Boğaz’dan Nil’e Suyun Kıyısındaki Halil Paşa

KÜLTÜR SANAT

Pera Müzesi, Türk resim sanatının öncü isimlerinden Halil Paşa’ya odaklanan “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının Paris’te aldığı eğitim, Beylerbeyi’ndeki yaşamı ve Abbas Halim Paşa’nın davetlisi olarak bulunduğu Mısır yılları, serginin ana eksenini oluşturuyor. Boğaz kıyılarından Nil Nehri’ne uzanan bu yolculuk, suyun ışık ve renkle kurduğu ilişki üzerinden şekillenen sanat anlayışıyla birlikte ele alınıyor.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Türk resim sanatının önemli isimlerinden Halil Paşa’nın yaşamı ve sanatsal üretimine odaklanan “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” başlıklı yeni sergisini sanatseverlerle buluşturdu. Dr. Özlem İnay Erten’in küratörlüğünü üstlendiği sergi, Halil Paşa’nın farklı coğrafyalara yayılan üretim sürecini, sanatçının yaşam öyküsüyle iç içe geçen bir anlatı çerçevesinde ele alıyor. Halil Paşa’nın Türk resim sanatına katkılarını, Doğu ile Batı arasında kurduğu estetik ilişkiyi, Osmanlı modernleşme sürecindeki konumunu ve erken Cumhuriyet dönemindeki sanatsal üretimini bugünün izleyicisine sunuyor.

Türk resim tarihinde Osman Hamdi Bey’den sonra hakkında en çok yayın yapılan ressamımız Halil Paşa, Asker Ressamlar Kuşağı’ın en üretken ve öncü isimlerinden. Osmanlı’nın üst yönetici sınıfına mensup, Ferik Selim Paşa’nın oğlu olarak dünyaya geliyor. Modernleşme sürecinin şekillendiği askeri-bürokratik çevrede yetişiyor. Dönemin en modern eğitim kurumlarından Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun’da aldığı teknik temelli resim eğitimi sanat anlayışının zeminini oluşturuyor. Sanat anlayışı ve sevgisi yüksek olan babası Ferik Selim Paşa’ya yaptığı ısrarcı ricalar üzerine 1880’li yılların Paris’inde dönemin en prestijli sanat akademilerinden École des Beaux-Arts’a gönderiliyor. Burada sürdürdüğü öğrenim, sanatçıyı uluslararası sanat çevreleriyle buluşturuyor. 1889 Paris Evrensel Sergisi’nde kazandığı bronz madalya ise Türk resminin ilk büyük uluslararası başarılarından biri olarak tarihe geçiyor. Gerek portre ve manzaradaki ustalığı gerekse açık hava resimlerindeki özgün ışık ve renk kullanımıyla Halil Paşa, Türk izlenimci duyarlılığının ilk örneklerini veren sanatçılar arasında anılıyor. “Halil Paşa’nın düşlediği Paris’e kavuşması şöhretinin ilk basamağı oldu” ifadesinde bulunan kültür tarihi araştırmacısı Taha Toros, Paris’te Bonapart Sokağı’ndaki Güzel Sanatlar Okulu’nda ve hocalarından birinin Mazarine Sokağı’ndaki atölyesinde geçen yıllarında, Halil Paşa’nın hayallerinin gerçeğe dönüştüğünü şöyle ifade ediyor: “Hocalarından en çok atölyesinde çalıştığı Gerome’u sevdi. Sanat dünyasında Gerome, ünlü ressamlar yetiştiren bir oryantalist idi. Türk ressamlarından Şeker Ahmet Paşa ile Osman Hamdi Bey ve Seyyit Bey, resim sanatının sihirli dünyasını onun vasıtası ile tanıdılar. Halil Paşa, Gerome’un çok takdir ettiği bir Türk ressamı idi.”

Nil kıyısında bir himaye

Halil Paşa’nın sanatına derin izler bırakmış bir başka ülke ise Mısır. Erken Cumhuriyet yıllarının getirdiği bir takım ekonomik zorluklar ve sanat ortamının değişmeye başlamasıyla birlikte dönemin diğer ressamlarında olduğu gibi Halil Paşa da maddi bir takım sıkıntılar da yaşıyor. Bu süreçte onu destekleyen en önemli isim Hidiv Ailesi’nden Abbas Halim Paşa hem Mısır hem de Osmanlı aristokrasisine mensup. Uzun yıllar yazlarını İstanbul’da Heybeliada’daki yazlığında geçiriyor. Zarif kişiliği, ilim adamlarına ve sanatkarlara karşı derin saygısı ile bilinen Abbas Halim Paşa, Heybeliada’daki köşkünde dönemin sanatçı ve edebiyatçılarını bir araya getiren toplantılar düzenliyor. Recaizade Mahmut Ekrem, Mehmet Akif Ersoy, Feyhaman Duran, Hoca Ali Rıza ve Halil Paşa gibi isimler sık sık bu köşkte Abbas Halim Paşa ev sahipliğinde bir araya geliyor. Sanatçıları hem maddi hem manevi olarak destekler bir konumda olan Abbas Halim Paşa, misafirperverliğini kışları döndüğü memleketi Mısır’da da sürdürüyor. Halil Paşa da 1920’li yıllardan itibaren Abbas Halim Paşa’nın davetiyle kışları Kahire’de geçirmeye başlıyor. Hilvan’da kendisine tahsis edilen 8 odalı müstakil ev, yine Abbas Halim Paşa tarafından Mehmet Akif Ersoy’a tahsis edilen evin tam karşısında yer alıyor. Açık havada çalışmayı seven Halil Paşa için hava şartları son derece önemli. İstanbul’un ağır kışlarından yakınan sanatçı, Kahire’de günün 8-9 saatini açık havada resim yaparak geçiriyor. Ayrıca kendisini himaye eden Abbas Halim Paşa’nın resim satışları konusunda kendisine destek olması da sanatçıyı ekonomik anlamdan hayli rahatlatıyor. Vefatına kadar büyük bir adanmışlıkla sanat üretimine devam eden Halil Paşa, kendi ifadesiyle yaklaşık 90 yıllık yaşamı boyunca bine yakın resme imza attığını söylüyor. 1939 yılındaki vefatından önce son sergisini Ankara’da açıyor. 80 eserinin yer aldığı bu sergi, bir anlamda retrospektif nitelik taşıyor. Onun Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan eser üretimi, bizlere yalnızca sanatçının kariyerini değil, değişen estetik anlayışları, bakış açılarını ve temsil biçimlerini de izleme olanağı sağlıyor.

Suyun ve ışığın izinde

Halil Paşa’nın 1880’li yıllarda Paris’te École des Beaux-Arts’ta aldığı eğitim, ulusal ve uluslararası başarıları, İstanbul Beylerbeyi’nde babası Ferik Selim Paşa’nın yalısındaki yaşamı ve Abbas Halim Paşa’nın davetlisi olarak gittiği Mısır’daki yıllar, “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisinin ana eksenini oluşturuyor. Sergide sanatçının üretimi, kronolojik bir anlatı içinde; portre, natürmort ve peyzaj gibi farklı temalar üzerinden ele alınıyor. Sergiye “Suyun Kıyısında” başlığının verilmesinin nedeni ise Halil Paşa’nın yaşamının ve sanatının mekânsal olarak hep bir şekilde suyun kıyısında şekillenmiş olması. Sanatçı, Beylerbeyi’nde bir yalıda dünyaya gözlerini açıyor. Gördüğü ilk manzara olan boğazın masmavi suları ve yemyeşil doğası, görsel belleğini büyük ölçüde şekillendiriyor. Beylerbeyi, Çengelköy, Fenerbahçe, Bostancı, Göksu ve Küçüksu başta olmaz üzere İstanbul’un kıyı şeridini sıkça resmediyor. Şehrin o günlerindeki kıyı yaşamını resmederken; sahilde gezinen kadınlar, oyun oynayan çocuklar ile o dönemin mesire yaşantısını hatta gündelik hayatını, İstanbul’un güzelliğiyle birlikte bize yansıtıyor. Daha sonraki Kahire yıllarında yine Nil Nehri kıyısında yaptığı çok sayıda resimle karşımıza çıkıyor. Su, onun resimlerinde ışık ve renk ilişkilerinin incelediği önemli bir unsur. “Suyun kıyısında” başlığı, aynı zamanda Halil Paşa için metaforik bir anlam da taşıyor. Halil Paşa, yaşamı boyunca Osmanlı ve Cumhuriyet arasında, İzlenimcilikle akademik sanat arasında, sanatında yerellik ve evrensellik arasında hep bir eşik konumunda. 

“Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi, yalnızca Halil Paşa’nın eserlerini görmek için değil, aynı zamanda onun dünyasını bütünlüklü biçimde tanımak için önemli bir fırsat sunuyor. Sergi, çeşitli kurumsal ve özel koleksiyonlardan ödünç alınan eserlerin yanı sıra Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi arşiv belgeleri, basında yer alan haberler, mektuplar, fotoğraflar ve desen defterleriyle dokümanter bir nitelik de taşıyor. Geçtiğimiz günlerde Yıldız Teknik Üniversitesi SATPARK tarafından  kültür ve sanat alanında üretim yapan kurum ve sanatçıları ödüllendirmek amacıyla verilen, “II. Sanat ve Kültür Ödülleri”nde “En İyi Müze” ödülüne değer görülen Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, 23 Ağustos tarihine kadar “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisine ev sahipliği yapmaya devam edecek.

Yorum Yaz