Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Abdullah Harmancı 2025’in sonunda Loras Yayınları’ndan aynı anda hacimli üç kitap birden çıkardı. Eleştiri yazılarını içeren Sevgi Borcu şiir, hikaye ve deneme yazarları hakkındaki yazılarından kıymetli bir seçki. Kurmacanın Büyülü Sureti ise öykü kitaplarına dair kritiklerini, öykünün ruhuna dair yazıları, dergilerdeki öykülere dair analizleri, ayrıca yıllarca emekle tutulmuş öykü notları ve günlüklerini içeriyor.
Üçlemenin üçüncü kitabı ise yazarın Ay Dolanır Yıllar Geçer başlığıyla derlenmiş mülakatları. Kitap 2003’te Dergah Dergisine verdiği söyleşiyle açılıp, 2025’de Çare dergisinden F.Zehra Aydemir’e verdiği cevaplarla son bulmuş. Aradaki 22 yılın emeğini kronolojik olarak okuduğumuzda, yazarın yazma sürecine, zaman içinde değişen yenilenen görüşlerine, biçim ve içerik arasındaki tereddütlerinin evrildiği kırılma noktalarına tanık oluyoruz. Satır aralarında çocukluğunda haberlerden izlediği İran Irak savaşından itibaren içinde yaşadığı dünyayı ve atmosferi, hikayelerin içinde yüzdüğü somut evreni de anlamak mümkün.
Aynı zamanda akademisyen olan Harmancı’nın yazmada zaman daralmasına sebep olmasına rağmen, verdiği derslere özenle hazırlanma titizliği, hikayelerdeki işçilikte de kendini gösteriyor. Yazarın gittikçe rafineleşen, heykel gibi yontulan, çok kısa hikayelere uzanan dili bunun göstergesi. Kitaplaşma açısından ilk menzili olarak nitelediği “Muhteris”ten başlayarak yazarı, yazım teknikleri ve içerik tercihleri açısından bu söyleşilerde izlemek ilham verici.
Kendini sade, sessiz, yalnız, tedirgin biri olarak tanımlayan yazar için, hikaye yazmak bir varoluş biçimi. Kitapları hakkında yazılanlardan çok şey öğrenebilmiş olması da ülkede hala incelikli bir eleştirinin mümkün olabileceğine işaret. Yazmak iletişim kurmak ve öteki bilinçlerdeki yankıyı görmek içindir zaten.
Yazmanın bir sanata dönüşmesi için gerekli bileşenler üzerine hala yeni başlamış biri gibi kafa yoran yazara göre her yazar “biçimci”dir. Fakat biçim oyuna dönüşüp içeriği ezip geçmemelidir fikrinde buluşuyoruz sanırım. Aksi halde yazar metinler arası hikayeler oluştururken, kahraman olarak içinde ruhu olmayan bedenler inşa etme riski altındadır.
Yazar merkez taşra ikileminde digital dünyada bu ayrımların önemini kaybetmeye başladığı söylüyor. Ben de Konya’dan Maraş’a ve daha birçok şehirde çıkan dergilerin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Dergilerde sayısız eser yayınlayan yazarın, bu süreli yayınların işlevselliği hakkında da çok olumlu tespitleri var.
Harmancı’ya göre öykü yazarının yazma tarzının sıradanlaşmaya başlaması, tekrara düşmesi felaketidir ve öykücü kendi rutinini yıkmaya çalışmalıdır her şeyden önce. Bu noktada kaygılarımızı asla yitirmemeliyiz, yazarı ayakta tutan sürekli arayış içinde olması çünkü. Dönüşmesi gereken tutumlardan biri de huzursuz, tutunamamış, acı çeken “entelektüel ben”i anlatıp durmak yerine, başkasını, farklı olanı, ötekini de yazabilme başarısıdır ve bunun için çabalamalıyız. Yazar görsel dilin cazibesiyle de yarışmamalıdır çünkü zaten onlara da ilham verecek sağlam hikayelerin kaynağını hâlâ elinde bulundurmakta. Yazarın böyle düşündüğünü çıkardım konuşmalarından ki bu fikre katılmasak, artık yazma heyecanından ve tutkusundan söz edemezdik. Ustalaşmak da çok tehlikeli Harmancıya göre, sanatınızı belli kriterlerde dondurmak anlamına gelir bir bakıma. Bu yüzden en iyisi ustalaşmadan ölmek diyor kestirmeden. Peki bunlar yenilenmeyi başaran bir ustanın cümleleri değil mi? Değinecek birçok konu var, harika çocuk kitapları külliyatına gelemedik bile. Yazarın “birbirimize değer vermeli ve takip etmeliyiz” fikrine katıldığımı söyleyerek bitireyim sözlerimi.
Yorum Yaz