde de bir birim vardır, ana tema. Aynen senfonik müzik gibi aynı hareket, aynı ritim tekrar eder. Bu nedenle benim resimlerimde lirik bir müzik de vardır. Öte yandan sanat ortamımızı da elbette takip ediyorum. Enteresan bir şekilde bazı şeyler çok kolaylaştı. Örneğin Pinterest diye bir şey çıktı, nasıl güzel, ben de bayılıyorum ve bakıyorum. Ama bir tehlike bu aynı zamanda. Sanatçılar bunun etkisinde kalmamalı. Ama ondan istifade edebilirler ve esinlenebilirler.
“Genç sanatçılar önce üsluplarını yaratmalılar”
Genç sanatçılara özellikle söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Genç sanatçılarda şöyle bir durum var, resim yani sanat ve para mevzuu. Bu bakış aynı anda olmaz. Bizim fıtratımızda yok öyle bir şey. Genç sanatçılar bir an önce resim yapıp da bir an önce satmak istiyorlar. Genç sanatçılar önce kendi üsluplarını yaratmalılar. Bunun için de mümkün olduğu kadar para için resim yapmayacaksınız. 1970’li yıllarda bizler hiç satamazdık. Ama resim yapmak için para kazanırdık. Şimdi para kazanmak için resim yapılıyor. Bu hiç doğru değil. Para elbette kazanırsın ama vakti zamanı gelince. Hemen diye bir şey yok. Bu bir sabır ve çalışma işi. Öte yandan resim fiyatları mevzuuna gelelim. Türkiye’de resim fiyatları diğer ülkelere göre çok ucuz. Ancak kendi ülkemize göre de pahalı. Burada bir enteresanlık var. Bir de “Resim para ediyor” düşüncesi de iyice insanların aklını çelmiş durumda. Bunlar hep yanlış. Örneğin bir resim beğendin, güzel. Ancak onun para edip etmemesini sorgulamamalısın. Etmiyorsa o eseri almıyorlar. Herkes “para edenin” peşinde. Güzel resim tamam, çok beğendin, al o zaman evine as. Biz daha bunu yapamadık. Para edip etmemesine bakmamak lazım. Bu çok yanlış bir bakış açısı. Bir de genç sanatçılar da şu var, fiyatları çok fazla koyuyorlar. Ben öyle düşünüyorum…
Hayalini kurduğunuz fakat hayata geçiremediğiniz bir çalışma var mı?
Ben hayalini kurduğumun daha fazlasını yaşıyorum. Örneğin şu ödül nereden aklıma gelecekti? Veya diğer sahip olduklarım, daha ne… Tüm bunlar beni geçindiriyor. Resim mevzuna gelince daha yapamadığım şeyler var açıkçası. Ama galiba yapamayacağım… Mesela bazı soyutlamalar yapmak istiyorum fakat yapamıyorum. Çok zor. Kolay değil. Soyut daha zordur her zaman. Çünkü somutun üstüne geçiyorsun. Sanırım yetişemeyeceğim, bilemiyorum.
“Sanat beni çok güzel yaşattı”
Geriye dönüp baktığınızda bu yolculuğu nasıl adlandırıyorsunuz?
Bu düşünceler sık sık insanın aklından geçiyor. Ben hakikaten çok güzel yaşadım. Sanat beni çok güzel yaşattı. Hiç göremeyeceğim mevkilerle ahbap oldum ve sanatçılarla dost oldum, büyük sanatçılarla… Mesela ben Bedri Rahmi gibi olmak istiyordum. Ve onun gibi oldum ve hatta onunla çok da konuşmuşluğum var. Yani hayalini kurduğum şeyleri birer birer gerçekleştirdim. Bu nedenle ben derdim ki hayalini kur ve onu iste.

“Cumhurbaşkanımızın konuşması beni çok mutlu etti”
Aldığınız Büyük Ödül hakkında duygu ve düşüncelerinizi paylaşır mısınız?
Bu ödül bana büyük bir sürpriz oldu. Doğrusu hiç beklemiyordum böyle bir ödülün verileceğini. Ama duyunca çok şaşırdım. Bana telefon geldiğinde ve bu durum açıklandığında “Ben mi?” demiştim. Bu benim için bir müjdeydi. Sayın Cumhurbaşkanı bana ödülü verdi. Çok da güzel bir konuşma yaptı benim için. Hakikaten konuşması çok güzeldi. Tüm bunlara elbette çok sevindim. Bu uzun ve onore edici konuşma beni gerçekten çok mutlu etti. Uzun uzun sanatımı ve beni anlatması çok kıymetliydi, kendimden gurur duydum. O birinci ağız çünkü…
Yorum Yaz