Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Tanburi Özata Ayan: “Tanbur da diğer sazlar gibi sabır ister. Sabırlı olduğunuzda size yavaş yavaş kendini açan derin bir karakteri olduğunu fark edersiniz. Bir noktadan sonra anlarsınız ki siz sazı çalmıyorsunuz, tanbur sizin düşünce biçiminizi şekillendiriyor. Bu bakımdan tanburla kurulan ilişki yalnızca müzikal bir ustalık değil, zihinsel ve duygusal bir yolculuktur.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçısı, tanburi Özata Ayan ile Türk müziğinin temel enstrümanlarından biri olan tanburun; tarihi, teknik yapısı, müzikal ve kültürel önemi üzerine samimi ve derin bir sohbet gerçekleştirdik. Ayan, tanburla kurduğu ilişkiyi sadece bir icra değil, aynı zamanda düşünce ve duyguların sesle buluştuğu bir yolculuk olarak tanımlıyor. Bu röportaj, hem tanbur hem de onun icracısı üzerinden Türk müziğinin zengin mirasını gözler önüne seriyor.
Tanburla ilk karşılaşmanız nasıl oldu ve bu sazı seçmenizde belirleyici olan neydi?
Tanburla tanışmam, çocukluk hafızama yerleşmiş bir görüntünün yıllar sonra anlam kazanmasıyla gerçekleşti. Babam müziğe meraklıydı ve evimizde çeşitli sazlar bulunurdu. Küçük yaştayken isimlerini bilmezdim ama biçimlerini, duruşlarını zihnime kaydederdim. O uzun saplı, ağırbaşlı görünüşlü sazın tanbur olduğunu sonradan öğrendim.
İlk müzik eğitimime bağlama ile başladım; parmak pozisyonları, perde mantığı ve tel hakimiyeti gibi temel becerilerim bağlama ile gelişti. Konservatuvara girdiğimde enstrüman seçmem gerektiğinde zihnimde hep o eski görüntü vardı. Tanburu seçmemin nedeni teknik olarak onu çalabileceğime dair içsel bir sezgiydi.
Ancak asıl bağ, zamanla kuruldu. Tanbur da diğer sazlar gibi sabır ister. Sabırlı olduğunuzda size yavaş yavaş kendini açan derin bir karakteri olduğunu fark edersiniz. Bir noktadan sonra anlarsınız ki siz sazı çalmıyorsunuz, tanbur sizin düşünce biçiminizi şekillendiriyor. Bu bakımdan tanburla kurulan ilişki yalnızca müzikal bir ustalık değil, zihinsel ve duygusal bir yolculuktur.
Tanbur, bir ses laboratuvarıdır
Tanburun yapısal özellikleri onu diğer telli sazlardan nasıl ayırır?
Tanburun en belirgin farkı, mimari yapısı ve akustiğindedir. Yuvarlak teknesi, ses dalgalarını içinde dolaştırarak titreşimi uzatır ve âdeta “nefes alan” bir ses üretir. Uzun sap, perde sisteminin ayrıntılı biçimde yerleştirilmesine imkân tanır.
Teknik olarak birden fazla tel bulunsa da müzikal anlatım çoğunlukla ana tel üzerinden gerçekleşir; diğer teller rezonans amaçlıdır. Bu rezonans sistemi, sesin havada asılı kalmasını ve süreklilik kazanmasını sağlar. Bu nedenle tanbur sesi keskin değil, dalgalı ve organiktir. Sert malzemeden yapılmış perdeler, titreşimin kesilmesini önler; ud gibi perdesiz sazlarda parmak dokusu titreşimi emerken, tanburda perde telin titreşimini destekler. Sonuç olarak tanbur sesi, parlak ve derin bir karaktere sahip olur.
Fiziksel yapısı ile akustik davranışı arasındaki bu hassas denge, tanburu yalnızca bir enstrüman değil, adeta bir ses laboratuvarı hâline getirir.
Enstrümanın yazımı konusunda “tanbur” ve “tambur” olarak farklı kullanımlar mevcut. Siz de özellikle “tanbur” diyorsunuz. Bu hassasiyetinizin sebebini nereden geliyor?
Çünkü isim, geleneğin taşıyıcısıdır. Dilbilgisel dönüşümler zaman içinde kelimeleri değiştirebilir ancak kültürel nesnelerin adları tarihsel biçimleriyle korunmalıdır. “Tanbur” kelimesi, klasik metinlerde ve müzik literatüründe bu şekilde geçer.
Tanbur neden Türk müziğinin temel enstrümanı olarak görülüyor?
“Temel saz” ifadesi mecazi olarak doğru sayılabilir ancak teknik olarak dikkatli kullanılmalıdır. Tanburun benzersizliği, makam sistemini hem görsel hem işitsel olarak ortaya koyabilmesindedir. Sap üzerindeki perde dizilimi, âdeta bir ölçüm cetveli gibi işlev görür, aralıkların konumunu hem kulağa hem göze öğretir. Bu nedenle eğitimde ve pedagojik uygulamalarda eşsiz bir rol üstlenir.
Batı müziğinde piyano armoniyi somutlaştırıyorsa, tanbur da makam ilişkilerini somutlaştırır. Fakat hiçbir enstrüman tek başına bir müzik geleneğini temsil edemez, müziği temsil eden, onu yorumlayan insandır. Tanburun önemi, temsil gücünden çok açıklama gücünde yatar: Makamları öğretir, ses aralıklarını gösterir ve teoriyi duyulur hâle getirir.
Tarihsel olarak tanburun geçmişine dair en güvenilir veriler hangi dönemden geliyor?
Tanburun tarihine dair bilgiler, farklı kaynak ve katmanlardan geliyor. Görsel ve yazılı veriler belirginleşmeye 17. yüzyıl sonrasında başlar. Osmanlı müziğini notaya alan ilk isimlerden Ali Ufkî Bey, repertuvarın bir bölümünü kayda geçirerek büyük bir miras bırakmıştır.
Dimitrie Kantemir, sistemli nota yöntemiyle eserleri kayıt altına almıştır. Daha eski dönemlere gidildiğinde bilgiler çoğunlukla teoriktir. Örneğin Abdülkadir Meragi, makam yapılarını, usulleri ve müzik formlarını ayrıntılı biçimde anlatır ancak melodilerin çoğu kaybolmuştur. Bu nedenle tanburun erken tarihi, kesin çizgilerle değil, ipuçlarının birleştirilmesiyle anlaşılır. Müzik tarihi, bu açıdan bir arkeoloji gibidir: Parçalar bulunur, bütün sonradan kurulur.
Tanburun gücü mikroskobik ayrıntılarda yatar
Tek sesli bir saz olması tanbur müziğini nasıl etkiliyor?
Müzikte ifade gücü ses sayısıyla ölçülmez. Tek sesli olmak eksiklik değildir. Bir ressam yalnızca siyah kalemle yaptığı çizimle izleyiciyi derinden etkileyebilir; aynı şekilde tek sesli bir melodi de dinleyeni derinden etkileyebilir.
Tanburun gücü mikroskobik ayrıntılarda yatar. Perde aralıklarının inceliği, titreşimin uzunluğu ve nüansların hassasiyeti, tek ses içinde zengin ve derin bir evren oluşturur. Çok sesli müzik başka bir anlatım dilidir; tek sesli müzik başka. Bunları üstünlük-eksiklik ilişkisiyle değerlendirmek, sanatı ticari ölçülerle tartmak olur. Sanatın ölçüsü, etkidir, dinleyeni dönüştürüp dönüştürmediğidir.
Gelecek konusunda karamsar değilim
Günümüzde tanburun geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bugün tanbur açısından paradoksal derecede verimli bir dönem yaşanıyor. Bir yandan dijital arşivler sayesinde eski yazmalar, notalar ve teorik metinler araştırmacılara açık; bu durum, genç müzisyenlerin tarihsel bilgiye erişimini kolaylaştırıyor.
Öte yandan geleneksel meşk sistemi, yani ustadan çırağa canlı aktarım, eski yoğunluğunu kaybedebiliyor. Geleceğin tanbur icracısı, yalnızca iyi çalan değil, aynı zamanda araştıran ve yorumlayan kişi olacaktır. Arşiv bilgisini yaşayan icra geleneğiyle birleştirebilen müzisyenler, bu sazın yarınını belirleyecektir.
Her kuşak onu yeniden öğrenir, yeniden yorumlar ve yeniden hayata katar. Bu nedenle tanburun geleceği konusunda karamsar değilim. Bu saz, varlığını sürdürme direncini yüzyıllardır kanıtlamış bir ses mirasıdır.
Tanbur çalmak sizin için ne ifade ediyor?
Tanbur çalmak benim için yalnızca bir müzik icrası değil, bir düşünme ve ifade biçimi. Kelimelerin sınırlandığı yerde, duygular ve düşünceler tellerin titreşiminde yankılanır. Tanbur çalarken iç dünyamı ve deneyimlerimi doğrudan bir ses aracılığıyla ortaya koymayı amaçlıyorum. Bu, hem kendimle hem de dinleyiciyle daha derin, sözsüz bir diyalog kurmamın bir yolu.
Yorum Yaz