Kalabalıktan Çekilen: Ayşe

SİNEMA

Beyazid Bestami’nin “Hakikat aramakla bulunmaz ancak bulanlar hep arayanlardır,” sözü, insanın içini huzursuz eden bir gerçeği hatırlatır: Aramak ile bulmak arasında ince bir gerilim vardır. O gerilim bazen insanı diri tutar, bazen de dağıtır. Hakikat, çoğu zaman bir cevap değil; insanı dönüştüren bir yolculuktur. Ayşe Şasa’nın hayatı tam da böyle bir yolculuğun hikâyesi… Yeşilçam’ın parlak setlerinden akıl hastanesinin sessiz koridorlarına uzanan bir savruluş… Paranoyalar, yalnızlık ve kırılmalarla geçen yıllar… Ve nihayetinde bulunan hakikat. O hakikate ulaştıktan sonra artık aynı kişi değildir; yaşadıklarını yazıya döken, arayışını kelimelerle yeniden kuran başka bir Ayşe var.

Tabii platformunda yayınlanan Ayşe dizisi, Ayşe Şasa’nın hikâyesini anlatıyor. 10 bölümden oluşan dizinin yönetmen koltuğunda Osman Nail Doğan oturuyor. Senaryosunda Furkan Çalışkan, Osman Nail Doğan ve İdris Meydi’nin imzası bulunuyor. Dizinin kadrosunda; Deniz Baysal Yurtcu (Ayşe Şasa), Alper Saldıran (Atıf Yılmaz), Osman Sonant (Bülent Oran), Zafer Algöz (Vecdi Sezer), Saadet Işıl Aksoy (Serap), Hakkı Ergök (Kemal Tahir) yer alıyor.

Bir hakikat arayışçısı olan Ayşe Şasa hayatını, arayışını Bir Ruh Macerası’nda ayrıntılarıyla anlatıyor. Delilik Ülkesinden Notlar’da yer alan metinlerde inançsızlıktan inanca uzanan yolu, Yeşilçam Günlüğü’nde Dergah Dergisi’nde iyileştikten sonraki dönemde Türk sinemasına dair yazdığı yazılar yer alıyor. Şebek Romanı’nda ise bir bilimkurgu parodisi kuruyor Şasa. Hal böyleyken Ayşe dizisinin bize sunduğu dünyanın gerçeklikte nerede durduğuna dair bakmmız gereken bazı noktalar mevcut. Peki ama bakmalı mıyız? Kurmaca bir dünya ile karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. O dünyanın ne kadar gerçek dünyayı yansıttığının peşine düşmek doğru olur mu? Belki bu sorular kurmaca ve hakikat ilişkisi üzerine başka bir yazının konusu olabilir. Biz şimdi rotamızı Ayşe dizisine çevirelim ve anlatılan hikâyenin duraklarına bakalım.

Kendi hikayesinin peşinden gitmek

Yeşilçam üzerine söylenen birçok söz var. Birçok yazılmış kitap var ama o zamanın ruhunu anlatan filmlerin, dizilerin sayısı sınırlı. Burada kastım Yeşilçam filmlerinde değil, Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan mekanlar, insanlar…. O setler nasıl kuruldu, o hikayeler nasıl o kadar hızlı yazıldı? Kimler hangi sofralarda birbirini buldu? Hangi fikir tartışmaları yaşandı? Ayşe dizisi, işte bize bu Yeşilçam dünyasının arka planını sunuyor. O filmler çekilirken ki ruhun peşinden gidiyor. Çünkü başrolümüz Ayşe de kendi hikayesinin peşinden gidiyor. Senaryo yazmak onun tutkusu, hayata tutunuşunun bir parçası. Ama onun için kimliğini, yazdığı hikâyeyi korumak da bir diğer önemli nokta. Yazmak için yazmıyor o hikâyelerini. Esaslı bir direnişle başlıyor macerası ve yalnızlığı. Öyle ki, senaryosunu klişelere boğan, hakikatini ondan alan yapımcıya posta koymaktan geri durmuyor Şasa. O posta koyuştan sonra Yeşilçam’da hiçbir kapı açılmıyor ona. Kapılar kapandıkça yalnızlığı daha da artıyor çünkü bu yola ailesini karşısına alarak çıkıyor. Ailesinin ve cemiyetinin küçümsediği Yeşilçam’da gitgide istenmeyen kişi oluyor. Peki o yapımcıya hayır demeseydi, kendi hikâyesine yön vermeseydi yine de Ayşe olur muydu? 

Dizi, dünyasını Ayşe Şasa’nın hikâyesindeki yalnızlığın peşinden giderek kuruyor. Ayşe’nin hikâyesi aslında içten içe doğruyu bilen, bildiği yolda gitmek isteyen herkesin hikâyesi oluyor. Belki yalpalamaları da ondan oluyor. Tüm bu yalpalanamalarının içinde ne yapacağını bilmeden hikâyelerini yazmaya devam ediyor. Bir dönemin unutulmaz filmlerine imza atan senarist Vecdi Sezer ile karşılaşması yeni bir başlangıç için imkân sunuyor. O karşılaşma vesilesiyle hayatına Atıf Yılmaz giriyor. Bülent Oran da en başından beri bu yolculuğun eşlikçilerinden biri ama Atıf Yılmaz’ın Şasa’nın hikâyesinde başrol oynadığı zamanlarda biraz daha gerilerde, perdenin arkasında yer alıyor. Hayatının sahnesinde insanlar belirip kaybolurken Ayşe yoksullukla mücadele ediyor, korkularıyla savaşıyor. Çocukluğundaki yalnızlık da  onun bir parçası olarak dizide güçlü bir yer kaplıyor. Tüm bu korkular ve vehimler gelenek ile modern arasında sıkışıp kalmışlığı, hakikatten uzaklığı ruhunun sancısını oluşturuyor.

Ayşe’nin ruhunun sancısı bir sızı olarak başlıyor, sonrasında bedenini ve çevresini sarıyor. Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden Atıf Yılmaz ile beraber senaryolar üretmeye başlıyor. O yazıyor, Atıf çekiyor. Yeşilçam’da yeniden yükseliş dönemi başlıyor. Kemal Tahir bir dost olarak onun her daim yanında duruyor. Ama “Maskaralık yaptığın sürece seni alkışlarlar, ciddi bir şey yaptığında kimse suratına bakmaz, yolunu ona göre seç!” uyarısı baki. Bütün o popülerliğin yanında Ayşe’nin ruhunda bu sözün etkisi her daim yankı bulmayı sürdürüyor. Ama yalnız olmamanın verdiği mutluluk da ona bir yandan iyi geliyor. Ta ki korkuları, paranoyaları artıp da sokakta büyük bir kriz geçirene kadar. Bir hastaneye yatırılıyor ve hayatında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı tedavi günleri başlıyor. Annesi ve babası onun yanında oluyor. Yeşilçam’dan uzaklaşıyor. Atıf’tan da… Ayrılıyorlar.

Ayşe kendini güçsüz ve yenilmiş hissediyor. Savaşı kaybettiğini köşeye çekildiğini kabul ediyor. Yaşama, hayata, Yeşilçam’ın sokaklarına dönmek uzak bir hayal oluyor. Tam da bu zamanlarda devreye Bülent Oran giriyor. Savaşta yeni bir cephe açılıyor, artık başrolde bir başkası var… Yaşadığı onca hayalin ve vehimin içinde ona inanan bir çift gözün varlığı Ayşe için başlangıçta inandırıcılıktan uzakta duruyor. Paranoyaları devam ediyor. Bu sırada babası da kanser hastalığına yakalanıyor. Ondan önce de Kemal Tahir kanserden vefat ediyor. Her ölüm Ayşe için hakikate giden yolda bir eşiğe dönüşürken hakikat arayışı devam ediyor. Yeşilçam’ın o şaşalı dünyası Ayşe için git gide anlamını yitiriyor. Evinin bahçesinde günleri, serçelerle birlikte geçiyor. Sarsıcı histerilerin içinde etrafına baktığında tek gördüğü Bülent oluyor. Kalbine dokunan, ruhunu canlandıran sözler İbn Arabi’nin Fususu'l Hikem’in de karşısına çıkıyor. O hakikat arayışının adresi belli oluyor. Çölde vaha bulmuş gibi satırlardaki dünyayı içiyor. İçtikçe hayaletleri kayboluyor, korkuları azalıyor. Korkular azaldıkça sanrılar yok oluyor. Küçüklüğünde evinin dışında kalan helvacıdan alamadığı helvayı yemek ona hakikat arayışının sonunda nasip oluyor. Vehimler gidiyor. Hayata yeniden tutunuyor. Bülent’in sevgiyle bakan gözleri ona daha da iyi geliyor ve onunla bir yuva kuruyor. 

Bir dünyanın peşinden

Mutlu sonla biten dizinin ilk sezonu, Yeşilçam atmosferini tamamlayarak ikinci sezona göz kırpıyor. Ayşe’nin yalnızlığı yalnızca kişisel bir kırılganlık değil; hakikat arayışının ve entelektüel sorgulamanın doğurduğu bir yalnızlık. Etrafında kendisiyle aynı dili konuşan az insan bulabilmesi, bu yalnızlığı daha da derinleştiriyor. Paranoyaları, çocukluğunun gölgeleri, gelenek ile modern arasında sıkışmışlığı bu ruh hâlinin parçaları olarak dizide yerini alıyor.

Ayşe Şasa’yı tanımayan izleyici için bu hikâye, savrulmalara rağmen yönünü arayan bir insanın yolculuğu olarak anlam kazanıyor. Onu yakından bilenler içinse bazı eksik ya da tartışmalı noktalar gündeme gelebiliyor. Fakat burada yeniden kurmaca ile hakikat arasındaki mesafe beliriyor. Bir dizi, kaçınılmaz olarak seçiyor, yoğunlaştırıyor ve dramatize ediyor. Bu nedenle anlatılan dünyanın sahiciliğini, kurduğu evrenin kendi iç tutarlılığı üzerinden değerlendirmek gerekiyor.

Ayşe dizisi, yaslandığı kaynaklar ve kurduğu atmosferle kendi dünyasını inşa etmeye çalışıyor. Hakikat arayışını kesin hükümlerle kapatmıyor; izleyiciyi o arayışın izini sürmeye davet ediyor. Belki de asıl mesele, bir hayatı bütünüyle temsil etmekten çok, o hayatın sorularını bugüne taşıyabiliyor. Ayşe’nin hikâyesi de tam olarak bunu yapıyor: Cevap vermekten ziyade aramaya devam etmenin önemini hatırlatıyor.

 

Rabia BULUT
Rabia BULUT

Editör ve sinema yazarı. Lisans eğitimini Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı. Aynı üniversitede Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında yüksek lisans yaptı. “Sinemada Aşk ve Zaman: Sevmek ...

Yorum Yaz