Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Âkif, lirik yönüyle daha çok Bülbül ve Leyla'dadır, özellikle de, son şiirlerinde, Gölgeler’dedir. Gölgeler’deki şiirlerin çoğu onun vatanından uzakta olduğu ömrünün son on yılına aittir. Bu şiirlerde o artık bir toplum ve sosyal olaylarla ilgilenen şair olmaktan çok bir "ben" şairidir. Dış dünyadan kendi iç dünyasına yönelen şairin, bu devrenin en önemli ürünleri olan "Gece", "Hicran" ve "Secde" şiirlerinde bu içe dönüş tasavvufî bir boyut da kazanmıştır. Gurbet duygusu ve yalnızlığa yaşlılık ve hastalığın da eklenmesi bu dönemin şiirlerini hem hüzünle gölgelemiş hem de yer yer zehirli serzenişlere yol açmıştır. Pek çok eleştirmen Mehmet Akif'in bu şiirlerini sanatının zirve noktası olarak değerlendirmişlerdir. İlk kez, 1914 yılında, Abbas Halim Paşa'nın çağrısına uyarak gittiği Kahire'nin Helvan semtindeki evinde de nice dizeler kaleme almış, ömrü boyunca kederli, yalnız ama hep umutlu olan yüreğinin mahrem sırlarını kâğıda dökmüş, sonradan Paşa'ya ithaf edeceği Gölgeler de burada doğmuştu. 'Gölge' metaforunun bizatihi kendisi de gösterir ki, Akif, ömrünün son çeyreğinde, toplumsal ve ahlakî ideallerine inancını yitirmemekle birlikte, Türk modernleşmesinin gelenekten yaşadığı köktenci kopuşun bir iç çözülmeye ve çürümeye maruz kalacağını görmüş, yeniden İlahî merkez olan kalbe dönmüş ve beslendiği irfanî geleneğin batınına yönelmiştir. Leyla şiirinde söylediği gibi, 'yer pek', 'gök yüksek'tir. Kendinden de bunalmıştır, zaman ıssız, mekan ıssızdır. İzleyen mısralarda bizi karşılayan, 'vahşet' ve 'zulmet', zamanın ruhunu nasıl gördüğünü ve tanımladığını yeterince ifade eder. Beyni boşlukta dönerken haykırır, lakin sadece cinler ses verir. Gece bitmek bilmez, ertesindeki nur henüz görünmemektedir. Dört yüz milyon imanı boğan girdaba bakar ve yüzyıllardır çiğnenen İslam yurdu için bir umut arar. Necip Fazıl'ın, 'Aman efendim aman/ Galiba ahir zaman/ Manzarası yurdumun/ Tufan gününden yaman' biçiminde tasvir ettiği dünyanın içinden, bugünü yeniden geleneğin güçlü damarlarına bağlayacak olan mimarlar çıkar. Akif, bu manevî inşanın hazırlayıcılarındandır.
Onun sözleri daima etkilidir, çünkü her kelimenin bedeli ödenmiştir ve tümüyle yaşamından süzülmüştür. Aşırı biçimde gerçekçidir, 'sözüm hakikat olsun da odun olsun tek' diyen bir kişilikten gelmektedir. Böylesi mustarip, adanmış, idealist ruhlara artık edebî yaşamımızda rastlanmıyor. Çünkü edebiyat, hayli zamandır, Guenon'un haber verdiği samimiyetsizliğe düçar oldu, kendi derdini, kendi hikâyesini söylemeyen ağızlar çoğaldı, 'divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun' diyen Necip Fazıl'ın açtığı çığırdan yürüyen Sezai Karakoç ve onun beslediği birkaç samimi yazar kaldı.
Her ne kadar Akif, gönüllerde ışıl ışıl geziniyorsa da, bu hatıraların özenle korunması da ödevimiz olmalı. 2021 İstiklal Marşı Yılı olarak dolu dolu geçmeli. 'Kıyametler koparan bülbül'ün derdine aşina yeni kuşaklar, umutlarımızı diri tutmalı.
Yorum Yaz