BABİM İstanbul için sorumluluğa davet ediyor

/
14 dakikada okunur

Başka Bir İstanbul Mümkün (BABİM) genç bir kuruluş. İstanbul’un olası bir depremde İstanbulluların hazır olmasını hedefliyor. Bireysel olarak İstanbul için sorumluluğa davet ediyor. BABİM’i İrem Bilge Ulukuş Litros Sanat’a anlattı.

Afet sonrası kimimiz daha bilinçli davranıp üzerine düşeni yapmak için adım atarken kimimiz de yasaya ve yerel yönetimlere tek taraflı sorumluluk bırakmayı ve eleştirel bir tutumu seçmeyi daha uygun buluyor. Peki doğru olan tavır hangisi? İstanbul’u içinde yaşayan halk ve yöneticilerine kadar korumak ve kollamak, şehrin tarihi dokusuna, güvenliğine, çevre dostluğuna kadar el birliğiyle sahip çıkmak tek tek hepimizin görevi değil mi? İşte Başka Bir İstanbul Mümkün (BABİM) gönüllülük esasına dayalı bu sosyal sorumluluk platformu üzerimize düşeni tek tek yapmayı ödev edinmek üzerine kuruldu. Sivil toplum kuruluşların birçok kapsayıcı yönünün dışında BABİM; kadim bir dikkati hatırlatıyor: Deprem, sel, yangın karşısında peki ben ne yapabilirim? Nasıl bilinçlenirim? Üzerime düşen sorumluluk nedir? Çeşitli meslek grubundan gönüllülerin bir araya gelerek kurdukları BABİM’i yakından tanımak için İrem Bilge Ulukuş ile konuştuk…

Başka Bir İstanbul Mümkün hangi motivasyonla ortaya çıktı?

6 Şubat depremi herkes gibi bizi de sarstı. Ayşenur Yıldız ile birlikte  sahada ve geride  gönüllü çalışan arkadaşlar olarak İstanbul’un; Hatay, Maraş ve diğer 8 ille aynı kaderi paylaşmasını istemedik. Zira İstanbul dünya başkenti olabilecek kıymetli bir kültür başkenti. Tarihi, jeopolitik konumu, ekonominin merkezi oluşu ve turistik kıymetiyle her daim oldukça rağbet gören kalabalık bir şehir. Bu şehir içinde yaşayanlarla beraber, hatta tüm Türkiye için, köklerimizden gelen bir emaneti temsil ediyor. Bu şehir bir miras ve bizler de  bu şehre özenle bakmalıyız. İstanbul şehri ile içinde yaşayan her canlının emniyet içinde olması, kendini güvende hissetmesi için Başka Bir İstanbul Mümkün dedik. İnsanların en önemli ihtiyaçlarından biri olan emniyette olma hissi için hızla aktivasyona geçtik. Sosyal hayatta etkinlikler yapıyor, gençlerle aktiviteler düzenliyor afetler karşısında bir bilinç oluşturuyoruz.

Sosyal sorumluluk projesi olan BABİM neler yapıyor, projeleriniz nedir, kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Kendimizi hiçbir kar amacı gütmeyen İstanbul gönüllülerinden oluşan sivil toplum hareketi olarak tanımlayabiliriz. BABİM’in kuruluşundan sonra ilk olarak çevremizdeki yerel yönetimlere ulaştık. Yetkililere kurduğumuz gönüllü oluşumu anlatıp üzerimize düşen görevler için de gönüllü olarak çalışmak istediğimizi belirttik. Gittiğimiz her makamda güzel karşılandık ve destek sözcükleri duyduk. Bize mutlaka döneceklerini belirttiler ancak maalesef kuruluşlardan somut adım  alamadık. Şikayet ve yenilgidense BABİM olarak yeniden planlama yaparak farklı meslek ve temsilcilerle istişareler yapmayı tercih ettik. Afetlere karşı planlamanın halkın geneline yayılarak yapılması gerektiğini, afetler karşısında bilincin tabandan tavana doğru yayılarak hareket alanı kazanacağı yönünde karar kıldık. 


İlk yardım ve afet yönetim krizi üzerinde duruyorsunuz olası bir deprem karşısında insanlardan başlayan bir bilinç hareketi olarak düşünebilir miyiz?

30-55 yaş aralığında gönüllülerimiz vardı. Bu neslin harekete geçmesi, aksiyon alması çok yavaştı. Bu durumu öğrenilmiş çaresizliğe veya sivil toplum kuruluşların kadim kapsayıcılığından yavaş yavaş uzaklaşılıyor olmasına bağlayabiliriz. Uzun vadede İstanbul’a faydası olması adına bu yaş grubunun dışında gençlerin gönüllü afet bilinci içinde olmazsa olmaz yaş gruplarından olduklarını fark ettik. BABİM gençler teşkilatı bu şekilde kuruldu. Lise olarak başlandı ve şimdi üniversite birliklerini kuracağız. BABİM’den sonra; mimar, mühendis, şehir plancı ve avukatların olduğu teknik ekip oluşturduk. Bu ekiple İstanbul ve deprem sahalarındaki imar hakkında çalışmalar planlıyoruz. Afetler için ciddi tedbirler alan İstanbul olarak depremi yakın tarihte yaşayan illeri takibe aldık. Yurt dışı ve yurt içi proje desteği veren kurumlara projeler yazarak İstanbul için destekler almayı planladık. 

Sorumluluğu bireyden başlayarak yönetime kadar uzanan bir farkındalık söz konusu BABİM’de, bu dikkatiniz nasıl karşılandı?

İlk yardım ve afet eğitimlerini önemsiyoruz. Çünkü olası depremde ilk 3 gün, devletin size bir su dahil veremeyeceği ihtimalini  düşünerek depreme hazırlanın deniyor. İstanbul Avrupa yakasındaki birçok ilçede yanyana sık ve 50 yaş üstü binaları olduğu düşünülünce olası 7.5 şiddetindeki Marmara depreminde yollar kapanıp dışarıdan yardımın da gelememesi ihtimaline binaen hayatta kalıp, binasından sağ salim çıkanların hemen yakınlarındaki afet sahasında çalışması gerektiğinin farkındayız. 

Yine 6 Şubat depreminde tecrübe ettiğimiz gibi yanınızda insanlar çığlık atarken, ilk yardım eğitimi almadığınız için insanlara yardım edemediğimiz sahneleri yeniden yaşamak istemiyoruz. Bu sebeple AFAD’ın sahada çalışma yetkinliğini verdiği teorik ve pratik eğitimleri tamamlayıp ihtiyaç duyulduğunda da hazır olan milyonlarca İstanbullu’nun sahada olmasını hedefliyoruz. Zira her binada en az 3 eğitimli kişiye ihtiyaç duyuyoruz. Ayrıca yerel yönetimlerden toplanma alanı olarak bolca yeşil alanı talep ediyoruz. Bu parkların bakımı için maddi desteği halk olarak karşılamanın sorumluluğunu almak afet anında hızımızı artıracaktır.

Olası afetlere karşı bilinçli değiliz

Olası Marmara depremi karşısında İstanbul’un yerel yönetim ve halkıyla krize hazırlıklı olması söz konusu mu? Krizin neresindeyiz sizce?

Ne yazık ki hala olası afetlere karşı gerekli olan bilince sahip değiliz. Bizler afet sonrası, yardımlaşma ve dayanışmada çok iyi organize olan bir milletiz ama afet öncesinde tedbir alma kısmında sınıfta kalıyoruz. Risk analizi bize sadece okullarda öğretiliyor, gerçek hayatta buna dair herhangi bir aktivitemiz yok. İnsanlar çoğunlukla maalesef “başımıza ne yazılmışsa o gelir”, derken aslında psikolojik olarak çok atıl bir durumda olduklarını gözlemliyorum. Olayın diğer kısmı ise afetlere karşı bireysel olarak kendi güvenliğini sağladığı takdirde insanların bunu yeterli görmesi. Ancak bizim depreme nerede ve ne zaman yakalanacağımız belli değil. Gündüz olursa herhangi bir resmi kurumda olabiliriz. Ya da çocuklarımız okuldayken de depreme yakalanma riski var. Bu sebeple millet olarak, devlet olarak, yerel yönetimler olarak hepimizin afetlere hazırlık için toplu bir çalışma ve gayret içerisinde olması şart. Bu birlikteliği sağlamazsak o gün geldiğinde kayıplarımızın hiçbiri telafi edilemez. İnsanın sevdiklerinin hayatından nasıl akıp gittiğini, acziyetini 6 Şubat depreminde gördük. Aynı kayıpları yeniden yaşayamayız. Bunun için herkesin sorumluluk alıp el ele birlikte çalışması gerekiyor.

Halkın içinden gelen bir sosyal oluşumumuz

BABİM sosyal hayat ve kamuda nasıl bir varoluş sergileyecek? Size katılmak isteyenler ne yapmalılar?

6 Şubat depremleri sonrası afet sahasında “Nerede bu devlet?” diyen binlerce insan oldu. Fakat dünyadaki hiçbir devlet, böyle bir afette anında ihtiyaçları karşılayabilecek güçte değildir. Bu sebeple BABİM her şeyi devletten bekleyen değil kendisinin ve yakın çevresindekilerin de sorumluluk aldığı, yerel yönetimlerle ve devletle koordineli çalışmayı hedefleyen bir niyet belirledi. Yani devletin ücretsiz afet eğitimi vermesini bekliyor ama devlet eğitimi verdiği zaman katılıp eğitim almanın sorumluluğunu alıyoruz. BABİM halkın içinden gelen sosyal bir oluşum, toplumsal bir platform. Tabii ki gücünü halktan alıp yönünü halkın isteği doğrultuda oluşturacak. İstanbul’un yerel yönetimleri ve devletin mercileriyle her daim el ele hareket ederek birlikte kaynaşma sergileyeceğiz. Belki burada genel olarak özellikle devlet, yerel yönetim, sivil toplum kuruluşların ve halkın el ele vererek hareket etmesinin ne kadar elzem olduğu üzerinde durmak gerekir. Eğer bu zincirden biri eksik olursa muhakkak o bütünlük bozulacaktır. Sivil toplum kuruluşları bu konuda halkın içinden geldiği için devlete yardım etme konusunda devletin resmi yüzüne daha yumuşak bir ortaklık getirebilir. Bize katılmak isteyenler etkinliklerimize dahil olabilir, sosyal medyadan bize ulaşabilir ve gönüllü olabilirler.

 

Önceki Yazı

Gelecekte sinemadan haber var mı?

Sonraki Yazı

Esenler’e özet bakış ve önerdiklerim

Son Yazılar

Onun mirası tebessümü ve dostluğuydu

Şehit Mustafa Cambaz anlatılırken tebessümünden, kediseverliğinden, fotoğrafçılığından ve mücadelesinden bahsediliyor. Onun mücadelesi doğduğu andan başlıyor 15

Yazının nabzı vardır

Yazar Zeki Bulduk: “Yazı, yaşamaktan daha sahici geliyor bana. Yazıyı pek değiştiremeyiz ama anıları bile farklı