“Görüntüyü bozuyor, parçalıyor ve yeniden kuruyorum…”

KÜLTÜR SANAT

Fotoğraf sanatçısı Reyhan Mente, Litros Sanat’ın yeni sayısı için sorularımızı içtenlikle yanıtladı: “Müdahaleye açık laboratuvar teknikleri ve dijital manipülasyon yöntemlerini bir arada kullanarak görüntüyü bozuyor, parçalıyor ve yeniden kuruyorum. Fotoğraf ve videoyu, kesin anlatılar kurmak yerine izleyiciye açık uçlu bir düşünme alanı bırakan araçlar olarak ele alıyorum. Beden parçaları, doğa fragmanları ve gündelik nesneler aracılığıyla, kişisel deneyimlerin başkalarında da karşılık bulabildiği anlara odaklanıyorum…”

Sanatçı Reyhan Mente hem fotoğraf çekiminde hem de sonrasında kullandığı teknikle sanatını biricik hale getirmiş başarılı ve genç bir sanatçı. Onun özgün ve bence özgür tavrı; sanatını hem daha değerli kılıyor hem de diğer teknik ve üsluplardan kolaylıkla ayırt edilmesini sağlıyor. Çektiği fotoğrafları izleyiciye sunma biçimi ve onu bu sonuca götüren sürecin kendisi çok kıymetli. Kendi deyimiyle fotoğrafları kimi zaman manipüle ediyor, kimi zamansa bozup parçalıyor, ardındansa yeniden kuruyor. Biz de kendisiyle Litros Sanat’ın yeni sayısında konuştuk tüm bunları. Sohbetimize geçmeden önce kendisini daha yakından tanıyalım: “Çalışmalarımın merkezinde fotoğraf yer alıyor, zaman zaman videoya da yer veriyorum. Fotoğrafı düşünme, hatırlama ve anlamlandırma biçimi olarak görüyorum. Daha çok hareketin içindeki durağanlık ya da bir görüntünün içinde sıkışmış zaman parçacıklarıyla ilgileniyorum. Süreç benim için çoğu zaman izleyerek, deneyerek ve durup tekrar bakarak şekilleniyor.”

Sanat sizin için ne demek, sanat kavramını genel olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

Bu soruya net bir cevabım yok aslında. Daha çok bazı şeyleri başka türlü söyleyemediğim için yaptığım bir şey gibi. Bu yüzden tam olarak net bir tanım kurmamaya çalışıyorum. Tanımlar geldikçe üretimin durduğunu hissediyorum. Sanırım benim için sanat, adını koymadan devam edebilme hâli. 

Fotoğrafla düşünmeye ve üretmeye devam ediyorum

Sanata ne zaman ve nasıl yöneldiniz, bu bilinçli bir tercih miydi, sanatçı olmak süreciniz nasıl başladı?

Lisede grafik tasarımı ve fotoğrafçılık bölümünde okudum. O dönemde sanatın hayatımda kalıcı bir yer tutacağını biliyordum ama nasıl bir yöne gideceği tam olarak net değildi. Liseden sonra üniversitede resimle başlayan bir sürecim oldu. Bir süre sonra fotoğrafla daha doğrudan bir ilişki kurduğumu fark ettim. Bu noktada, sanatçı olmam konusunda beni cesaretlendiren ve bakış açımı etkileyen çok önemli bir insan oldu, kıymetli hocam Ufuk Duygun. Bugün bulunduğum noktada yaptığım işle ilgili hâlâ kesin tanımlar kurmamaya özen gösteriyorum. Fotoğrafla düşünmeye ve üretmeye devam ediyorum, benim için süreç böyle ilerliyor.

Deneyimlerin başkalarında da karşılık bulabilmesine odaklaniyorum

Bize kendi sanat üretimlerinizden, pratiğinizden ve üslubunuzdan bahseder misiniz?

Sanatsal pratiğim, gündelik yaşamda çoğu zaman görünmez kalan duygu hâllerini ve belirsizlik durumlarını görünür kılmaya odaklanıyor. Müdahaleye açık laboratuvar teknikleri ve dijital manipülasyon yöntemlerini bir arada kullanarak görüntüyü bozuyor, parçalıyor ve yeniden kuruyorum; bazen de fotoğrafı çekildiği en saf hâliyle bırakmayı tercih ediyorum. Sıradanı anlamlı kılan bir anlatım dili oluşturmaya çabalıyorum aslında. Zaman, hafıza ve varoluş deneyimleri üretimlerimin temel kavramsal eksenini oluşturuyor. Fotoğraf ve videoyu, kesin anlatılar kurmak yerine izleyiciye açık uçlu bir düşünme alanı bırakan araçlar olarak ele alıyorum aslında. Beden parçaları, doğa fragmanları ve gündelik nesneler aracılığıyla, kişisel deneyimlerin başkalarında da karşılık bulabildiği anlara odaklanıyorum.

Zihnimde yer eden şeyleri takip ettiğim bir çalışma biçimim var

Kendi pratiğinizi ve üslubunuzu şekillendirirken nelerden nasıl ilham aldınız? Bu üslup ve teknik aklınıza nasıl geldi?

Çoğu zaman aklıma takılan bir düşünce, okuduğum bir cümle ya da gündelik yaşamda gördüğüm sıradan bir sahne uzun süre benimle kalıyor. Neden kaldığını hemen anlayamıyorum ama dönüp dolaşıp o ana geri gidiyorum. Çalışmalarım genelde böyle şeylerin peşinden giderken ortaya çıkıyor. Ne yapacağımı en baştan planladığım bir süreçten çok, zihnimde yer eden şeyleri takip ettiğim bir çalışma biçimim var. Sanırım üslubum da tam olarak bu tekrar eden bakma ve düşünme hâlinden oluşuyor.

Fotoğraf çekerken kendimi iyi hissediyorum

Fotoğraf çekerken kendinizi nasıl hissediyorsunuz, fotoğraf çekmek sizin için nasıl bir süreç? “Her şey” sizin için fotoğraf ürünü olabilir mi?

Belki klişe olacak ama fotoğraf çekerken kendimi iyi hissediyorum. Dışarıdan pek fark edilmeyen kişisel bir durum bence bu. Zihnim sakinleşiyor ve dikkatimin dağıldığı yerler toparlanıyor gibi hissediyorum. Fotoğraf çektiğim anlarda ya da çektiğim fotoğraflar üzerine çalışırken daha net düşünüyorum, bana iyi geliyor. Ayrıca her şeyin fotoğraf olabileceğini düşünmüyorum. Bazı anlara fazla yakınım, bazılarıysa fazla hassas. Böyle durumlarda fotoğraf çekmek yerine durmayı seçiyorum. Geri çekilmek, benim için ilerlemek kadar anlamlı.

İsimlerden çok üretim biçimleriyle ilişki kuruyorum

Ülkemizden ve dünyadan takip ettiğiniz ve sizin alanınıza yakın sanatçılar var mı?

Elbette yakın hissettiğim ve üretimlerini takip ettiğim sanatçılar var. Fotoğrafla çalışan isimlerin yanı sıra, farklı çağdaş sanat disiplinlerinde üreten sanatçıları da izliyorum. Özellikle tek bir medyuma bağlı kalmadan düşünen, malzemeyle ilişki kurma biçimi güçlü olan yaklaşımlar ilgimi çekiyor. Bu bazen kişisel bir mesele etrafında dil kuran yaklaşımlar bazen ortak deneyimlere bakan meseleler olabiliyor. İsimlerden çok bu üretim biçimleriyle ilişki kuruyorum. 

Bundan sonra nerede olmak ve ne yapmak istiyorsunuz? Bize hayallerinizden, projelerinizden ve planlarınızdan bahseder misiniz?

Önümüzdeki dönemlerde sanatsal üretimimi derinleştirebileceğim, zamana yayılan projelere odaklanmak istiyorum. Farklı mekânlar ve bağlamlar içinde üretmek, yurt içi ve yurt dışındaki sergi ve rezidanslarla pratiğimi beslemek önceliklerim arasında. Uzun vadede ise üretimi sürdürülebilir kılabileceğim bir çalışma düzeni kurmayı hedefliyorum.

Türkiye’de yoğun bir sanatsal üretim var

Türkiye’deki sanat ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sorunlu olarak gördüğünüz konular var mı, nedir?

Türkiye’de yoğun bir sanatsal üretim var ancak bu üretimi taşıyacak alanların sınırlı olduğunu düşünüyorum. Özellikle genç ve bağımsız sanatçılar için görünürlük ve sürdürülebilirlik önemli bir sorun. Ekonomik koşullar, mekân eksikliği ve destek mekanizmalarının yetersizliği, üretimin kendisinden çok hayatta kalmayı düşünmeye zorluyor. Bu da doğal olarak üretim süreçlerini etkiliyor. Buna rağmen, son yıllarda bağımsız inisiyatiflerin, kolektif üretim biçimlerinin ve dayanışma ağlarının artması önemli ve umut verici. Sanat ortamının canlılığını büyük ölçüde bu dayanışma hâlinin ayakta tuttuğunu düşünüyorum. Tüm zorluklara rağmen üretimin devam etmesi kıymetli.

Sanat eğitimi, hazır cevaplar vermekten çok soru sormaya alan açmalı

Türkiye’deki sanat eğitimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Türkiye’de sanat eğitiminin teknik anlamda önemli bir temel sunduğunu düşünüyorum. Malzeme bilgisi, disiplin ve üretim alışkanlığı kazandırma konusunda işlevsel bir yapı var. Ancak buna karşılık, bireysel bir dil geliştirme ve deneme alanı açma konusunda her zaman yeterince esnek olmayabiliyor. Kendi deneyimimde, öğrenme sürecinin üretimle birlikte derinleştiğini, deneme ve yanılmalarla şekillendiğini fark ettim. Bu nedenle sanat eğitiminin, hazır cevaplar vermekten çok soru sormaya, araştırmaya ve kişisel arayışlara alan açtığında daha besleyici bir hâl aldığını söyleyebilirim.

 

Ali DEMİRTAŞ
Ali DEMİRTAŞ

Gazeteci, TV yapımcısı, moderatör ve yönetmen. 10 Nisan 1996 tarihinde Niğde’de doğdu. 1999 yılından beri İstanbul’da yaşıyor. Lisansını İstanbul Arel Üniversitesi’nde yüzde 100 başarı bursu ile gazet ...

Yorum Yaz