İki Kapak Arasından Yüz Yüze Buluşmaya

Röportaj

Kitap fuarları ve imza günleri, yazarla okurun en özel karşılaşma anlarına sahne oluyor. Ancak dijital çağın hızlanan ritmi bugün, yazarla okurun yüz yüze temasını, düzenlenen imza günleri ve kitap fuarlarında yazarlarla buluşmanın anlamını bize yeniden düşündürtüyor. Değerli yazarlar; Fatma Barbarosoğlu, Abdullah Harmancı, Ayşegül Genç, Kaan Murat Yanık ve Jenny Molendyk Divleli, hem okur olarak beğendikleri yazarlarla ilk karşılaşmalarını hem de yazar olarak ilk imza deneyimlerini anlatarak bu dünyanın içten, kırılgan ve zaman zaman da komik taraflarını anlattılar. 

Kitap fuarları ve imza günleri; ilk kez iki kapak arası satırlarda birbirleriyle karşılaşan, tanışan yazar ve okurunu, fiziksel anlamda bir araya getiren en kıymetli etkinliklerden. İlkokul yıllarında alınan bir imza, gençlikte uzaktan hayranlıkla izlenen bir yazarla ilk karşılaşma, ilk kez bir standın arkasında oturup kalemi titreyerek imza veren bir yazarın sevinci… Bu anların her biri, edebiyat dünyasının görünen yüzünün ardında saklı, kişisel ama bir o kadar da ortak bir hafıza oluşturuyor. Peki, bu hafızanın günümüzdeki karşılığı ne durumda? Okurlar, bugün hâlâ sevdikleri bir yazarın imzasının peşine aynı heyecanla düşüyor mu? İmza sıralarında beklemek hâlâ bir sabır ve sadakat göstergesi sayılıyor mu? Yazarla yüz yüze gelmenin o eski büyüsü, kalabalık fuar koridorlarında kendine yer bulabiliyor mu? Edebiyatla temas, dijital çağın hızına rağmen hâlâ aynı derinlikte yaşanabiliyor mu? Bu sayıda sizler için bu soruların peşine düştük. Günümüzde yazarların kitap fuarları ve imza günleri vasıtasıyla okuyucularıyla kurdukları bağı merak ettik. Sadık okuyucu kitleleri ile tanıdığımız yazarlarımıza: “Okur olarak imzalattığınız ilk kitap hangisiydi? O yazar ve kitabı, o an sizin için ne ifade ediyordu?”, “Yazar olarak katıldığınız ilk imza gününde neler hissettiniz, aklınızda kalan bir anı var mı?” ve “Kitap fuarları, yazarların okurlarıyla birebir olarak iletişim kurabildiği, çokça imza gününün düzenlendiği etkinlikler. Kitap fuarlarıda, okurun kitapla ve yazarla kurduğu temasın bugün hâlâ vazgeçilmez olduğunu düşünüyor musunuz?” sorularını yönelttik. Fatma Barbarosoğlu, Abdullah Harmancı, Ayşegül Genç, Kaan Murat Yanık ve Jenny Molendyk Divleli; hem okur olarak beğendikleri yazarlarla ilk karşılaşmalarını hem de yazar olarak ilk imza deneyimlerini anlatarak bu dünyanın içten, kırılgan ve zaman zaman da komik taraflarını Litros Sanat okuyucularıyla paylaştılar. 


Sorgulayan okuyucu ile karşılaşmak yazar için armağan

Fatma Barbarosoğlu: İlkokul üçüncü sınıftayım iki şair tanıyorum birisi radyodan sesine aşina olduğum Aşık Veysel, diğeri okumuza gelen Ziya Mısırlı. Ziya Mısırlı okulumuza gelir, kitapları satılır, imzalatmak için sıraya girerdik. Şair olmak, yazar olmak için âmâ olmak gerekiyor diye düşünür gözlerimi kapatarak yazmaya çalışırdım. Bu sahne çocukluğumun bahçesinden. İlk gençliğimin bahçesinden ilk imzalı kitabım Cemil Meriç’e ait. Beyaz Saray’da Enderun Kitabevi’nde kitaplarını imzalıyordu merhum. Kitabımı imzalattım sonra da çok utandım. Vakit geçtikçe utancım arttı. “Ben kimim ki vaktini alıyorum” diye kahrolma bahsi. Kahrolma bahsi burada bitmiyor… TÜYAP Kitap Fuarı’nın Tepebaşı’nda yapıldığı yıllar. Fuar bitene kadar birkaç defa giderdik bakmaya doyamadığımız, ayak üstü okuduğumuz kitapların dünyasına. Cemil Meriç’e kitap “imzalatma ayıbını” işlediğim için o yıllarda çok severek okuduğum Mustafa Necati Sepetçioğlu ve eşinin yanına gitmeyi bir selam vermeyi çok istediğim halde “Kim bilir nice kıymetli okuyucuları vardır, beyhude vakitlerini almayayım” diye öyle uzaktan bakmıştım.

İlk imzadaki uzaklardan gelen okuyucu mayası 

2000’lerin başı. Muhtemelen Gün Akşamsızdır isimli öykü kitabımdan sonra, Birlik Vakfı’nda imza düzenlendi. Bir gün öncesinde belim kilitlendi. Adeta felç olmuş bir şekilde kaskatı kaldım. Çelik korse ile gittim ilk imza günüme. Merhum Ayşe Özel ve Necla Özel imza gününü gül bahçesine çevirdi ikramlarıyla, çiçekleriyle. Nazan Bekiroğlu Trabzon’dan çiçek gönderdi. Ağabeyim ilk imza günümde seferber, herşeyi en ince teferruatına kadar düşünmüştü. Fotoğrafları Ömer Lekesiz çekmişti. Tekirdağ’dan sadece imza için gelen genç çift… İlk imzadaki uzaklardan gelen okuyucu mayası daima devam etti. Bursa’da kitap imzaladığımda Edirne’den, Balıkesir’den gelen okuyucularım oldu. Yanlış bir izlenim vermekten korkarım, yüzlerce okuyucuya kitap imzalamadım hiçbir zaman. İsim isim, resim resim hatırlayacağım kadar azdılar, öz idiler, hasbi idiler, hikâyeleri ile bende kaldılar.

Fuarlara, imza günlerine gitmiyorum artık

Okuyucuları ikiye ayırıyorum; okuyanlar ve kitap ile resim veren fuar okuyucuları. Ekonomide “kötü para iyi parayı kovar” diye bir önerme vardır. Akıllı telefonlar ile yazar bir resimden ibaret “fuar okuyucusu” için. Adını bile bilmediği, hiçbir kitabını okumadığı kitaplarla arası pek de hoş olmayan sosyal medya kullanıcıları, yazarın omzuna eline koyarak fotoğraf çektirmek istiyor. Ya da boş bir kağıt uzatıp bir imza diyor. İzin vermez iseniz, o boş kağıdı imzalamazsanız daha siz eve dönmeden ne kadar kibirli biri olduğunuza dair linç kampanyaları başlıyor. Dolayısıyla fuarlara, imza günlerine gitmiyorum artık. Okuma gruplarındaki okuyucular ile iletişim benim  açısından daha verimli geçiyor. Okuyan, sorgulayan okuyucu ile karşılaşmak yazar için armağan diye düşünüyorum.

Değer verdiğim yazarları ilk kez fuarlarda gördüm

Abdullah Harmancı: Ben elli bir yaşımdayım. Bizim çocukluğumuzda bu tür şeyler gelişmemişti. Kitap da bir hayli azdı. Yazara kitap imzalatmak gibi ritüeller bilmezdik. Yazar da bilmezdik. Kitap okurdum elbette. İlk imzamı hangi yazara attırdım? Ben de bunu çok merak ediyorum. Ama maalesef çok ileri yaşlarda oldu. Belki, Rasim Özdenören olabilir. Emin değilim. Yirmili yaşlara gelmiştim. 2002 yılıydı. İstanbul Tüyap’ta. Timaş Yayınları’nda idim. İlk kitabım çıkmıştı. Elbette tek kitaplı bir yazar olarak çok fazla ilgi görmedim. On kadar kitap imzaladım ama. O bile bir şeydir başlangıçta. Anı deyince benim aklıma fotoğraflar geliyor. Zihnimde fotoğraflar var. Binlerce. Elbette çok utanmıştım. Kendime çok kızmıştım. 

Çocuk okurlar çok önemsiyor. Ağlayanlar oluyor. Sevinçten ağlayan çocuklar oluyor. Hatta okullarda, kitabımı unuttum diye ağlayan çocuklar oluyor. Yetişkinler için bu iş asaletini kaybetti büyük oranda. Aslında her şey büyük oranda değersizleşti. Çoğaldı. Anlamsızlaştı. Sosyal medya bunu çoğaltıyor. Kopyalıyor. Değersizlik hissi yaratıyor. Ama yazarına ve kitabına göre de değişir. Kitapla temas meselesi ise tamamen bitti. Yani fuarların yazarlarla görüşmek dışında başka bir anlamı kalmadı. Fuarlar kitaba ulaşma yerleri olmaktan çıktı. Her anlamda. Fuarlardan çok daha kolay ve ucuz bir biçimde kitaba ulaşabileceğimiz platformlar var. Gene de bu kadar karamsar olmayalım. Çok değer verdiğim birçok yazarı fuarlarda gördüm. Aslında sadece gördüm. Daha ileri gitmek nasip olmadı. Çekingen biriyim. Yazarların yanına gidip tanışmaya cesaret edemedim. 

Yazar okur ile karşılaşma anı için hazır olmalı

Ayşegül Genç: Bir yazara kitap imzalattığımı hatırlamıyorum. Bunu kibirden söylemiyorum ama hiçbir zaman “İmzalı kitaplarım olsun” gibi arzum olmadı. Son zamanlarda kitaplığımda imzalanmış olarak gönderilen, hediye edilen çok fazla kitap var, bu ayrı. İmzalanmış kitaplar bir çeşit kartvizite dönüştü çünkü. Benim için imzadan dolayı değerli değiller, değersiz de değiller.

İlk imza günümü hatırlamıyorum. Söyleşilere giderim ve sonrasında günün anısına kitap imzalatmak isterler, imzalarım. Fuarlara belki de bu imza işine çok fazla değer atfetmediğim için nadiren katılıyorum. Hatta bu işin kurallarından habersiz olduğum için bir yayıncı arkadaş beni eleştirmişti. Okurla konuşup sohbet etmeli, süreyi uzatmalı, kucaklaşmalı, fotoğraflar ve paylaşımlar ardı ardına gelmeliydi. Ben sıradan bir vatandaşım ve her sıradan vatandaş gibi kuyrukta beklemeyi sevmem, belki de bu yüzden insanlar sırada beklemesin diye atik bir memur edasıyla hızlıca imzalıyordum kitapları, çok komik değil mi? Sonra yavaşladım, gülümsedim, kafa dağıtmak için kitap alanlara yazarken kafayı yediğim kitaplarımı sevecenlikle uzattım. Bu daha komik bence.

 Kitapla buluşmak dolaysızdır

Ben kararlaştırılmış, planlanmış karşılaşmaları hayatın her alanında yapay bulurum. Bu açıdan kitap ile buluşmak yazar ile buluşmaktan daha dolaysız ve samimidir. Hatta kitap ile buluşmanın da kararlaştırılmış ve denk gelinmiş olmak üzere iki çeşit olduğunu düşünürüm. Bir kitapta bu bir 28 Şubat romanıdır yahut bu çocukluk üzerine bir kitaptır veya bu bir 15 Temmuz öyküsüdür gibi üst başlıklar varsa bu tür kitaplar kararlaştırılmış, randevu verilmiş kitaplardır. Ötekini kovar. Konforludur. Bana göre. Okur, kitapta ummadığı bir anda kendinde olanla, öteki ile veya hayatına dokunan bir olayla karşılaşırsa işte bu değerlidir derim. Bu karşılaşma randevu verilmediğinde, kararlaştırılmadığında ve aniden gerçekleşiverdiğinde en samimi hislerin ortaya çıkmasına neden olur çünkü. Öncesi ve sonrası için değil, kitabın içerisinde okur ile bir karşılaşma anı için hazır olmalı yazar. Düşünülmüş, kafa yorulmuş, çalışılmış anlar olmalı kurgunun içinde. Bu açıdan her daim hazır olmak bizi amacımıza daha çabuk ulaştırır. Bu anlayış; biçimleri ve türleri aşan bir anlayış belki de. Hayatın bir parçasını almak, üzerinde düşünmek, onu kelimelerle sarmak, daha iyi bir hale taşımak için hazırlanmak belki edebiyatı da aşan bir anlayış. Aşkın bir bakış. Meşhur bir söz vardır bilirsiniz, “Ne anlatacağımı biliyorum ama nasıl anlatacağımı bilmiyorum” diye. Telkin mi edeceksiniz, teklif mi edeceksiniz? Yoksa sadece hazırlık mı yapacaksınız? Ben o karşılaşma anları için hazırlık yapıyorum ve sadece bunu önemsiyorum.

Okur ve kitap ilişkisine fuarların katkısı eskisi gibi değil

Kaan Murat Yanık: Sanırım Kuğunun Son Şarkısı, Beşir Ayvazoğlu. Kitap, İstanbul’a ve Galata’ya bakış açımı ciddi şekilde değiştirmiş ve beni Şeyh Galib ile alakalı ileri okumalar yapmaya teşvik etmişti.

TÜYAP Kitap Fuarı 2013. Heyecanlıydım. Bir zamanlar kitap gibi okuduğum bir âlemin içinde bu kez karakter olarak yer alıyordum. Sihirli bir şey gibiydi. Fuar kapısından girip imza standına gitmek için yürüdüğüm sırada bir adam elinde Tutunamayanlar kitabı ile karşıma çıkıp; “Oğuz Atay’ın imza yeri nerede?” Diye sormuştu. Ona Oğuz Atay’ın yıllar önce vefat etmiş olduğunu söylediğimde çok şaşırmıştı.

Fuarlar kültür endüstrisinin pazarı oldu

Eskiden kitap fuarlarına hem yazar hem de okur olarak büyük anlamlar yüklerdim. Sayıları az ve çok nitelikliydiler. Maalesef son yıllarda aynı şeyleri düşünmüyorum. Zira fuarlar, edebiyattan ziyade kültür endüstrisinin pazarları haline dönüştüler. Katılımcılar edebiyat yazarlarından ziyade siyasiler ve popüler kültür, sosyal medya kişileri vb. Bu bağlamda okurun kitapla ve yazarla kurduğu ilişkiye fuarlar eskisi gibi katkı sunamıyorlar. Elbette hala birkaç nitelikli fuar var. Onları istisna tutuyorum.

İlk imzamı 5. sınıfta en sevdiğim yazardan aldım

Jenny Molendyk Divleli: Hayatımda bir yazardan aldığım ilk imza, 5. sınıftayken olmuştu. En sevdiğimiz yazara bir mektup yazmamız gereken bir ödevimiz vardı. Ben de başka bir ülkede yaşayan bir yazara mektup yazdım. Kısa bir süre sonra bana cevap verdi. Mektubum için teşekkür etmenin yanı sıra, bana imzasını da yollamıştı ve bir de söz vermişti: Bir sonraki kitabının ana karakteri “Jenny” olacaktı. Bu benim için inanılmaz etkileyici bir şeydi. Ve sözünü tuttu — bir sonraki kitabının ana karakteri gerçekten de “Jenny”ydi.

Bir yazar olarak katıldığım ilk imza günü benim için çok heyecan vericiydi. Elimdeki kalemin heyecandan titrediğine neredeyse eminim. Bir kitap yazmak başka bir şeydir ama başkalarının o kitabı sevmesi ve onun için heyecan duyması gerçekten tarif etmesi zor bir duygu. Onca kitap arasından sizin kitabınızı seçmeleri… Bu çok motive edici bir şey ve kesinlikle hafife aldığım bir şey değil.

Fuarlar öğrenme fırsatı sunan bir buluşma

Yazarlarla okurların bir araya gelmesinin kesinlikle fark yarattığını düşünüyorum. Bu sadece okur için değil, yazar için de önemlidir. Birbirimizden öğrenme fırsatı sunan bir buluşmadır. Okur, yazarın kitabı nasıl yazdığını ya da fikirlerin nereden geldiğini sorabilir. Ama yazar olarak biz de okurlardan çok şey öğreniriz. Neleri sevmişler, neleri sevmemişler? Kitabın en sevdikleri bölümleri neler? Gelecekte hangi tür hikâyeleri okumak isterler? Bu, gerçekten çok değerli bir etkileşimdir.

 

 

 

Yorum Yaz