Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Şair ve yazar Dr. Şeref Akbaba: “Kendi adımıza konuşalım. Hemen hemen ilk 10 yıl abonelerle ayakta durduk. Bu doğru olanıydı. Sonraki zamanlarda daha çok reklamlarla ayakta duruyoruz. Kültür Bakanlığı abonesinin dışında kamu ile herhangi bir ilişkimiz yoktur, olmaması da gerekir. Bu zor koşullarda, ayı kurtarmanın peşindeyiz. Sayıları sınırlı bu ocaklar daha ne kadar dayanır bilemiyorum. Kerim Allah diyelim. Zülfi yare dokunuyorsunuz. Gönderi ücretleri cep yakıyor. Tavan yapan matbaa ücretleri gönderinin arkasında kaldı. Geçmiş yılları, ilk on beş yılı mumla arıyoruz. Sermayeye sırtını yaslamayan dergilerin işi, çok zor.”
Şair Şeref Akbaba hem öğretim üyesi hem de 25 yıldır dergi yayıncılığı yapıyor. 2000 yılında arkadaşlarıyla birlikte Ay Vakti dergisini çıkarmaya başlıyorlar. Dergicilik konusunda tecrübeli bir isim. Dile kolay çeyrek asırdır yayınlanan bir dergi, Ay Vakti dergisi. 212. sayısıyla selamladı okuyucularını. Yılları arkasında bırakan Ay Vakti dergisi, bugün artık ülke genelinde bilinen, takip edilen ve heyecanla okunan edebiyat dergilerinden biri haline geldi. Kırklareli Üniversitesi Öğretim Üyesi Şair Şeref Akbaba ile Ay Vakti, dergicilik ve insan ve zaman üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.
Edebiyat alanında faaliyet gösteren Ay Vakti dergisi, 212. sayısına ulaştı. Neler söylemek istersiniz?
İnsan için önemli olan geride kalanlar ve biriktirdikleridir. İyi bir insan için bu son derece önemlidir. Geriye doğru baktığımızda, 25 yıl ve 212. sayı yayınlanmış bir dergi, özel sayılar ve kitaplar. Dahası, bu süreçte birlikte olduğumuz, yüreğine dokunduğumuz gençler, derginin imkanları ölçüsünde ürünlerine yer verdiklerimiz. Derginin mutfağında sorumluluk alıp pişenler, uzaktan yol göstericiliği ile nitelikli çalışmalar ortaya koyanlar v.s. Mikro planda birey, makro planda ise cemiyet. Sadece yazanlar, yeni isimler yok, birde okur var. Bu okurun beslendiği bir dergi Ay Vakti. Giriş yazılarıyla ayın gündemine dair bir manifesto ve içeriğiyle de kalıcı metinler sunulmuştur okura. Bunlar kısaca, zaman zaman tekrar ettiğim, benim gözlemlerim. Okurun, yazanların, edebiyat araştırmacılarının bu hususta söyleyecekleri de önemlidir. Hasılı damlaya damlaya göl oldu. Niyet, sabır, sebat, istikrar bu günlere getirdi elhamdülillah.
Dergicilik aynı zamanda meşakkatli bir yolculuğun da başlangıcı. Siz, bu yolculuğa nasıl başladınız ve nelerle karşılaştınız?
Lisede okurken dergilerle tanıştım. Akabinde gazete okuru oldum. Kitap okumalarını takviye babındandı bunlar. Nitelikli okumalardı. Okuduğum dergilerdeki ürünlerin çoğu ve köşe yazarlarının o gün ki makaleleri bugün piyasada okunan kitaplardır. Bu yönüyle kendimi şanslı addediyorum. Birçoğunu kestim, sakladım. Onlar informel eğitimde üstadım, hocalarım, ağabeylerim oldular. Müktesebat ve güncel yazılanlardan besleniyordum. Şiire yatkın olmam hasebiyle, bu okumalar dergilere ve mahalli gazetelere yazdığım şiirleri ve yazıları göndermeme vesile oldu. Yayınlandılar, ilgi gördüler, ama bir mürebbileri yoktu. Bu minval üzere Atatürk Üniversitesi’nde okurken bir grup arkadaşımızla “Genç Kuşak” isimli bir dergi çıkardık. Bir öğrenci faaliyeti, o gün ki o iklimin kimyasını yansıtan ulvi bir çalışma olarak tarihe geçti. Uzun yıllar yazı hayatından uzak, eğitim ve sosyal faaliyetler, özellikle gençlik merkezli çalışmaların içinde yer aldım. Öğrencilerin, sanatçı dostlarımızın teşviki ile Ay Vakti doğdu ve yayınına devam ediyor. Bu imkânı bahşeden rabbimize hamdolsun.
Çevremize faydalı olmak şiarımız olmalıdır
Dergicilik deyince insanlar bir iki adım geri çekilir. Çünkü bunun çileli bir yolculuk olduğunu bilirler. Dolayısıyla bu yolculuğa da kimse kolay talip olmaz. Elbette ki sizin de bu yolculukta unutamadığınız anınız olmuştur?

İçinde bulunduğumuz hal, meslek, muhit, kabiliyet alanı ne ise o cihette kendimiz olmaya, imkân oluşursa çevremize, insanlığa faydalı olmaya çalışmak şiarımız olmalı. Bu noktada tekebbürden kaçınmalı, mütevazı olunmalıdır. Peygamberimizin hadisi var: “Veren el alan elden üstündür” diye. Bize bahşedilen ne ise, onu vermek konusunda cimrilik yapmamalıyız. Hatıralardan birini arz edeyim. Hemen her Cuma, öğlen sonrası Üsküdar’da ve dergide oluyorum. Genelde gençler, dost ve sanatçı arkadaşlarımızla buluşma yerimiz. On yıl önce dergiye gelmiş, bir-iki çalışmasını yayınladığımız bir arkadaş on yıl sonra İstanbul’a geldiğinde uğradı. Kapıdan girince, gençleri gördü. “Hocam sizin bu gençler hiç büyümemişler” dedi, gülüştük. Öyle ya, her şey deveran ediyor.
Kültür sanat camiası olaylar karşısında birlikte hareket edebiliyor mu? Sizce tepkiler yeterli mi?
Gerek gazetelerin kültür sanat sayfaları, gerekse dergiler, sosyal olaylar karşısında dayanışmaya dayalı bir birliktelik göstermeseler bile, tavır olarak bu tür olaylara tepkileri veya etkilerini gösteriyorlar. Son dönem dergilere bakarsanız Gazze, Filistin, Doğu Türkistan, şimdilerde Lübnan, ya da dünyanın neresinde zulüm varsa dergilerini gündemindedir. Ay Vakti'nin giriş yazıları bu anlamda bir manifestodur.
Sermayeye sırtını yaslamayan dergilerin işi çok zor
Dergi maliyetini çıkartabiliyor mu? Kamudan ve özelden gerekli ilgi alakayı görüyor mu?
Kendi adımıza konuşalım. Hemen hemen ilk 10 yıl abonelerle ayakta durduk. Bu doğru olanıydı. Sonraki zamanlarda daha çok reklamlarla ayakta duruyoruz. Kültür Bakanlığı abonesinin dışında kamu ile herhangi bir ilişkimiz yoktur, olmaması da gerekir. Bu zor koşullarda, ayı kurtarmanın peşindeyiz. Sayıları sınırlı bu ocaklar daha ne kadar dayanır bilemiyorum. Kerim Allah diyelim.
Abonelere göndermekte zorluklar yaşanıyor mu? Gönderi ücretleri ne durumda?
Zülfi yare dokunuyorsunuz. Gönderi ücretleri cep yakıyor. Tavan yapan matbaa ücretleri gönderinin arkasında kaldı. Geçmiş yılları, ilk on beş yılı mumla arıyoruz. Sermayeye sırtını yaslamayan dergilerin işi zor, çok zor.
Sosyal medya gençlerle dergiler arasına duvar örüyor
Gençlerin edebiyatla arası nasıl görüyorsunuz?
Ay Vakti kategorisinde ki dergilerin hedef kitlesi zaten gençler. Onların çalışmalarına yer vermek, onların yetenek alanlarını geliştirmeleri için katkı sağlamak. Gel gör ki bugün sosyal medya, artan kafeler gençlerle dergilerin arasına duvar örüyor. Üniversitelerin ilgili birimleri ve liseler güncel kültür sanat edebiyat dergilerine mesafeli duruyorlar. Biz gençlerden ümitliyiz. Su akar yatağını bulur.
Okuyucularınızla nasıl buluşuyorsunuz? Gönderilen çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hemen her cuma öğleden sonra Ay Vakti'nde; gerek dergide çalışmalarını yayınlamak isteyenler, gerek dostlarımız, gerekse yazarlarımızla dergi ofisinde sohbet ediyoruz. Yolu düşen herkese kapımız açık.
25 senedir bize gönderilen çalışmalara uzun yıllar ben cevap verdim, şimdilerde dergide yayın yönetmeni olan arkadaşlarımızdan birisi cevap veriyor. Gönderilen hiçbir ileti, hiçbir çalışma cevapsız bırakılmıyor. Her çalışmayı yayınlama imkanımız yok. Gönderen arkadaşlar önce derginin son 5 sayısını okusunlar, hangi tür hikayeler, şiirler, denemeler, inceleme, araştırma yazıları yayınlanıyor bir etüt etsin sonra göndersinler. Sükût-u hayale uğraşmasınlar.
İnsan ilişkilerinde her zaman Muhammedi olmalıyız
Hayatınızda birçok insanla karşılaştınız. Kimilerini yaşatıp kimilerini de unuttunuz. Dostluğun olduğu yerde vefasızlık da var değil mi hocam?
Unutamadıklarımız çok elbette. Dostluk üzerine, ilk insandan bugüne söylenmiş ne kadar özdeyiş, betimleme var ise, vefasızlık içinde vardır. Her insanın hayatında, müspet-menfi kalanlar, gidenler olmuştur. Sadece dergi çevresi değil, sosyal olarak bütün bir yaşamımda insan ilişkileri noktasında hep dikkatli oldum. Dost hanesi kalabalık biriyim, tek tek sayılamayacak kadar. Hep söyledim, bize bahşedilmiş olan yetenek, imkan ve meziyetleri muhitimizdeki insanlara karşı inciten bir biçime dönüştürüp kullanmak kul olarak bize yakışmaz. İnsan ilişkilerinde her daim Muhammedi olmalıyız. Dostluk üzerine yazmak, konuşmak kolay, Ebubekir olmak zordur.
Merhum Nurettin Topçu, bir yazısında “İnsan kâinatın kalbidir.” diyor. Siz, bu düşünce üzerine neler söylemek istersiniz?
Evet, insan yaratılmış olanların merkezindedir. Diğer canlılardan ayrılan özelliği ile eşref-i mahluktur. Ahsen-i takvim olarak yaratılanın, yaratılış gayesinin dışına çıkmasıyla düştüğü durum ise esfel-i safilindir.
Fıtratı bozulan insan huzur veremez
Hocam, “İnsan insanın kurdu” değil de “İnsan insanın huzuru” olamaz mı? Buna engel olan nedir?
İslam ahlakıyla mücehhez olunursa olur. Fıtratı muhafaza, servetin belli ellerde dolaşmayıp, hakça paylaşıldığı bir dünya olursa olur. Sömürü düzeninin dünyada bugünkü seyri içinde insan insanın huzuru olamaz. Yalnızlaştırılan, inançsızlığa sürüklenen, fıtratı bozulmak istenen insan.
Yorum Yaz