Yıl Dönümlerinde Yazarlarını Anarak Okunacak Kitaplar

22 dakikada okunur

Meriç Kalaylıkoz
Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar Teşrin-i Evvel olarak adlandırdığımız Ekim, tarlaların ekildiği döneme denk geldiği için bu adla anılagelmiştir. Diğer bütün aylar gibi Ekim için de çok sözler söylenmiş, şiirler yazılmıştır. Eylül ayı ile hissettiğimiz sonbaharın Ekim ayında iyiden iyiye iliklerimize işlediğini fark ederiz. Tam anlamıyla sonbaharın gelişini Ekim ayı ile fark ederiz. Yaprakların hızla döküldü, yağmurların sıklaştığı, gündüzlerin kısaldığı, gecelerin uzadığı ve kıyafet alışkanlıklarımızın değiştiği aydır. Belki de okuma alışkanlıklarımızın da değiştiği aydır. Takvimlerimizi yokladığımızda Ekim ayında birçok değerli yazarın dünyaya geldiğini ve aynı şekilde birçok değerli yazarın dünyaya veda ettiğini görmekteyiz.
Aylak Adam ve Anayurt Oteli romanlarının yazarı Yusuf Atılgan 32 yıl önce (9 Ekim 1989), Sisler Bulvarı ve Yağmur Kaçağı şiirlerinin şairi Attilâ İlhan 16 yıl önce (10 Ekim 2005), Irazcanın Dirliği ve Onuncu Köy romanlarının yazarı Fakir Baykurt 22 yıl önce (11 Ekim 1999), Deli Kuşun Öttüğü ve Yalnızlığım şiirlerinin şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca 13 yıl önce (15 Ekim 2008), Yeni Hayat ve Altın Işık’ın yazarı Ziya Gökalp 97 yıl önce (25 Ekim 1994), Hacı Baba ve Boş Beşik romanlarının yazarı Kemalettin Tuğcu 25 yıl önce (18 Ekim 1996), Zorba ve Günaha Son Çağrı romanlarının yazarı Nikos Kazancakis 64 yıl önce (26 Ekim 1957), Gulliver’ın Gezileri ve Kitaplar Savaşı romanlarının yazarı Jonathan Swift 276 yıl önce (19 Ekim 1745), Kuyu ve Sarkaç ve Morgue Sokağı Cinayetleri hikâyelerinin yazarı Edgar Allan Poe 172 yıl önce (7 Ekim 1849), Nietzschelerin Şöleni ve Bağışlamak eserlerinin yazarı Jacques Derrida 17 yıl önce (8 Ekim 2004), İslâm Deklarasyonu ve İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları ve Tarihe Tanıklığım isimli kitapların yazarı Aliya İzzetbegoviç 18 yıl önce (19 Ekim 2003) dünyaya veda ettiler. Bu sayımızda Ekim ayında vefat eden 12 yazarın birbirinden değerli 12 kitabına yer verdik. Güzelliklerine doyamadığımız, yaz ile kış arasında bir geçiş olan sonbaharın tam ortası Ekim ayında okumanızı tavsiye ederim.

Anayurt Oteli
Yusuf Atılgan

“Bir oteli yönetmekle bir kurumu, geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzünde. Defteri kapadı.” Ne gereği vardı artık bunları yazmanın ya da birkaç satır yazıp bırakmanın?
Çağdaş edebiyatımızın en ünlü kişilerinden Zebercet, yaşamını günlük yaşamın gerektirdiği en basit işlevlere odaklamış biri. Görünüşüyle son derece gerçek, basit ve sıradan. Ama içimizde bıraktığı etki öyle mi? Yusuf Atılgan’ın unutulmaz romanı Anayurt Oteli, bir memleket portresi, bir mizaç izahı. Yayımlandığı ilk günden bu yana başucumuzda.

Abbas Yolcu
Attilâ İlhan

Bu kitap Attila İlhan’ın 1949-1952 yılları arasında, o dönem için yepyeni olan bir üslupla kaleme aldığı ve Varlık dergisinde bölüm bölüm yayımlanmış gezi yazılarından oluşuyor. Ama nasıl gezi yazıları? Aslında bir kısmı bugünden dönüp bakıldığında bir günü almayacak gibi görünen, ama zamanında başlı başına birer macera olan gezileri anlatıyor: İzmir-Sındırgı yolculuğu gibi. Attila İlhan, Abbas Yolcu’daki üslup arayışını bakın nasıl anlatıyor: “Abbas Yolcu metinleri, şairin yeni bir Türkçe nesir üslubu çıkarma teşebbüsüdür; ilk romanlarına da -özellikle Zenciler Birbirine Benzemez’e- sıçrayacak olan bu çalışma, 40’lı yıllarda epeyce taraftar bulacak; 60’lı yıllardan itibaren, artık bilinen ve imzasız da tanınabilen Attila İlhan üslubunu oluşturacaktır.”

Yılanların Öcü
Fakir Baykurt

Türkiye’nin güzel mi güzel, yoksul mu yoksul bir köyüdür Karataş. Kara Bayram da bu köyün yoksullarından biridir. Babadan kalma tek odalı bir evde yaşar, iyi huylu karısı, üç yavrusu, bir de evinin direği anası Irazca’yla. Dertli kadındır Irazca, yaslıdır. Ama dişlidir bir o kadar da. Kendi yağlarıyla kavrulup giderlerken, bir gün huzurları kaçar. Muhtar Cımbıldak Hüsnü’nün kayırdığı Haceli evlerinin önüne ev yapmaya kalkışır çünkü. Tabii Irazca dikleşir; kızılca kıyametler kopar köyde… ve kasabada. Gelmedik kalmaz başlarına… Fakir Baykurt, bu romanıyla, köy yerindeki küçük hesapları, bu hesapların peşinde koşan fırsatçıları, onların siyasetteki, bürokrasideki uzantılarını ve o zalimlerin ezmek, yok etmek istediği aydınlık, güzel insanları anlatıyor; kısacası yine “memleket meselelerine” değiniyor.

Çocuk ve Allah
Fazıl Hüsnü Dağlarca

“Çocuk ve Allah” yayımlanışının 70. yılında, hepsi numaralı 3 bin nüshalık tek bir özel basımla yeniden okurlarıyla buluşuyor… Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın 1940’ta yayımladığı ikinci şiir kitabı: Türk şiirinin en özgün, dil ve yapı bütünlüğü bakımından en sağlam yapıtlarından biri. Türk edebiyatında çok az kitap böylesine kalıcı bir yer edinmiş, neredeyse yazarını aşan bir üne ulaşmıştır. İnsanın evrendeki yerini, doğanın görkemi karşısındaki sarsılış ve duyuşlarını zengin, çocuksu bir düş gücüyle, şaşırtıcı bir duyarlıkla dile getiriyor şair. Yayımlanışının 70. yılında yerini iyice perçinlemiş bu kitabı, yirmiden fazla çocuk kitabının sahibi ve Türk şiirinin en verimli şairlerinden biri olan Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Toplu Şiirler’inden ayrı, özel bir baskıyla taçlandırıyoruz.

Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak
Ziya Gökalp

Ziya Gökalp’ın Türkleşmek İslâmlaşmak Muasırlaşmak kitabı 1918’de basılmıştır. Daha önce, 1913-1914’te, Türk Yurdu’nda bir seri makale olarak yayımlanmıştı. 1918 baskısıyla Türk Yurdu’nda çıkan makaleleri karşılaştırdık. Farklılıkları belirttik. Kitaba alınmayan bir makaleyi de sırasında verdik. Bu makale, H. Ş. imzasını kullanan bir Ermeni vatandaşa cevaptır. H. Ş., Ziya Gökalp’ın makalesinde bazı açıklamaları tenkit etmiştir. Bu tenkit, makale olarak Türk Yurdu’nda yayınlanmıştır. H. Ş.’nin makalesi, okuyucuya, Ziya Gökalp’ın cevabıyla karşılaştırma imkânı sağlayacaktır. Sadeleştirme yoluna gitmedik. Gökalp’ın üslûbuna ve fikirlerine sadık kaldık.  Zamanımızda kullanılmayan kelimeler için sözlük verdiğimiz gibi, metinlerde geçen isimleri ve kavramları tek tek açıkladık.

Eskici Baba
Kemalettin Tuğcu

“Çocuk, ihtiyar adamın iri ve nasırlı elini küçücük elleriyle tutarak öptü. İhtiyarın gözleri dopdolu oldu. Şimdi bu ana kuzusu ailesinin yanında olsa kim bilir nasıl süslenir, nasıl kuş gibi cıvıldardı. Anacığı babacığı kim bilir şimdi onun yokluğundan nasıl bir azap duyuyorlardı. Ona ne yapmalı, nasıl bir hediye vererek gönlünü almalıydı? İhtiyar adamın içi kuş gibi çırpınıyordu. Gözlerini etrafında dolaştırıyordu. Sonra aklına bir şey geldi.” Kemalettin Tuğcu Eskici Baba kitabında; mahalleli tarafından yalnızlığa itilen yaşlıca bir adamın, küçücük bir çocuğun varlığıyla hayata tutunmasını ve onun sayesinde ilişkileri zayıflamış ailelerin yeniden birbirlerine bağlanmasını anlatıyor. Her kitabın arkasındaki sözlük ile yazarın kurduğu dünyayı bozmadan okurlara sunuyoruz.

Zorba
Nikos Kazancakis

Nikos Kazancakis’in en çok sevilen ve okunan başyapıtı Zorba, Girit’e gelen bir İngiliz’in ve hayatına giren bir kasırganın, Aleksi Zomba’mın hikâyesi. Savaşıyla, tutkusuyla ve hazlarıyla hayatın her meyvesini tatmış olan Zorba’nın yalın bilgeliği ve zapt edilemez yaşama sevinci bulaşıcıdır. Birbirlerine tamamen zıt olsalar da yaşama sığmayan bu karakter, genç adama hayata ve yaşamaya dair çok şey öğretecek, onu Akdeniz’e özgü bir aydınlanma yoluna çıkaracaktır. Hayatın sunduğu tüm deneyimlerin peşinden tutkuyla giden, ümitsizlikleri kollarını açıp dans ederek defeden Zorba’nın öyküsü, edebiyatın simgeleşmiş ve ölümsüzleşmiş karakterlerinden birinin portresi. Varoluşumuzu güzellikleriyle ve acılarıyla dolu dolu yaşamaya çağıran, devirlere meydan okuyan bir yaşam rehberi.

Pinokyo
Carlo Collodi

Marangoz Geppetto, tahta bir kukla yapar ve adını Pinokyo koyar. Ve işte bu unutulmaz hikâye de böyle başlar… Tahta kukla Pinokyo’nun en büyük hayali, tıpkı babasının özlediği gibi gerçek bir çocuk olmaktır. Ama bunun için öncelikle Mavi Peri’ye verdiği sözü tutması gerekmektedir.
Uslu ve çalışkan bir çocuk olacak, bir de asla yalan söylemeyecektir. Gelin görün ki Pinokyo bu! Haylaz ve tatlı bir yalancı! Ne zaman yalan söylese burnu uzar Pinokyo’nun. Bakalım maceradan maceraya koşan tahta kuklamız Mavi Peri’ye verdiği sözü tutup gerçek bir çocuğa dönüşmeyi başarabilecek, babasının özlemini çektiği o gerçek çocuğa dönüşebilecek mi? 1881’den beri başyapıt. İtalyan yazar Carlo Collodi’nin ölümsüz eseri Pinokyo hem çocuklar hem de yetişkinler için.

En iyi İngilizce hiciv olarak görülen Gulliver’ın Gezileri, gemisi kaza yapmış ve kıyıya vurmuş Lemuel Gulliver’ın dört farklı gerçeküstü diyara yaptığı yolculukları konu edinir. Küçük insanların bulunduğu Liliput, devler diyarı Brobdingnag, mucizevi uçan ada Laputa ve zeki at ırkı Houyhnhnm’lar ile onların ilkel hizmetkârları olan insansı ırk Yahoo’ların yaşadığı tuhaf ülke. Her yolculuğunda yepyeni kişilerle tanışıp yeni bakış açıları kazanan Gulliver, insanlığa ve insanlığın art niyetine, ahmaklığına, açgözlülüğüne, kibrine ve bağnazlığına dair gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. Maceranın, mizahın ve felsefenin eşsiz bir birleşimi olan Gulliver’ın Gezileri’yle birlikte yazar hem hiciv yoluyla insana aslında nasıl bir canlı olduğunu gösteriyor hem de edebiyat tarihinin zamana karşı koyan başyapıtlarından birine imzasını atıyor.

Kuyu ve Sarkaç
Edgar Allan Poe

Edgar Allan Poe, ürettiği eserlerle edebiyat tarihine şüphesiz damga vurmuş bir isim. Bugün her ne kadar Gotik edebiyatın usta kalemi olarak anılıyor olsa da onu tek bir türle bağdaştırmak olanaksız. Poe’nun korku öykülerini daha önce benzerine rastlanmamış şekilde kaleme almış oluşu ne denli önemliyse yazdıklarıyla polisiye, bilimkurgu ve fantastik gibi türlere ilham kaynağı oluşu da en az onun kadar önemlidir. Edebiyat dünyasına Poe’dan sonra dâhil olup onun adımlarını izlememiş, hayal gücünün kapılarını Poe ile aralamamış ya da en azından Poe’yu işaret etmemiş tek yazar var mıdır? Herhâlde edebiyat tarihinde bir yazar özgünlüğünden bahsedilecekse, bu kişi gerek üslup gerekse muhteva bakımından Edgar Allan Poe olurdu.

Nietzschelerin Şöleni
Jacques Derrida

Nietzschelerin Şöleni, Derrida’nın Nietzsche okumalarından ve R. Beardsworth’la bir söyleşisinden oluşan özgün bir derleme kitaptır. Derrida, adeta katışıksız bir okurdur bu derlemede; bize felsefeyi bir okuma/yeniden-okuma etkinliği olarak, yazıyı bir yeniden-yazma etkinliği olarak görmeye zorlayan bir okur. Bunu da hem okumanın hem de yazmanın sınırlarını zorlayarak yapar. Derrida, Nietzsche’den kendi yapıbozumcu öncüllerinden biri olarak söz eder. Nietzsche, Derridacı metinde, Derrida’nın Batı metafiziğinin merkezine yerleştirdiği bütün mevcudiyetin nostaljik özlemine bir alternatif olarak ortaya çıkar. Ali Utku ve Mukadder Erkan’ın uzun soluklu ve Derrida’nın Nietzsche okuması seyrinde bize eşlik eden sunuşuyla birlikte bir araya getirilen bu metinler, gerçek bir okuma, bir yeniden-okuma şölenidir.

İslâm Deklarasyonu ve Tarihi Savunma
Aliya İzzetbegoviç

Aliya İzetbegoviç’in fikir dünyasının temel taşı, 1969 yılında kaleme aldığı ve ertesi yıl kendi imkânlarıyla, zorlu şartlar altında Belgrat’ta yayınlattığı, İslam Deklarasyonu’dur. Bu eser, hacim itibariyle küçük olsa da hem yerel ölçekte hem de dünya çapında etkili olmuş, büyük yankı bulmuştur. Öyle ki Tito rejimi tarafından açık bir tehdit olarak algılanmıştır. 1983 yılında Saraybosna’da görülen Genç Müslümanlar davasının en önemli delili olarak sunulmuştur. İslam Deklarasyonu’nu kıymetli kılan; Saraybosna’da yaşayan bir Bosnalı tarafından kaleme alınmış olmasına rağmen, tüm İslam dünyasına hitap etmesidir. İzetbegoviç, sadece Yugoslavya Müslümanlarının değil, tüm dünya Müslüman halklarının sorunlarına dair tespitlerde bulunmuş ve reçeteler önermiştir. Bu tespit ve reçeteler bugün de geçerliliğini korumaktadır.

Önceki Yazı

15-31 Ekim Ajanda

Sonraki Yazı

Fatih’in Fermanı Yurda Dönecek mi?

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de