Tragedyanın Türk ustası: Ahmet Turan Oflazoğlu

TİYATRO Güncel

 

Tiyatronun büyüsüyle dolu bir dünyada, eserleriyle sahneye adeta ruh kazandırmış bir usta. Onun hikayesi, tarihe ve sahneye olan derin tutkusunun şekillendirdiği bir yaşamın izlerini taşır.

1932 yılında Adana’nın İsahacılı Köyü’nde doğan Ahmet Turan Oflazoğlu’nun çocukluğu, Ceyhan’ın Mangıt Köyü’nde geçer. Babası hafız Ahmet Fevzi, köyün imamı ve genç Turan üzerinde derin etkiler bırakan bir figürdür. Babasının okuduğu Kur’an-ı Kerim’den yükselen ahenkli sesler, onun ruhunda hem huzur hem de merak uyandırır. Küçük yaşta gördüğü bir rüya, bu derin bağı daha da anlamlı hale getirir. Rüyasında kendisine "Buradan Abdülkadir Geylani geçti" diye seslenildiğinde, babası ona "Artık zamanı geldi" diyerek Kur’an-ı Kerim öğretir. Ne yazık ki, dokuz yaşında babasını kaybeder. Oflazoğlu, annesi Hanife hanımla birlikte Bünyan’a dayısının yanına taşınır.

Bünyan İlkokulu’nda öğretmeni Yusuf Batur’un rehberliğinde, Karagöz figürleri yapmayı öğrenerek kasaba halkına temsiller düzenler. Oflazoğlu’nun tiyatroya olan ilgisinin ilk tohumları, işte bu küçük kasabanın mütevazı okulunda atılır. Hocasının teşvikleriyle sahneye adım atan genç Turan, Kurtuluş Savaşı’yla ilgili müsamerelerde başroller üstlenerek sahneye olan sevgisini daha da derinleştirir. Oflazoğlu, bir röportajında o yılları şöyle anlatır: “Bünyan’ın yukarı mahallesindeki Kayabaşı denilen yere yakın ilkokulda, Yusuf Batur adında eski Rumeli göçmenlerinden bir öğretmenimiz vardı. Hocam, nur içinde yatsın, son derece dikkate değer, kendisinden çok etkilendiğim, çok şey öğrendiğim, örnek bir öğretmendi. Bize Karagöz suretleri yapmayı öğretmişti. Kartondan figürler kesip boyayarak bezir yağında kızartmayı, bu figürlerle beyaz ambalaj kâğıdından bir perde arkasında Karagöz temsilleri vermeyi ondan öğrenmiş, kasaba halkına birkaç kez Karagöz temsilleri sunmuştum. Elli yıl önce verdiğim bu temsillerden bir beyit hâlâ belleğimdedir: ‘Şem-i bahtım yanmadan şûlelenir perdemiz/Erbâb-ı zarif olana cilvelenir perdemiz.”

“Sende müthiş bir dram kabiliyeti var”

Daha sonra İstanbul’a gelen Oflazoğlu, Gedikpaşa Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde eğitim gider. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girerek bir yıl hukuk okur ancak hayal gücünü sınırlayan bu alanda devam etmenin yaradılışına aykırı olduğunu düşünür. Dr. Oğuz Bey’in tavsiyesiyle İngiliz Dili ve Edebiyatı Fakültesine geçer. Burada da üç yıl öğrenim gördükten sonra, Takiyettin Mengüşoğlu’nun yönlendirmesiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne devam eder. Burada, Mengüşoğlu tarafından Ahmet Hamdi Tanpınar’a tanıtılır. Tanpınar, o günlerde şiirler karalayan Oflazoğlu’ndan birkaçını okumasını ister. Şiirleri dinledikten sonra, “Sende müthiş bir dram kabiliyeti var, sen mutlaka tiyatroyu denemelisin,” diyerek Oflazoğlu’nun edebiyattan tiyatroya geçişinde önemli bir dönüm noktası olur.

Üniversite yıllarında ilk şiiri "Limon", Peyami Safa’nın çıkardığı "Türk Düşüncesi" adlı dergide yayımlanır. Bu şiir, Behçet Kemal Çağlar tarafından bir radyo programında da okunur. Mezuniyetinin ardından askerliğini dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın mütercimi olarak yapar. Askerlik sonrası, 1963’te Fulbright bursuyla Amerika’ya giderek Washington Üniversitesi’nde oyun yazarlığı eğitimi alır. Hocası Grant Hubbard Redford’un rehberliğinde oyunlar yazmaya başlar. Okulu bir ara bırakmak ister, Redford, "Her şeyi kucaklayan bir ruhun var, sen bu işi becereceksin, devam et," sözleriyle Oflazoğlu’na geri adım attırır. İngilizce’ye çevirdiği ve Seattle’da sahnelenen ilk oyunu “Keziban”, onun tiyatro yolculuğunu taçlandıran bir başlangıç olur. 

"Tarihi kişiliklerle yaşıyorum”

Amerika’da iken kaleme aldığı ilk oyun denemeleri ardından tarihsel olay ve kişileri konu edinmeye özel bir eğilim gösterir Oflazoğlu. Eserlerinde tarihsel gerçeklikleri sanatsal bir estetikle birleştirir. Tarihsel olanın özündeki trajik öğeyi keşfedip evrensel insan sorunu üzerinde odaklanır ve bunu teatral yaklaşımın özgün diliyle ortaya koyar. Oflazoğlu’nun tiyatrodaki yükselişi, yerel sahnelerden uluslararası platformlara kadar uzanır. “IV. Murat”, “Deli İbrahim” ve “Kösem Sultan” gibi oyunları, sahnede geniş kitlelere ulaşarak unutulmaz anlar yaratır. Oflazoğlu, tiyatronun tarihi unsurlarını başarıyla kullanır, önemli şahsiyetleri sahneye taşımada ustalık gösterir ve atmosferi yansıtmak için kullandığı unsurları büyük bir yetkinlikle harmanlar.

Eserlerinde kin, ihtiras, kıskançlık gibi temel insani duyguları yoğun bir şekilde işler. “IV. Murat”, “Cem Sultan” ve “Fatih” gibi oyunları, hem Osmanlı tarihine dair derinlikli anlatılar sunar hem de insani zaafları ve tutkuları sahneye taşır. Oflazoğlu, "Tarihi kişiliklerle yaşıyor, onların sevinç ve kaygılarını içselleştiriyorum" diyerek, tarih yazımındaki yöntemini özetler. Eserlerinde halk kültürüne ve folklorik unsurlara sıkça yer verir. Oyunlarında Geleneksel Halk Tiyatrosu’nun da (orta oyunu, meddahlık, karagöz) izleri görülür. “Gardiyan” oyunu, orta oyunu özelliği gösterir. Özellikle “Genç Osman” oyunundaki ağıtlar, halk kültürünün güçlü yansımalarıdır. Oyunlarında Fuzuli, Baki, Nef’i, Taşlıcalı Yahya, Şeyh Galib, Bahayi gibi şairlerin şiirlerine de yer verir. IV. Murat’ta Nef’i, Kösem Sultan’da Bahayi gibi… Türkçeye büyük önem veren Oflazoğlu, dil hakkındaki düşüncelerini de oyun kişilerine söylettirir. Örneğin, “Genç Osman” oyununda dil konusundaki düşüncelerini oyunun başkişisi olan Osman’a söyletir. Yine “Kösem Sultan” adlı oyunda Şeyhülislam Bahayi bu paralelde konuşur.

Yazarın hemen bütün oyunlarının zamanı, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarih sahnesinde bulunduğu dönemdir. Oyunlara göre bir sınırlandırma yapacak olursak, "Bizans Düştü-Fatih" ve "Cem Sultan", Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme devrinde; "Genç Osman", "IV. Murat", "Deli İbrahim", "Kösem Sultan", Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama döneminde; "III. Selim: Kılıç ve Ney", duraklamanın sonu, çöküş devrinin başında geçen olayları anlatmaktadır. 

“Onlarda bana ait ne varsa, almaya çalıştım”

Oflazoğlu sadece tiyatro oyunları yazmaz; şiir, deneme, çeviri ve senaryo alanlarında da üretken bir sanatçıdır. William Shakespeare, Franz Kafka, Federico Garcia Lorca, Rainer Maria Rilke'nin gibi birçok yazarın kitaplarını Türkçeye çevirir. Ayrıca Ingmar Bergman’ın “Yedinci Mühür” adlı eserini 1966 yılında Türkçeye ilk kazandıran kişi olur. 

Batıdan öğrendiği teknikle yerli kaynaklardan aldığı malzemeyi ustaca birleştiren Ahmet Turan Oflazoğlu, tiyatroda kendisini etkileyen isimleri şöyle anlatır: "Tragedya alanında beni en çok etkileyenler Aiskhylos, Sofokles ve Euripides ile Marlowe ve Shakespeare olmuştur. Lorca’yı da sevdim, ama o, sözünü ettiğim tragedya şairleri çapında değil galiba. Heinrich von Kleist de sevdiğim oyun yazarlarındandır, güzel tragedyalar yazmıştır; Kırık Testi adlı komedyası ise, bu türün birkaç şaheserinden biridir. Tabii, Aristofanes ile Moliere de var. Ancak, ben bu yazarları okudum, inceledim, sevdim, bazılarından çeviriler de yaptım; onlarda bana ait ne varsa, almaya çalıştım, aldığım her şeyi de kendi mülküme kattım, benim oldu. Fuzûlî Hafız’dan, Baudelaire Edgar Allan Poe’dan nasıl yararlandıysa, ben de kendi sanatımın ustalarından öyle yararlandım." 

Oflazoğlu, yeni yetişecek sanatçılara ise verdiği bir röportajda şu tavsiyelerde bulunur: "Kalıcı tiyatro her şeyden önce dil olduğuna göre, oyun yazarı olmak isteyen genç, Göktürk Yazıtları’ndan günümüze dek bütün Türk edebiyatından sorumlu tutmalı kendini, Divan şiiri ile Halk şiirinin ustalarını tanımalı; mutlaka yabancı bir dil öğrenip dünya tiyatro tarihini incelemeli, tiyatro sanatının şaheserlerini okumalı doğu batı demeyip bütün insanlığın tiyatro mirasına sahip çıkmalı."

“Tragedya geleneği ile destan geleneğini de birleştirir”

Edebiyat tarihçisi ve yazar Prof. Dr. İnci Enginün, 2018’de Eskader'in düzenlediği "Turan Oflazoğlu için Saygı Gecesi"nde yaptığı konuşmada, Oflazoğlu'nun eserlerini topluca ele alan bir kitap yazmak istediğini ifade ederek şunları söyler: "Turan Oflazoğlu yarına kalacak 3-5 yazarımızın başındadır. Oflazoğlu kendisiyle görüşmek isteyenleri hiçbir zaman geri çevirmez ve onlara samimiyetle bilgileri aktarır. Çevre ve güncel olaylarla ilgisi çoktur. Zira her gerçek yazar evrensele ulaşmayı hedefler ama bu hedefe giderken kendi dar çevresini de göz önüne almamazlık edemez. Çünkü o da insanların içinde yaşamaktadır. Duyguları en iyi tanımanın yollarından biri çevrenize ve onların duygularını ifade ediş şekillerine dikkat etmektir. Tarihi konuları işlese de Oflazoğlu'nun oyunlarında mutlaka güncelle ilişkili bir taraf bulunur, tıpkı Shakespeare gibi. Çünkü aslında evrensel olan insandır ve Oflazoğlu da bu evrensel olan insanın peşindedir."

Yine aynı konuşma içerisinde, İnci Enginün, Turan Oflazoğlu'nun daima bir düzen içerisinde yazdığına işaret ederek, "Her ne kadar edebiyat tarihlerinde 1860'lardan itibaren bazı trajediler yazıldığını okusak da o zaman yazılmış oyunların çoğu melodramdan öteye gitmemiştir. Bizde gerçek anlamda tragedya 1960'larda birbirinden bağımsız olarak çalışan genç yazarlardan çıkar. Bunun sebebi, yerli kültürü bilmeleri ve buna yabancı işleme usullerini katmalarıdır. Bu bağlamda Turan Oflazoğlu hem çok yerli hem çok yabancı bir türün adeta büyük üstadı olur. Tragedya geleneği ile destan geleneğini de birleştiren bir yanı var." değerlendirmesinde bulunur.

Yazarın tiyatroya olan sevgisi, Türk tiyatrosuna kazandırdığı ödüllerle de taçlanır. “Deli İbrahim” ile 1968 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü’nü, “IV. Murat” ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü, “Kösem Sultan” ile 1982 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü’nü kazanır. Ahmet Turan Oflazoğlu, 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görülerek tiyatro alanındaki katkıları taçlandırılır.

Babasının dindar kişiliği ve annesinin sözlü kültüre olan bağlılığı, onun karakterini tayin eden temel unsurlar arasındaydı. Tiyatro dünyasında bir efsane haline gelen Ahmet Turan Oflazoğlu, bugün hâlâ tiyatro sanatına olan katkılarıyla hatırlanıyor. Sezai Coşkun’un, Oflazoğlu’nun edebi kimliğini vurguladığı şu sözleriyle bitirelim: “1960 sonrası Türk edebiyatında şair, oyun yazarı, çevirmen ve denemeci kimliğiyle kendi edebi dilini ve dünyasını kurmayı başaran A.Turan Oflazoğlu, edebiyat dünyamızda evrenseli yerelin içinde inşa eden sanatıyla öne çıkar...” Onun hikayesi, tiyatroya adanmış bir yaşamın ilham verici bir portresi olarak Türk sanat tarihinde parlıyor.

Tiyatro (Oyunları):

  • Keziban-Allah’ın Dediği Olur (1967),
  • Deli İbrahim (1967),
  • IV. Murat (1970),
  • Sokrates Savunuyor (1971),
  • Elif Ana (1980),
  • Fatih (Bizans Düştü adıyla, 1981),
  • Genç Osman (1981),
  • Kösem Sultan (1982),
  • III. SelimKılıç ve Ney (1983),
  • Güzellik ile Aşk (Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ından, 1986),
  • Atatürk (1886),
  • Cem Sultan(1986),
  • Sinan (1988),
  • Gardiyan (1989),
  • Dörtbaşı Mamur Şahin Çakır Pençe (1991),
  • Kanunî Süleyman (1997),
  • Yine Bir Gülnihal (1997),
  • Korkut Ata (1998),
  • Yavuz Selim (1999).

 

Yorum Yaz