Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Yazan Gülcan Tezcan
Sanat adı altında beslenen kötücüllüğü, şiddeti önlemenin yolu ‘sansür’ ise hiç kimse, hiçbir tereddüt göstermeden bu yasaklar konusunda hemfikir olmalı!
İstanbul’da geçen haftalarda yaşanan korkunç cinayet günlerdir hemen hepimizin gündeminde. İki genç kız aynı yaşlardaki bir erkek tarafından hayattan koparıldı. Herkesin yüreği binbir parça oldu, kızdık, öfkelendik, suçlu aradık. Uzunca bir zaman da tartışmaya devam edeceğiz hangi nedenlerin bu vahim sonucu doğurduğunu. Konuşmak ve çözüm üretmek zorundayız. Politize etmeden, Narin cinayetindeki gibi günlük şiddet pornografisi dozuna dönüştürmeden neden çocuklarımızın bu hale geldiğini ve buradan nasıl çıkabileceğimizi, kızlarımızın ve oğullarımızın işgal edilen zihinlerini, ruhlarını nasıl özgürleştireceğimizin yolunu bulmalıyız ortak ses ve ortak akılla…
Bir kere bu olayla açığa çıkan sosyal medyadaki bazı mecraların hızla kontrol altına alınması, yasaklanması ve oralarda yuvalanan zehirli tiplerin hukuk eliyle gün görmeyecek hale getirilmesi gerekiyor. Üç, beş ruh hastasının toplanmasıyla elbette sorun çözülmez. Onları besleyip büyüten damarların kurutulması, bu zehirli fikirleri besleyen yayın, kitap ne varsa terörle mücadele benzeri bir yöntem ve toplumsal uzlaşı ile sansürlenmesi şart.
Evet sanatçı ve ilerici kesimlerin ‘sansür’ sözcüğüne alerjisi vardır. Ancak ortada pırıl pırıl gençlerimizi zehirleyip, hayatlarını çalan bir kötülük kaynağı söz konusuysa en katı önlemlerin alınmasına kimse itiraz etmemeli.
Kelimeler ve görüntülerle kuşatıldı gençlerimiz… Cinayetin duyulduğu gün sosyal medyada pek çok kullanıcı Uraz Kaygılaroğlu’nun sevgilisine poz verdiği o korkunç tabloları hatırlattı. Kadın bedenini parçalayan bir kasap olarak poz vermişti ‘ünlü’, ‘oyuncu’. O şeyler ilk paylaşıldığında da tepkiler oluşmuştu ancak kimse bu tür görüntülerin hastalıklı ruhlarda nasıl iz bırakacağına dair sert tavır gösterememişti özellikle sanat camiasından. Gençlere rol model olan şarkıcı, oyuncu tayfasından bazı isimlerin sevgilisine şiddet kullanması ‘magazin’ haberi olarak okunup geçildi hep, cılız tepkiler iki gün sürdü. Rap müziğin küfür, cinsel şiddet, ahlaksızlık ve sapkınlık dolu, kadını aşağılayıcı ifadelerle dolu örnekleri ilkokul öğrencilerine konser diye dinletildi. Sosyal medya rap müziğin bu korkunç içeriklerine yönelik çokça yazılıp çizilse de ne savcılar, ne de hukuk harekete geçmedi.
Diziler, gündüz kuşakları zaten şiddetin her türlüsünün güzellendiği, pazarlandığı, günün her saatinde hiçbir sınır tanımadan bütün detayları ile ekrana gelebildiği yayınlar olarak özel kanallar yayına başladığından bu yana hız kesmeden devam ediyor. Rating getirdiği için hiçbir kanal kadına şiddet, tecavüz, dayak sahneleri olan dizilerinden vazgeçemiyor. Gündüz kuşağındaki sapkın ve şiddet öğreticisi vakalar RTÜK’ün radarına nedense hiç yakalanmıyor. Tersine her yeni sezonda boy boy röportajlar yapılıyor gündüz kuşağı yapan kadınlarla. Nasıl da başarılı ekran işleri çıkardıklarına dair övgüler diziliyor. Tüm bu yayınların toplumdaki şiddet sarmalını nasıl besleyip büyüttüğü dert edilmiyor.
Bugüne kadar yapılmayanların neye mâl olduğunu birbirinden acı örneklerle görüyoruz ne yazık ki… Ataerkil toplum, lanet olası erkekler diyerek bu sorunu çözemeyeceğimizi de idrak etmemiz gerekiyor. Erkek çocuklarımıza da kız çocuklarımıza da merhameti öğretmekle işe başlamalıyız belki de. Bütün müfredatları bir kenara bırakıp canlı, cansız hiçbir varlığa zarar vermemek gerektiğini, onlarla aramızda güçlü bir bağ olduğunu ve bir başkasına kast ettiğimizde en çok bizim yanacağımızı anlatmalıyız a,b,c’den önce.
Yorum Yaz