Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Tiyatro sanatçıları Süheyl ve Behzat Uygur: “Ustalarımız bize; ‘Tiyatro sadece İstanbul, Ankara ve İzmir'den ibaret değildir, Anadolu'yu karış karış dolaşacaksınız. Seyirci sizleri görmek ister. Seyircinizi asla üzmeyin, yani siz 1-0 galip gelmek için o seyirciyi mahcup etmeyin öğüdünü verdi.” diyorlar.
Geleneksel Türk tiyatrosunu Modern Türk tiyatrosu İle bir araya getiren Nejat Uygur’un mirasını tam 35 yıldır oğulları taşıyor. Babaları Nejat Uygur, anneleri Necla Uygur ve enişteleri Bahri Beyat gibi birçok ustadan aldıkları öğretileri, sahnelerinde seyirciye sunan Süheyl-Behzat Uygur kardeşler, öğrendikleri en önemli şeyin; pes etmemek, seyirciyi üzmemek ve en önemlisi tiyatro yapacaklarsa sadece İstanbul Ankara ve İzmir’de değil, Anadolu’nun en ücra köşelerinde dahi yapmaları gerektiği olduğunu söylüyorlar. “Seyirciye olan saygıyı öğrendik. Sen o oyunu her gün oynayabilirsin ama seyirci sana, ilk defa geliyor. Hep sanki ilk defa oynuyormuş gibi oynamanız gerekiyor. Çünkü seyirci sizin için hayatından dört saatini ayırıyor ve bizim seyirciyi, o iki saatlik diliminde mutlu etmemiz lazım. İşte babamın seyirciyi mutlu edebilmek ve ayırdıkları vaktin hakkını verebilmek için sahnede yaptıklarını, biz de aynı şekilde o kafayla seyircimize son derece saygı ve sevgi içinde sunmaya çalışıyoruz. Bunu ustalarımızdan öğrendik.”
Tiyatro için ikinci eviniz demek yanlış bir tanım olmaz değil mi?
Süheyl Uygur: Doğru, zamanımızın çoğu sahne, kulis ve tiyatro salonlarında geçiyor. Ki biz bu evden çok mutluyuz. Evin sahipleri de babamız ve annemiz kuşkusuz...
Behzat Uygur: Kulislerde doğup büyüdük. Gerçekten ev gibi hissediyoruz, o kadar alışmışız. Oyuncaklarımız, kulislerdeki aksesuarlar oldu. Ne güzel ki her şehirde bir evimiz varmış gibi hissediyoruz. O yüzden rahatlıkla “tiyatro salonları ikinci evimiz” denilebilir.
Tiyatro sanatçısı olmasaydım kesinlikle bu mesleği yapardım dediğiniz, bir iş kolu var mı? Yoksa kendinizi bildiniz bileli hayaliniz, sadece sahnede olmak mıydı?
S.U.: Sadece ve sadece ben tiyatroyu düşünüyordum. Çünkü ustayla beraber tiyatroya çok genç yaşlarda başladım, 15-16 yaşındaydım. O zamandan beri tiyatro yaptığım için, sadece tiyatro sanatçısı olmak istedim.
B.U.: Futbolcu olmak çok istedim, zaten uzun yıllar futbolculuk da yaptım. Hepimiz iyi bir Galatasaray taraftarıyız. Futbolcu olmayı, sporun içerisinde kalmayı çok arzu ederdim. Ama şimdi düşününce; iyi ki tiyatro olmuş. Babamın sözüdür; “Tiyatrocu olduğun zaman sahnede de olsa her şey olabiliyorsun.”
S.U.: İyi de futbolcuydun sen...
B.U.: Anlatsana beni...
S.U: Anlatmaya gerek yok, bilen biliyor. Topu aldın mı giderdin...
Behzat Bey, Süt Kardeşler oyununda oğlunuzla aynı sahneyi paylaşıyorsunuz. Peki kendiniz için; babanız Nejat Uygur’la sahneye çıkmak nasıl bir duyguydu? Bu soruyu aynı şekilde size de sormak isterim Süheyl Bey...
S.U.: Hemen şunu söyleyeyim; sahne, baba-oğul tanımaz.
B.U.: Sahneye çıktığınız zaman karşınızda bir oyuncu vardır. Aynı şey oğlum Nejat için de geçerli, babamla bizim için de geçerliydi. Tiyatronun içine girdiğiniz andan itibaren hepimiz oyuncuyuz ama eve ama gidip bir fotoğraf ya da bir video gördüğünüzde, afişte birlikte isminizi gördüğünüzde gerçekten çok mutlu ediyor. Biz şu anda amca-yeğen, baba-oğul olarak paylaşıyoruz sahneyi. Nejat Usta'yla ve annemiz Necla Hanım’la karşılıklı oynadık. Keşke üç kuşak bir arada oynayabilseydik, anlamlı olurdu. Nejat çok küçükken bir kere sahneye çıkmıştı ama o kadar. Üçümüz bir arada olabilmiştik, güzel bir duyguydu. Bir de çok eşi olmayan bir durumdayız. Babamın döneminde araştırmışlardı; bizim gibi ailece tiyatro yapan, Almanya'da Yugoslav kökenli bir aile vardı. Onun dışında bir de; Gazanfer (Özcan) Amca, Gönül (Ülkü Özcan) Hanım, Fulya ve Fosforoğlu Ailesi var. Ailece tiyatro yapmak keyifli. Eve gittiğimiz zaman Nejat'la eleştirilerimiz devam ediyor.
“Nejat Uygur’u İsmail Hakkı Dümbüllü keşfetmedi”
Nejat Uygur; Geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi İsmail Hakkı Dümbüllü tarafından keşfedilmiş, tuluat sanatının Modern Türk tiyatrosundaki en iyi temsilcilerinden biri. Aynı zamanda heykeltraş. Ama tüm bunların yanında, bir baba ve öğretmen. Peki öğretmen Nejat Uygur'dan ne öğrendiniz?
S.U.: Şunu başta düzeltelim; Nejat Uygur, İsmail Hakkı Dümbüllü tarafından keşfedilmedi. O yaygın yanlış bir bilgi. Babam oyunculuğa Sarıyer Halk Evi'nden başlıyor, askerlikten sonra Adana'ya gidiyor. Adana, Mersin, İskenderun... O bölge babamızı yıllarca çok sevdi. Ustadan öğrendiğim en iyi şey; pes etmemek oldu. Çünkü bir de onların zamanında yaptıkları bu tiyatro işi, daha da zordu. Çok zorlanmışlar ama hiçbir zaman pes etmemişler. Dolayısıyla benim ilk öğrendiğim şey; eğer bu işi yapıyorsanız, pes etmek yok.
B.U.: Süheyl’e katılıyorum, tiyatro zorluklarla baş edebilmek demek. Önümüze her gün bir zorluk çıkabiliyor. Bunlarla baş edebiliyor, bir biçimde ayakta kalabiliyorsan o zaman kalıcı oluyorsun. Ki biz de o zorlukların içinde, onları görerek büyüdük. Sohbetlerde, oyun sırasında, onun yaptıklarını iyi gözlemleyerek... Tabii sadece babamdan da değil, Nejat Uygur Tiyatrosunun bütün ustaları... Onlarla yaptığımız muhabbetlerde dinlediğimiz anılar, o kadar önemliydi ki... Bunların bizim için çok önemli olduğunu, mesleği yaparken anladık.
“Seyirciyi üzmemek için elimizden geleni yapıyoruz”
S.U.: İkinci öğrendiğimiz şey; buna Behzat da katılacaktır. Kendi tiyatromuzu kurduğumuz zaman ustalarımız bize; “Tiyatro sadece İstanbul, Ankara ve İzmir'den ibaret değildir, Anadolu'yu karış karış dolaşacaksınız. Seyirci sizleri görmek ister. Üçüncüsü de seyircinizi asla üzmeyin. Yani siz 1-0 galip gelmek için, o seyirciyi mahcup etmeyin” öğüdünü verdiler.
B.U.: Seyirciye olan saygıyı öğrendik. Sen o oyunu her gün oynayabilirsin ama seyirci sana, ilk defa geliyor. Hep sanki ilk defa oynuyormuş gibi oynamanız gerekiyor. Çünkü seyirci sizin için hayatından dört saatini ayırıyor ve bizim seyirciyi, o iki saatlik diliminde mutlu etmemiz lazım. İşte babamın seyirciyi mutlu edebilmek ve ayırdıkları vaktin hakkını verebilmek için sahnede yaptıklarını, biz de aynı şekilde o kafayla seyircimize son derece saygı ve sevgi içinde sunmaya çalışıyoruz. Bunu ustalarımızdan öğrendik. Özellikle de Anadolu seyircisi. Bazı tiyatrolar maalesef Anadolu'daki seyircilerimize hem ekonomik koşullardan dolayı hem de belki ellerinde olmadığı ya da çok önemsemedikleri için birazcık es geçiyorlar. Hem gitmiyorlar hem de işte gittikleri zaman, tam dekorlarıyla gitmiyorlar. Anadolu’da bir yerde oynuyorduk, bir hanımefendi geldi; “Çok çok teşekkür etmek istiyorum size. Oyunu çok beğendim ama İstanbul'da oynadığınız dekorla buraya gelmişsiniz” dedi. Seyirci her şeyin farkındadır. Biz de onları üzmemek için, elimizden geleni yapıyoruz.
Beş kardeşsiniz, üç kardeş tiyatroda kariyer yapıyorsunuz. Diğer iki kardeş tiyatrodan farklı alanlarda ilerlemeyi seçmişler sanırım...
S.U.: Sanattan uzak değiller. Ağabeyim Ahmet, müzisyen. Çok da iyi müzisyendir. Bir orkestra grubu var, onlarla beraber turne yapıyor. Süha’yla iki yaş küçüğümüz Kemal de şiir yazıyor, şairdir.
B.U.: Kemal de aslında tiyatro oyunculuğu yapmıştı. Dormen Tiyatrosu’nda oynadı, dans etti.
S.U.: Tabii senden önce başladı tiyatroya. Bir ara siz beraber de rol aldınız hatta. “Çizdiğim her resmin bir hikayesi var”
Süheyl Bey sizde aynı zamanda, babanızdan gelen bir ressamlık yeteneği var. Sergi açmak gibi bir niyetiniz var mı?
S.U.: Bir türlü vakit olmadı. Aslında sosyal medya da bir nevi sergi. Pandemi zamanında başladım. Daha önce de yapıyordum tabii. Eşim ve çocuklarım Kuşadası’ndaydılar gelemediler, ben de tek kalmıştım ne yapayım diyerek resme başlamıştım. Bizim ailede Behzat’la Kemal de çok güzel resim yapar. Resimlerimin de bir hikayesi vardır aslında; hepsi bir şey anlatır.
Babanızın oyunlarını yeni rejilerle sahneye koyuyorsunuz. Yeni çalışmanızı da Atatürk Kültür Merkezi’nde duyurmuştunuz. Ama Nejat Uygur denilince akla ilk; Cibali Karakolu gelir. Onun için bir niyetiniz var mı?
S.U.: Bu fikri Behzat’la çok konuştuk. Hatta Süt Kardeşler oyununu sahneye koymadan önce düşünüyorduk. Ama ben babamın rolünü oynadığım için, bir türlü cesaret edemiyordum. Cibali Karakolu çok farklı, o tam Nejat Uygur’luk bir oyun. Onu hiç bozmamak lazım gerekir diye düşünüyorum. Bir ara düşündük ama...
B.U.: Nejat Uygur'un oynadığı oyunları oynuyoruz ama o ekolden faydalanmaya çalışıyoruz. Babamın rollerini Süheyl oynuyor, ben daha çok pas atan rolleri oynuyorum. Eniştemiz Bahri Beyat’lı bu işin ustasıdır. Taklide kaçmadan, biçimi alarak yapıyoruz. Çünkü taklit edilemezler.
S.U.: Şunu da yapıyoruz bazen; özellikle Behzat bilinçli şekilde, karşılıklı eğlenelim diye eniştem gibi tonlar. Kendimizi eğlendiririz sahnede. Ben de tam Nejat Usta gibi tonlayarak konuşurum. Seyirci onu hemen alır, orada bir alkış gelir.
B.U.: Süt Kardeşler 7. sezonunda. Bazen şunu duyuyoruz; halen daha Süt Kardeşleri mi oynuyorsunuz? Allah nazarlardan saklasın oyun iyi gidiyor, kapalı gişe. Bir oyunun oynaması demek; ne kadar iyi olduğunu, ilgi gördüğünün göstergesidir. Ve biz 35 yıldır tiyatro yapıyoruz, üç tane Nejat Uygur oyunu oynadık. Diğer oyunlar Türk tiyatrosunda ilk defa oynanan oyunlardı. Ama bu oyunları da yeni kuşaklar izlesin istedik. Hem izleyenlere yeni versiyonuyla o dönemi hatırlatmak, hem de yeni kuşakların da izlemesi gerekiyor. Çünkü bizlerin oyunu. Yani bu kadar çok Shakespeare, bu kadar çok yabancı eserin oynandığı günümüzde müsaade etsinler de biz de, ustamızın oyunlarını oynayalım. Evet. Buradan da diğer ustalarımıza bir selam yollayalım. Bu tarz bir ekol, herkes tarafından yapılabilecek bir şey değil. O usta-çırak ilişkisiyle devam ediyor. Bizim de bu tarzı sürdürmemiz; üstüne bir şeyler koyarak oluyor. Nejat Uygur'dan, Bahri Beyat'tan, Necla Uygur'dan bir parça alarak ama asla taklit etmeden seyirciye o duyguyu yansıtmaya çalışıyoruz. İyi de yansıyor ki 35 yıl olmuş.
Son olarak Adile Naşit’in hayatı filmi yapıldı ancak tepki topladı. Neden sanatçıları hayalimizdeki gibi bırakmıyorsunuz eleştirileri yapıldı. Popüler kültürde, bu değerlerin harcandığı da söyleniyor. Sizlere böyle bir teklif gelse, babanızın hayatının film yapılmasını ister misiniz?
B.U.: Babam ister miydi acaba? Burada bir defa bunun kararını verecek olan kardeşler olarak bizler değil, annemiz Necla Uygur’dur. Söz ondadır.
S.U.: Eğer babamızı birazcık tanıyorsak, bence istemezdi Behzat.
B.U.: Bence de istemezdi. Şimdi onun istemeyebileceğini düşündüğünüz bir şeyi onaylamamız, ne kadar doğru olur? Kafamızı yastığa koyduğumuz zaman, rahat uyumalıyız.. Nejat Uygur'un kayda alınmış oyunları var, görüntü kaliteleri biraz kötü. Bunları yenileyip sosyal medyada, YouTube'da, televizyonda ya da dijital platformlarda yayınlanması ve yeni kuşağın da izleyecek olması... Nejat Usta bundan daha mutlu olurdu. Ona şimdi; “Bir günlüğüne dünyaya tekrar geleceksin, ne yaparsın dediklerinde, belgesel yaparım demezdi, sahnede olmak isterim”derdi muhtemelen. Biz de onunla birlikte sahnede olmak isterdik.
Bir nesil sizinle büyüdü. ‘90'lar kuşağının çocukları için çok değerli bir yerdesiniz. Bir kez daha Şahane Pazar gibi bir televizyon programı yapmayı düşünür müsünüz?
B.U.: En çok sorulan sorudur bize. Bazı şeyler tadında kalmalı diye düşünüyoruz. Bazen şunu düşünüyoruz; bayram ya da yılbaşı için özel bir program çekebiliriz. Ya da dijitale özel ama her hafta olan değil. Çünkü gerçekten hem seyirci hem oyuncu olarak bazı şeyleri, aynı duyguyla yaşayamıyorsunuz. Yoksa biz performans olarak o yıldan bu yıla enerji olarak bir şey kaybetmedik. Her akşam sahneye çıkıyoruz, antrenmanlıyız.
S.U.: 5 saat yayın yapıyorduk. Sayımın olduğu bir Pazar günü Şahane Seçim programı yaptık. Bize 7 saat yapacaksınız dediler. Canlı yayını nasıl dolduracağız dedik. 7 saatte 3 tane yönetmen değişti, program bittiğinde 8 saat sürdüğünü öğrendik. 1 saat fazla yapmışız. Seyircinin özellikle o jenerasyonun, programı yeniden istemelerinde haklılık payları var.
B.U.: Çünkü hem o dönemi hem de yaşadıkları duyguları özlüyorlar. O zamanların özlenmesinin bir nedeni de huzur. Günümüzdeki televizyon yayınlarına baktığınız zaman; bir iki program hariç eğlence ve komedi türünde olan, insanların rahat edecekleri programlar yok. Hep birbirine benzeyen, herkesin birbirine bağırdığı, öldürdüğü, ellerinde tabanca ve tüfeklerle dolaştığı, her hafta bize empoze edilen karmaşık hayatların sunulduğu diziler var. İnsanlar; ailecek düzgünce izleyebilecekleri, çaylarını içip yanında bir kek yaptıkları, huzur içinde seyredecekleri programlar istiyorlar. Ama bu diziler gerçekten insanları çok geriyor. Gerçekten çok yanlış şeyler. Aslında bir sinema filmi olması gereken hikayeleri, her hafta izlemek zorundayız. O zaman insanların kafasına da başka bir şey empoze ediliyor. Seyircinin özlemi biraz da ağırlıklı bir şekilde bundan olsa gerek.
Bir dönem albüm çalışmanız oldu. O dönemin pop müzik şarkılarına bir eleştiriydi. Bugünün şarkılar için de benzer bir çalışmanız olur mu?
B.U.: Albümün sonunda, eylemlerimiz devam edecek demiştik. Ondan hayır diyemiyorum. Aslında sadece pop müzikle ilgili değil günümüzü anlatan sözler de var. Ercan Saatçi İle hazırlamıştık albümü. Yeni bir albüm yapılabilir ama iş olsun diye yapılmamalı. O zaman içimizden çok geldi, her yaptığımız iş gibi çok eğlendik ve keyifle yaptık. Yani yeni bir şey yapalım, oturalım ne çıkartalım olmamalı. O birdenbire gelir. Gelirse yaparız, gelmezse de kusura bakmasınlar.
S.U.: Biz de “Artık müziği bıraktık. Tiyatromuza geri dönelim” deriz.
“Uluslararası boyutları olan salonlarımızın olması çok önemli”
Hem Anadolu'da hem İstanbul, Ankara ve İzmir’de birçok sahneye çıktınız Son olarak Atatürk Kültür Merkezi’nde Süt Kardeşler’i oynadınız. AKM için; “Artık İstanbul'un değil, Türkiye'nin Uluslararası Sanat Merkezi oldu” yorumları çok sık yapılıyor. Sizlerin de bu yorum üzerinden, düşüncelerinizi almak isterim.
B.U.: Uluslararası boyutları olan güzel salonlarımızın olması çok çok önemli. Ama bununla beraber, içeriklerinin de güzel olması gerekir. Çok şahane bir eviniz vardır ama evinize misafiriniz gelmez, muhabbet olmaz. O evin güzel olması önemsizdir.
Salonlarda uluslararası etkinliklerin olması Türkiye'miz için çok önemli. Daha da çok olmalı. Hey Gidi Günler adlı oyunumuzda da bahsediyoruz; sanat, konserler, tiyatro oyunları, gösteriler her kesimden insanın bir araya gelip birlikte eğlenip, üzüldüğü ya da haz aldığı tek noktadır. Dünya görüşünüz, zevkleriniz farklı olabilir ama bir gösteride aynı şeyi beğenip alkışlarsınız. O yüzden ne kadar fazla olursa, o kadar iyi. Daha fazla kültür merkezi ve etkinliğin olması çok çok önemli diye düşünüyoruz. Yapan herkese de teşekkür ederiz. Daha fazlasının da yapılması gerekiyor. Hatta bazen eksik olan şeyler olduğunda da uyarıyoruz. Bazı salonlara gidiyoruz, eksikleri söylüyoruz; yapacağız diyorlar, 6 ay sonra yine gidiyoruz, yapılmamış oluyor. Yine yapacağız diyorlar. Buradan meslektaşlarımıza da mesaj olsun; oynayıp gideceğiz demesinler, o salonun yetkililerini uyarsınlar. O zaman biz de doğru yönlendirmiş oluruz. AKM'de oynamak bizler için çok keyifli. Çünkü AKM hepimiz için çok çok önemli. İsminden başlıyor, Atatürk Kültür Merkezi. O yüzden bu da
bizi mutlu ediyor.
S.U.: Öncelikle şunu söylemek isterim; sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de değil, Anadolu’da da çok yerinde ve güzel salonlarımız var. Behzat’la tamamen aynı görüşe sahibim.
Yorum Yaz