Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

Türk plastik sanatlarının önde gelen isimlerinden Prof. Hayati Misman, 11-12 yaşında turistik Mevlânâ kaşıklarını boyayarak renklerle tanıştığını söylüyor ve öğretmeninin teşvikiyle resme yöneldiğini, bunun sanat yolculuğuna atılmış ilk adımı olduğunu söylüyor.
Prof. Hayati Misman, altmış yıllık üretim serüveni boyunca gravürden resme, heykelden metal dekupeye uzanan geniş bir yelpazede özgün bir dil kuran, Türkiye’nin en önemli sanatçılarından biri. İlk ve orta öğrenimini Konya’da tamamlayan Misman, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde aldığı sanat eğitiminin ardından Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla Almanya’ya giderek Kassel Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde dünyaca ünlü hocalarla çalıştı. Yurda döndükten sonra Gazi Eğitim Enstitüsü, Bilkent Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı, 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek profesör oldu. 2006 yılında üniversiteden emekli olan Misman halen Ankara’daki atölyesinde üretmeyi sürdürüyor.
Misman’ın altmış yıllık üretim yolculuğu, İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde “Hayati Misman Retrospektif” sergisiyle resim, gravür, heykel ve metal dekupe gibi farklı tekniklerde üretilmiş 170’ten fazla eserle bütünlüklü bir biçimde gözler önüne seriliyor. Gravürü temel ifade aracı olarak benimseyen Misman, tuval çalışmalarında da gravürden gelen çizgisel disiplini renk katmanlarıyla birleştirerek kendine özgü bir dil kuruyor; heykellerinde ise bu çizgisel anlatıyı üç boyuta taşıyor. Yapıtlarının merkezindeki kadın figürü, sanatçının hem kişisel hem toplumsal okumaları bir araya getiren estetik yaklaşımını görünür kılıyor. Geleneksel Anadolu kültüründen beslenen, modern sanatın evrensel diliyle buluşan üretimleri, Misman’ın uzun yıllara yayılan arayışını berrak biçimde ortaya koyuyor. Sergiyle eş zamanlı yayımlanan ve İbrahim Karaoğlu tarafından hazırlanan kapsamlı katalog, Misman’ın sanatını derinlemesine inceleyen önemli bir kaynak olarak sanatseverlere sunuluyor. “Hayati Misman Retrospektif”, 19 Ocak 2026 tarihine kadar Levent’teki İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Galeri, her gün 09.00–19.00 saatleri arasında açık. Bu kapsamlı retrospektifi ve sanat anlayışını daha yakından öğrenmek için Misman ile Litros Sanat için konuştuk.
Çocukluğunuz Konya’da geçti. O dönemin doğası, kültürü ve gelenekleriyle çevrili nasıl bir ortamda büyüdünüz?
Çocukluğum Konya’da geçti, o zamanlar, yani bundan 60-70 yıl önce, ekonomik olarak fakir diyebileceğimiz bir gelir düzeyindeydik. Hem kendi ailem hem de ilişki içerisinde bulunduğumuz akraba ve komşularımız çok tutucuydu. Böyle bir ortamda büyüdüm. 11-12 yaşlarımda, biraz da ekonomik nedenlerden dolayı turistik Mevlânâ kaşıklarını boyamaya başladım. Bu benim renklerle ilk tanışmam oldu. Sonra öğretmen okuluna gittim. Resim dersi öğretmenimin teşvikiyle resim yapmaya başladım. Bu arzu, sanat yolculuğuma atılmış ilk adım oldu.
Gazi Eğitim Enstitüsü yıllarınızda Adnan Turani, Turan Erol, Nevide Gökaydın ve Mürşide İçmeli gibi Türk sanatının öncü isimlerinin öğrencisiydiniz. O dönemin sanat ortamı size nasıl bir estetik ve düşünsel zemin kazandırdı?
Gazi Eğitim’de gerçekten çok kıymetli hocaların öğrencisi oldum. O zamanlar sanat eseri bugünkü gibi alınır satılır değildi. Biz resimlerimizi oluştururken, estetik kaygılarımız daha ön plandaydı. O günkü anlayışımız temelinde, yaptığımız resimleri toplumsal ve felsefi bir temele dayandırma çabası yatıyordu.
Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla gittiğiniz Kassel Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, sanat anlayışınızı hangi yönlerden dönüştürdü? İki farklı kültür arasındaki etkileşimi kendi sanatınızda nasıl tanımlarsınız?
Almanya serüvenimin sanat anlayışımı değiştirdiğini söyleyemem ama bu deneyimin kendime olan güvenimi yerine getirdiğini söyleyebilirim. Bir diğer önemli konu da sanatımın beslenme alanları çeşitlenmiş olması. Bunlar nedir diye sorarsanız; değişik bir kültür, müzeler, çevre, sanat galerileri, sanat eserleri diye sunulan şeylerin çeşitliliği, kendi kültürünle veya kendi ülkende yapılanlarla mukayese etme imkânı… Tüm bunlar ister istemez yaptığın işlere yansıyor, çeşitli denemeler yapma imkânı veriyor. Tüm bunlar benim sanatımı değiştirmedi ama çeşitlendirip yeni şeyler yapma imkânı sağladı.
İlhamı aramayın zihninizi resimle doldurun
Yaratım sürecinizde nelerden beslenirsiniz peki? O anki ruh haliniz çalışmalarınıza nasıl yansır, ilham kaynaklarınız nelerdir?
Benim tek amacım çok çalışmak. Çok çalışıyorsanız, paletiniz hiç kurumuyorsa sözünü ettiğiniz her şey kendiliğinden oluyor. Bazen bir leke veya reklam panosundan yırtılan bir afiş, yolda yürürken karşılaştığınız bir olay veya herhangi bir şey, sizin resim yapma nedeniniz olabilir. Önemli olan zihninizin hep resimle meşgul olmasıdır, yoksa ilham gelecek diye beklerseniz çok beklersiniz.
Sanatınızda kadın figürü önemli bir yer tutuyor. Kadını bir varoluş simgesi olarak ele almanızın ardında hangi kişisel ya da toplumsal izler yatıyor?
Resimlerimde genelde kadın figürünün olması, bu soruyla sıklıkla karşılaşmama neden oluyor. Bunun en önemli iki nedeni var: Birincisi, benim hayatımda anne figürünün çok önemli olması, ikinci nedeni ise Almanya’daki tez çalışmamın “Almanya’daki Türk ailelerinde kadının sosyo ekonomik durumu ve aile içindeki rolü” olması. Bu iki konu benim resimlerimde hep olagelmiştir. Son zamanlarda kadın figürü kişisel ya da toplumsal izler yerine, renk ve biçim olarak resmin bir öğesi halinde eserlerimde yer alıyor.
Eserlerinizde Anadolu kültürüyle evrensel dili birleştiren güçlü bir damar da var. Sanatınızda hem Anadolu’nun kültürel dokusu hem de Avrupa’nın modernist dili iç içe geçiyor. Bu iki dünya arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Sizin için “yerli” ve “evrensel” kavramları nerede buluşuyor?
Bahsettiğiniz “yerel” ve “evrensel” kavramlarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. İyi bir sanat eseri, sanatçısının içinde yaşadığı toplumu, coğrafyayı, üzerinde yaşadığı toprakların kültürlerinin izlerini muhakkak taşır; bunlar sanatına ister istemez yansır. Önemli olan, tüm bu yerel motifler içinde evrenselliği yakalayabilmektir. Bir Türk ressamının yaptığı işler dünya sanat ortamında kabul görüyor, sergileniyorsa, o sanatçı evrensel dili yakalamıştır demektir. Söz konusu, resmin kendisidir.
Her toplum kendi kültürünü ve kendi sanatçısını yaratır
Sizce bugünün sanat ortamında yerellik ve evrensellik arasında denge kurmak neden bu kadar zorlaştı?
Günümüzde özellikle genç sanatçılar, kendi kültürlerini önemsemeden, evrensel olmak, gelişmiş toplumlarda yaşayan sanatçılar gibi resimler yapmak istiyorlar. Bunda iletişim çağı gelişmelerinin de çok büyük payı var. Her toplum kendi kültürünü ve kendi sanatçısını yaratır. Genç sanatçılar kendi kültürlerini özümsemeden başkaları gibi olma özentisine kapılınca bu yapaylık sanata da yansıyor ve ne kendimiz gibi ne de başkası gibi olabiliyoruz. Bu iki arada bir derede kalma durumu yüzünden, sanat adına zor bir dönemeçten geçtiğimizi düşünüyorum.
Gravür, resim, heykel, metal dekupe… Farklı disiplinlerde üretim yaparken bu dillerin birbirine nasıl geçtiğini düşünüyorsunuz? Bir eserin hangi formda vücut bulacağına ne karar veriyor?
Bu çeşitlilik benim farklı disiplinlerde çalışma arzumun bir sonucu. Ben aynı anda veya dönemde hep değişik malzeme ve teknikte çalışmayı seviyorum. Bunlar benim yaratma arzumu hep diri tutuyor ve çeşitlendiriyor.

Retrospektifte kendimle yeniden karşılaştım
İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’ndeki “Retrospektif” serginiz, altmış yıllık bir sanat yolculuğunun özeti niteliğinde. Bu sergiye hazırlanırken sizi en çok duygulandıran dönem ya da eser hangisi oldu?
Sanat yolculuğunda pek çok eser üretmiş bir sanatçı, belirli bir yaşa ve olgunluğa ulaştığında, retrospektif bir sergiyle sanatseverlerin karşısına çıkmak, bu zamana kadar ürettiği eserleriyle yüzleşmek, bir öz eleştiri yapmak ister. Sanat serüveni içinde neler yaşadığını tebessümle anma, bugüne nasıl gelindiğinin bir muhasebesini yapma, eski duyguları yâd etme fırsatı bulur. Bir dönem veya eser değil ama bu muhasebeyi yapma imkânını yakalamak beni etkiledi.
“Retrospektif sergiler, sanatçının kendi yaşamıyla yüzleştiği bir zaman dilimi” diyorsunuz. Siz bu yüzleşmeden nasıl çıktınız?
60 yıllık sanat serüvenime dönüp baktığımda, kendi sanatımda bugüne kadar kesintiye uğramadan bir gelişim içinde olduğumu, bu zaman diliminde değişik teknikler ve malzemelerle çeşitlendiğini görüyor; bunu da kendi adıma olumlu bir gelişim olduğunu değerlendiriyorum.
Sanat kariyeriniz boyunca uzun yıllar akademide görev yaptınız, binlerce öğrenci yetiştirdiniz. Bugünün genç kuşağına neler önerirsiniz?
Bir sanatçının kendi dilini yakalayabilmesi için her şeyden önce kesintisiz, çok ama çok çalışması gerektiğini söyleyebilirim. Gençlere tavsiyem de bu yönde olacaktır.
Yorum Yaz