Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Fotoğraf sanatçısı Murat Filinte: “Yapay zekâ analog fotoğrafı etkilemez. Yapay zekâ karanlık odaya giremez. 1840’larda ressamların yaşadığı krizi bugün bazı fotoğrafçılar yaşıyor ve yeniden analog üretime, karanlık odaya yöneliyorlar. Analog fotoğraf, tıpkı plakta kaydedilen sesin doğal tınısı gibi nesnelerin optik ilişkilerini olduğu gibi kağıda taşır. Dijital veya yapay zekâ üretimi ise farklı bir düzlemde çalışır, optik gerçeklik bozulur. Bu yüzden analog kendi alanında varlığını sürdürecektir.”
Fotoğraf sanatçısı, yazar ve eğitimci Murat Filinte ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda fotoğrafın dijital çağda geçirdiği dönüşümü ele aldık. Filinte, analog üretimden yapay zekâya, karanlık oda deneyiminden post-truth çağında gerçeklik algısına uzanan geniş bir çerçevede fotoğrafın bugününü hem teknik hem de düşünsel boyutlarıyla değerlendirdi.
Bugün fotoğraf artık yalnızca bir an yakalama pratiği olmaktan çıkarak veri ve algoritma üzerinden işleyen bir üretim alanı hâline geldi. Sizin için dijital çağda fotoğraf ne anlama geliyor?
Fotoğraf, insanlığın en eski dönemlerinden beri var olan bir arzuyla çok yakından ilişkili. Mağara duvarlarına kazınan resimler, özlenen veya saygı duyulan varlıkları ölümsüzleştirme çabasının ilk örnekleridir. Bugün de aynı ihtiyaç devam ediyor. Anılarımızı, hatıralarımızı kalıcı kılmak için görseller üretiyoruz. Bunun yanı sıra fotoğraf, habercilik ve toplumsal iletişimde de çok güçlü bir rol üstleniyor. İletişimin ana etkenlerinden biri hâline geldi. Fotoğrafın sanat yönü ile teknolojisinin gelişimi arasında ciddi bir uçurum oluştu. Teknoloji çok daha hızlı ilerliyor çünkü tüketim toplumunda fotoğrafçılık günlük yaşamın ayrılmaz parçası hâline geldi. İnsanlar anılarını kaydetmek, iletişim kurmak ve görsel belgeyle etkileyici bir iz bırakmak istiyor. Görselin yazıdan daha güçlü etki yaratması, fotoğrafı hayatımızın vazgeçilmezi yaptı. Bu süreçte algoritmalar ve manipülasyon araçları devreye girdi. Bunlar teknik olarak fotoğrafı güçlendiriyor ama sanat yönünü, belgesel derinliğini ve evrenselliğini arka plana itiyor. En güçlü haber fotoğrafları, en etkileyici portreler genellikle analog dönemde, karanlık oda ortamlarında, manipülasyondan uzak üretilmişti. Günümüzde yaşam tekdüzeleşti, kültürel çeşitlilik azaldı. Fotoğraf da bu yüzden belgesel gücünü büyük ölçüde yitirdi ve multimedyanın bir aracı, üzerinde oynanabilen bir oyuncak hâline geldi.
Fotoğraf ve resim arasında nasıl bir ilişki var?
Fotoğrafın icadı resim sanatında köklü bir değişim yarattı. Akademik çevrelerde sıkça söylenen bir cümle vardır. Fotoğraf makinesi icat edildiğinde ressamlar birden kendilerini tehdit altında hissetti. Nicéphore Niépce 1826-1827’de ilk kalıcı görüntüyü elde etti, Louis Daguerre ise 1839’da süreci geliştirdi. 1840’lara gelindiğinde ressamlar, fotoğrafın kendilerinden daha hızlı ve gerçekçi sonuçlar ürettiğini gördü. Portre yaptırmak isteyenler artık büyük paralar ödeyerek ressamlara gitmek yerine kameranın önünde poz vermeyi tercih etti. Bu durum resim akımlarını da hızlandırdı. Gerçeği birebir ele alan akımlar yerine başka akımlara yöneldiler. Ressamlar gerçekliği taklit etmekten uzaklaşıp yeni yollar aramaya başladı.
Fotoğraf sokaklarda sanatsal anlamda ilk kez Eugène Atget ile güçlü bir varlık gösterdi. Onun Paris sokak fotoğrafları belgesel fotoğrafın önemli başlangıçlarından sayılır. Sonra bu çizgi Henri Cartier-Bresson’a, oradan da Ara Güler’e uzanır. Tiyatro kökenli bakışıyla ânı yakalamada ustaydı. Ara Güler’in “Kadın ve Allah” adlı fotoğrafı alanında eşsiz bir fotoğraftır.
Fotoğrafta “kritik an” denilen bir terim var. Bu terim ne anlama geliyor?
Kritik an, hareketin en belirgin ve anlamlı olduğu andır. Bir insan yürürken adımını yere koyduğu anda çekerseniz fotoğraf durağan görünür. Ama ayağı havada, adım atma anında çekerseniz yürüyormuş hissi verir. Henri Cartier-Bresson bu kavramı ustaca kullanmıştır.
Üniversitede Ansel Adams etkisinde kaldım. Ansel Adams tarzı, gözün göremediği geniş bir gerçekliği aynı anda net gösterebilme üzerine kurulu. İnsan gözü yaklaşık 33 derecelik bir alanı net görürken, geniş açıyla çalışan kamera 90-120 derecelik bir kesiti net yakalayabilir. Ben genellikle 90 derecelik kare formatta çalışırım. Bu sayede insan ile çevresi, doğa ile mekân arasındaki ilişkiyi aynı düzlemde, gözün normalde algılayamayacağı bir bütünlük içinde sunarım. Gözün göremediğini görünür kılmak, benim için fotoğrafın en güçlü yanıdır.
Yapay zekâ, fotoğrafı nasıl etkileyecek?
Yapay zekâ multimedya sektöründe -reklam, sinema, animasyon- büyük bir devrim yaratacak, yaratmaya da başladı. Prodüksiyon maliyetlerini düşürecek, üretim hızını artıracak. Sinema ve eğlence sektöründe oyunculuk, senaryo yazımı bile büyük ölçüde değişebilir. Ancak gerçek fotoğrafı, yani ışığın fiziksel izini taşıyan analog fotoğrafı etkileme gücüne sahip değil. Yapay zekâ analog fotoğrafı etkilemez. Yapay zekâ karanlık odaya giremez. 1840’larda ressamların yaşadığı krizi bugün bazı fotoğrafçılar yaşıyor ve yeniden analog üretime, karanlık odaya yöneliyorlar. Analog fotoğraf, tıpkı plakta kaydedilen sesin doğal tınısı gibi nesnelerin optik ilişkilerini olduğu gibi kağıda taşır. Dijital veya yapay zekâ üretimi ise farklı bir düzlemde çalışır, optik gerçeklik bozulur. Bu yüzden analog kendi alanında varlığını sürdürecektir.
Karanlık oda deneyimi fotoğrafçılık için bugün hâlâ ne ifade ediyor?
Karanlık oda, görüntünün ortaya çıkışına tanıklık edilen düşünsel bir mekândır. Film banyo edilirken görüntünün yavaş yavaş belirmesi, fotoğrafın zamansal doğasını somutlaştırır. Karanlık oda aslında zihnimizin karanlık bölgesine benzer. Çünkü görüntünün oluşumu göz bebeğimizde başlar, zihnimizde çözülür ama zihnimizin içi karanlıktır. Karanlık oda da ışığı görüntüye dönüştüren bir ortamdır. Aydınlıkta fotoğraf oluşmaz tıpkı sinema perdesinde filmi aydınlıkta izleyemeyeceğiniz gibi. Bu deneyim, üretimi hızdan çıkarıp sabır, tekrar ve beklemeye dayalı bir ritme dönüştürür. Görüntü soyut bir veri olmaktan çıkar, kimyasal süreçlerle yüzeyde beliren fiziksel bir varlığa dönüşür. Hız odaklı dijital çağda karanlık oda, fotoğrafın kökenini hatırlatan ve görüntüyle kurulan ilişkiyi derinleştiren bir alan olarak önemini koruyor.
Siyah-beyaz fotoğraf, fotoğrafın en saf hali
Fotoğraf sanat mıdır sorusu yıllardır tartışılıyor. Siz bu soruya nasıl yaklaşıyorsunuz?
Bu tartışma yanlış bir zeminde yürüyor. Sanat, gözün göremediği bir şeyi gösterebilme becerisidir. Duygu ve düşünceleri görsel, işitsel veya yazılı dille anlatabilmektir. Fotoğraf ekipmanını kullanarak gözün algılayamadığını görünür kılarsanız, o da sanattır. Man Ray gibi deneysel ustalar, kamerasız tekniklerle yeni bir fotoğraf dili yarattı. Siyah-beyaz fotoğraf bence fotoğrafın en saf hâli, doğada siyah-beyaz görmediğimiz için bu, gerçekliği yorumlama ve sanatlaştırma imkânı sunar.
Fotoğraftan Sonra İmajların İstilası adında bir kitabınız da var. “İmaj” sizin için neyi temsil ediyor?
İmaj, kendini görselleştirerek medyatik ve çekici hâle getirme çabasıdır. Selfie’ler, medyada ilgi çekmek için yapılan manipüle edilmiş görüntüler buna örnektir. Portre fotoğrafçılığı ise bambaşka bir şeydir; ışığı, kompozisyonu ve insanın iç dünyasını estetik bir bütünlük içinde yansıtır. Günümüzde imajlar dünyamızı istila etti. İnsanlar görsel üzerinden düşünmeye, okumaya ve derinleşmeye daha az zaman ayırıyor. Bu, düşünme tembelliğini besliyor ve tüketim toplumunun bir sonucu.
Fotoğraf çekerken bir gününüz nasıl geçiyor?
Fotoğraf mekânlarımı önceden belirliyorum. Işığın kalitesini takip ediyorum. Benim en sevdiğim yatay ışık, güneşin yaklaşık 23 derecelik açıda olduğu zamanlar. Bazen bir kare için günlerce aynı yere gidip geliyorum.
Post-truth çağında gerçeklik algısı nasıl değişiyor?
Post-truth, gerçeklikten kaçışın, gerçekliğin çirkinliklerini örtbas edip hayal dünyasıyla yeni anlamlar yüklemenin dönemidir. Dijital ortamda karşılaştığımız her görüntü sorgulanmalı. Yapay zekâ bu süreci hızlandırıyor. Medya okuryazarlığı her zamankinden önemli hâle geliyor. Yine de analog fotoğraf ve karanlık oda, ışığın fiziksel varlığını koruduğu için bu karmaşanın dışında kalıyor.
Yorum Yaz