Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Muhabir: Servet Oğuzyer
Tiyatro, toplumun aynası olarak bireylerin kendini sorgulaması ve farklı bakış açıları geliştirmesi için önemli bir alan sunar. Bu bakış açısının en güzel örneklerinden biri Artalan Kolektif’in “Yıldız” adlı oyunudur. "Kendi yemediğim yemeği, kimseye yedirmem" anlayışıyla yola çıkan ekip, uzun zamandır sahnede "lezzetli" bir oyun arayışı içinde olanlara, bu özlemi "Yıldız"la bir nebze de olsa tatmin etmiştir.
"Yıldız" adlı oyun, beş kişilik bir ailede yaşayan bir muhabbet kuşunun özgürlük ve aidiyet arayışını konu alır. Yıldız, limonlu salatalık yemeyi, Bilge ile tuvalette kitap okumayı, Ece'nin mor ayakkabılarının içine saklanmayı seven bir kuştur. Bir gün evden kaçarak dünyayı keşfetmeye başlar ve büyümenin ne demek olduğunu öğrenir.
Deniz Dursun’un kalemi, Anıl Can Beydilli’nin yönetmenliği ve Mine Nur Şen’in performansı ile izleyiciye derin bir içsel yolculuk sunulmaktadır. Feridüddin Attar’ın dediği gibi, tüm arayışlar sonunda kendine dönüşle biter. "Yıldız"ı izledikten sonra izleyiciyi son durak yine kendisi yapar.

Muhabbet kuşunu somutlaştırmak zor bir görev. Bu rolü hazırlarken hangi teknikleri kullandın?
Mine Nur Şen: Yıldız evden hiç çıkmamış ve dünyaya dair hiçbir fikri olmayan biri. Bu yüzden içine düştüğü durumlara alışılmışın dışında çok güdüsel tepkiler veriyor. Ben de provalarda benim bedenimdeki dürtüselliği keşfetmeye çalıştım. Çok keyifli ve özgürleştirici bir şey bu bir oyuncu için. Anıl bir yönetmen olarak oyuncunun fiziksel ve duygusal olarak uçları araştırması konusunda çok güvenli bir alan oluşturuyor. Benden çıkan malzeme dış gözlerle birlikte gün geçtikçe gelişti ve son halini aldı diyebilirim.
Samimi olanla bağ kurarız.
Mine olarak veya "Yıldız" ile seyirci arasında seni etkileyen bir anı oldu mu?
Mine Nur Şen: Oyun aslında açık biçim değil yani seyircinin oyuna somut olarak dahil olacağı alanlar yok ama bazen sesler duyuyorum seyircilerin arasından. Genelde de belli belirsiz fısıltılı sesler oluyor bunlar. Mesela “yapma, aferin, heh, tabi ya, yuh, ne!” gibi şeyler. Ya da sesli iç çekmeler veya nefes boşaltma anları oluyor. Birisiyle bir şeyler paylaştığında verebileceği gayriihtiyari tepkiler aslında. Böyle anlar etkileyici oluyor benim için.
Anıl, oyunlarında açık prova yöntemini tercih ediyorsun. Bu yöntem, oyunun nihai haline nasıl katkı sağlıyor?
Anıl Can Beydilli: Açık provalar, benim için bütünü görmek ve parçalara ayırarak neye ihtiyacımız olduğunu tespit etmek adına çok faydalı oluyor. Güvendiğim insanları provalara davet ederek fikirlerini alıyorum. Bu sayede denediğim şeylerin çalışıp çalışmadığını test ediyorum. Bu süreç, hem oyuncuya taze bir gözle geri dönüş alma hem de oyunla ilgili gözden kaçan noktaları fark etme imkânı sunuyor.
Yıldız’ın derdi yeni bir dert değil fakat eskimeyecek…
Yönetmen olarak baktığında Yıldız’ın temalarından da olan "aidiyet", günümüz toplumunda nasıl yankı buluyor sence?
Anıl Can Beydilli: Birey olarak var olmak için köklerden kopmaya çalışıyoruz ama bu bizi devasa ve belirsiz bir dünya ile karşılaştırıyor. Kendimizi küçük hissediyoruz. Bu sorular insanlık tarihi boyunca geçerli ve anlamlı olacak. "Yıldız", bu soruları dürüstçe soruyor ve bir cevap vermek yerine yaşam deneyimine devam etme cesaretini gösteriyor.
Bazen görünüp bazen kaybolan bir süreç mi aidiyet?
Deniz Dursun Oyunu yazarken, olarak en çok hangi soruyu sorguladı?
Deniz Dursun: Aidiyet hissinin insanlarla ve mekanlarla ilişkisini sorguladım aslında. Bir de gitmenin ve kalmanın dengesini. “İnsan (ya da kuş), gittiği her yere, geldiği yerden bir şey taşır mı? Hiç tamamlanmış, yerimizi ve kendimizi bulmuş hissedecek miyiz yoksa bir türlü sonuçlanamayan, bazen görünüp bazen kaybolan bir süreç mi aidiyet?” Bu soruların etrafında şekillendi Yıldız.
Oyun yazarı olarak seyirciye sorgulattığın o sorunun sendeki cevabını merak ediyorum. İçsel karanlıkla yüzleşme mi yoksa barışma mı daha önemli?
Deniz Dursun: Yüzleşmesi galiba. Zaten barışmanın ön koşulu yüzleşmek. Ama bence barışmak her zaman o kadar da şart değil. Bazen kavga edebiliriz o karanlığın aydınlığa çıkması için. O yüzden eğrisiyle doğrusuyla, kendimizden kaçmadan, önce bir oturalım yüzleşelim. Barışacak mıyız küsecek miyiz, duruma göre ona sonra bakarız.
Yorum Yaz