Dijital platformlarda mevsim geçişi 

29 dakikada okunur

Sıcak havaların İstanbul’u terk etmesiyle kış sezonu sinema sektörü için de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu havalar hem beni hem de bu ayki yazımı da etkisi almış olmalı, izlediğim filmler de bir nevi mevsim geçişine uğradı. Eskiden kış mevsimin gelmesini yazlık sinema devrinin kapanıp salon etkinliklerinin dönemi olarak anardık. Dağıtımcıların ve salon yöneticilerinin takviminde beklenen günlerdi bu havalar. Buna tiyatro ve konseri de dahil edebilsek de biz elbette sinema üzerinde duracağız… 

Dijital platformların çıkması ile sinema salonu kültürü çok değişmiş olsa da soğuk ile bağlantısı değişmemiş gibi duruyor. Havaların soğuması ile sosyal medyadaki dijital platform paylaşımlarının da arttığını görmek bu düşünceyi doğrular nitelikte. Cam kenarı storylerine eşlik eden bilgisayar ve tabletlerin ekranında var olan dijital platform sayfaları, vizyona girmiş yeni filmler platform izleyicileri için ideal bir kış aktivitesi. Aylık ödenen kullanıcı abonelikleri sınırsız sinema bileti ile eşdeğer. Böyle bir döneme girmiş olmak dijital platformlarda mevsim geçişi ile beraber vizyona giren filmlerden bahsetme ihtiyacı doğurdu. Kış sezonu filmlerinin ilki Netflix’ten geldi. Uzun zamandır beklenen İstanbul İçin Son Çağrı filmi soğuk havalarda izlenebilecek yaz filmlerinden. Tabii bunun yanı sıra filmin kafamda bıraktığı bir soru işareti de var. Acaba “Bir film, yönetmeni ile mi tanınmalı yoksa oyuncuları ile mi ?’’ Bazı oyuncuların partnetlikleri sonraki tüm işlerinde eskiye dönüş beklentisi oluşturuyor. Beren Saat ve Kıvanç Tatlıtuğ partnerliği buna örnek olabilecek ikililerden. Zamanında beraber oynadıkları Aşkı Memnu dizisindeki performansları yıllar sonra onları bir arada görebileceğimiz herhangi bir film için aynı heyecanı oluşturuyor. Bu durumda izleyici beklentisi işin yönetmeni ve hikayesinden daha çok oyuncular odaklı oluyor. Aynı dizinin bir başka günümüz yansıması da Prime Video’da yayınlanan Bihter filmi. Yıllar önce bir romandan uyarlama dizinin bambaşka bir kadroyla filme dönüşmesi dijital platform seyircisinde büyük merak uyandırdı. Tabii yayınlanmasından sonra bu merak memnuniyete dönüştü mü tam emin değilim. En azından benim için dönüşmedi diyebilirim. Bazı film ve diziler kendi zamanlarında kalmalı diye düşünüyorum. Kitaplar, biyografik hayatlar iyi bir cast ile karşımıza film olarak çıkması seyir zevki verebiliyor fakat izlediğimiz bir dizinin yıllar sonra film olma durumu riskli bir durum. Bu yazıda ele aldığım tüm filmleri bu ölçüde değerlendirerek izlerken sizlere de aynı soruya davet ederek başlamak istedim. Bir filmin oyuncuları ile tanınır olması mı veya yönetmeni ile tanınır olması mı? Bunların gölgesinde güneşlenen filmin hikayesi ve karakterleri şöyle dursun, şimdiden iyi seyirler. 

MUBİ 

AYNA AYNA 

10 yıl aradan sonra ikinci uzun metraj filmi ile beyaz perdeye geri dönen Belmin Söylemez imzalı Ayna Ayna filmi üç farklı yaştan kadınların İstanbu’da sıkıştığı hayatlarını konu alıyor. İstanbul ve kadın konularına yabancı olmayan yönetmenin ilk filmi Şimdiki Zaman’da da benzer konular üzerine kurulu bir dünyaya şahitlik etmiştik. Birbirinden haberi olmayan farklı yaşlarda üç kadının yolları İstanbul’da kesişir. Oyuncu olma hayalleri kuran işletme öğrencisi Aylin, bir dönem dizisinde rol almak ister. Frida, bir türlü bitiremediği oyununu sokaklarda prova eder. Ünlü oyuncu Lale ise tiyatrosunu ayakta tutmak için mücadele eder. İstanbulda tek başına yürüyen üç kadının hikayesi Ayna Ayna şimdi Mubi’de.

BABA 

2020 yılı en iyi erkek oyuncu oscar ödüllü film yönetmeni Florian Zeller’in kendi tiyatro oyunundan uyarladığı ilk uzun metraj filmi olmasına rağmen vizyonda olduğu dönemde kendisinden bir hayli söz ettirdi. 30 yıl aradan sonra oscar kazanan Anthony Hopkins’in muhteşem oyunculuğu da şüphesiz bu filmin konuşulmasında büyük rol sahibi. Demans hastası Anthony, yaşlandıkça zihninden uçup giden anıları karşısında duyarsız kalır ve kızının tüm yardımlarını reddeder. Hasta olduğunu kabul etmeyen baba kızının bakıcı tutmasına kıza ve birgün artık her şeyin kontrolden çıktığını anlar. Bilmediği evde uyandığı bir sabah gerçeklikten kopmaya başlar. Vakur ve sert görünümlü baba gitgide duvarlarını yıkar ve annesine özlemle ağlayan bir çocuğa dönüşür. İnsanın var olma ihtiyaçlarını ve duvarlarını konu edinen Baba filmi şimdi Mubi’de.

GÜNEŞE YOLCULUK 

Yeşim Ustaoğlu 1999 tarihli filmi Güneşe Yolculuk ile kamerasını Türkiye’nin doğusuna ve batısına aynı anda doğrultarak döneminde bulunduğu filmler arasında ‘ben buradayım’ demeyi başarmıştı. Sular idaresi’nde çalışan Mehmet ve seyyar arabasında kaset satan Berzan, bir maç çıkışı yaşanan kavgada birbirlerine yardım ederek tanışırlar. Bu tanışıklık sadece bir arkadaşlık olmaz bunun da beraberinde birbirlerinin hayallerine ortak olurlar. Birisi Türkiye’nin batısında, diğeri doğusunda doğmuş Mehmet ve Berzan hayatları ve hayallerini paylaşarak trajik bir serüvenin iki başrolü. Doğu-Batı sentezini iki arkadaş üzerinde işleyen filmde var olmayan Zorduç köyü karakterlerin varlığı için dönüm noktası olur. Dönemin sosyolojik konularına ayna tutan Yeşim Ustaoğlu imzalı Güneşe Yolculuk filmi Mubi’de. 

NETFLİX 

İSTANBUL İÇİN SON ÇAĞRI 

Netflix’in çok taze Türk işi filmi İstanbul İçin Son Çağrı nihayet yayına girdi. Uzun zamandır beklenen film dijital platform izleyicisinin merakla beklediği işlerden. Filmin bu kadar bekleniyor olması elbette ki yıllar sonra bir araya gelecek olan Beren Saat ve Kıvanç Tatlıtuğ partnerliği. Gönenç Uyanık’ın yönetmenliğini, Nuran Evren’in ise senaristliğini üstlendiği film, havalimanında başlayan tesadüf tanışıklık üzerine şekillenen bir aşk hikâyesi. Serin, New York havalimanında bavulu başkası ile karışınca kendisini istemediği zor bir durum içinde bulur. Bu durumda yolu Mehmet ile kesişir ve birlikte kaybolan bavulun peşine düşerler. Bavulu arama hikayesi sadece bir arayı değil aynı zamanda Serin ve Mehmet’in yakınlaşması için bir sebep olacaktır. Filmin devamında evlilik ve sadakat kavramları üzerinden bir hikaye izliyoruz. İstanbul İçin Son Çağrı izleyicisini Netflix’te bekliyor. 

ŞEKER HENRY’NİN İNANILMAZ ÖYKÜSÜ 

Kendine has tarzı ve sinematografisi ile 2023 yılında iki film üreten Wes Anderson’ın son filmi: Şeker Henry’nin İnanılmaz Öyküsü. Filmin görselleri ve renk paleti alışık olduğumuz Anderson tarzıyla mimari şölen sunmaktan kaçınmamış yine. Bir kitap uyarlaması olan Henry Sugar’ın hayatını yönetmenin kendine has hikaye anlatıcılığı ile özgünlük kazanmış diyebiliriz. Oyuncu kadrosu da elbette 40 dakikalık kısa film tadında bu filmin özgünlüğüne katkı sağlamış. Benedict Cumberbatch’ın canlandırdığı Henry Sugar, okuduğu bir kitap sayesinde hayatı değişen bir adamın taktiklerini aynı yöntemlerle uygulamaya çalışıyor. Zengin ve kumar düşkünü Henry eğer başarılı olur ve aynı becerileri kazanırsa daha çok

zengin olacak ve adından söz ettirecektir. Henry’nin bu deneyimi ona yeni süprizlerin kapısının aralıyacak gibi duruyor. Wes Anderson’ın ressam edasıyla çekilmiş filmi Şeker Henry’nin İnanılmaz Öyküsü şimdi Netflix’te… 

AÇLIK 

Ailesine ait küçük bir erişte dükkanında sokak yemekleri yapan genç aşçı Aoy keşfedilmeyi beklemektedir. Mesleki kariyeri üzerine büyük hayaller kuran Aoy’u nihayet biri keşfetmiştir. Şöhreti büyük ünlü şef Paul’un yardımcısı genç aşçı keşfetmiştir ve ona redddedemeyeceği bir teklifle gelir. Bu teklifle Paul’un ekibine dahil olan Aoy’un hayatı değişmiştir. Güzel hayallerle gittiği şefin acımasızlığı ve hırsı onu beklenmedik bir dünyaya iter. Ailesini ve geldiği yeri unutarak bu hırs dünyasına ayak uydurmak ister ama bunun için sınırlarını zorlaması gerekecektir. Aoy bir süre sonra şefi Paul’a rakip olacak konuma gelir ve ikili arasındaki rekabet filmin seyrini değiştirir. Sitisiri Mongkolsiri’nin yönettiği Netflix yapımı Açlık filminde yemekler metafor olarak kullanılırken aslında anlatılmak istenenin zengin-fakir ayrımı arasındaki acımasız uçurum ve sınıfsal farklılıklar olarak yorumlayabiliriz. Hatta birçok eleştirmen yönetmenin bu filmi gerçek bir hikayeden ilhamla çektiğini söylüyor. Bu gerçekçi bir o kadar gerilim barındıran Açlık filmi Netflix’te seyircisini bekliyor. 

TABİİ 

SULTAN 

Dövüşçü Sultan Ali Khan’ın hikayesini konu alan film Ali Abbas Zafar’ın yönetmenliğiyle yayınladığı dönemde Bollywood’ta en çok hasılat yapan dördüncü film olmuştu. Salman Khan ve Anushka Sharma’nın partneri de filmin bu kadar konuşulmasında büyük etken elbette. Sultan Ali Khan, küçük bir kasabada yaşayan eski bir güreş şampiyonu. Kendisi Haryana adlı küçük bir kasabada orta halli ve yalnız bir yaşam sürmektedir. Profesyonel ve kişisel hayatında sorunlarla boğuşan dövüşçü Sultan Ali Khan kasabadan ayrılıp hırsı bir dövüşçüye dönüşüyor. Salmanın bu dönüşüm yolculuğu ve yaşadıkları hırsı ve fit bir sporcunun kibirle tanışması ve yenilgi sonrası yalnızlığıyla birçok insani duyguyu tek filmde hissetmemize sebep oluyor. Bollywood sinemasının bilinen örneklerinden olan Sultan filmi Tabii’de.

BEBEK SERVİSİ 

Japonya ve Güney Kore’de yazılı olmayan bir bebek bırakma kültüründen esinlenilen filmin çıkış noktası, hastane ve kiliselerin duvarlarındaki istenmeyen bebeklerin konulabileceği kutulara dayanıyor. Ebeveynler istemedikleri bebekleri evlatlık verilmesi için bu mekanlara bırakabiliyor. Gitgide çoğalan bu anonim gelenek Bebek Servisi filmine konu olmuş. So-young bu niyetle bebeğini bıraktığı yere ertesi gün pişman olup geri gelir fakat geldiğinde işler tahmin ettiği gibi gitmez. İllegal yollarla bu bebek tacirliği yapan bi ekiple karşılaşır ve onlara dahil olarak filmin gidişatını belirleyecek yolculuk başlar. Arakçılar filmiyle de adından oldukça söz ettiren Japonya sinemasının akılda kalan yönetmenlerinden Hirokazu Koreeda’nın son filmi Bebek Servisi Tabii’de.

KAPAN 

Beş balıkçı arkadaşın beklenmedik bir kayıpla değişen hayatlarının konu edindiği tam bir soğuk atmosfer filmi: Kapan. Seyit Çolak’ın yönetmen ve senaristliğinde izlediğimiz Kapan filmi ilk uzun metraj filmi olmasına rağmen festivallerden aldığı geri dönüşle kendinden söz ettiren yerli yapımlardan olmuştu. Nedeni bilinmeyen bir sebepten birinin ortadan kaybolması sıradan hayatların hüküm sürdüğü bir adada bazı değişimlere sebep olur. Kayıpların devam etmesi ve gizemin artmasıyla artan gerilimde bu sefer hesaplaşmalar devreye girer. Olabildiğince doğala yakın karakterlerin yoğun kış atmosferinde karpostal gibi resimlere sahip Kapan filmi bu soğuk günlerde tekrar izlemek isteyeceğimiz filmlerden olabilir. Moskova Film Festivali En İyi Film Ödülü sahibi Kapan şimdi Tabii’de… 

 

 

BLU TV 

DRİVE MY CAR 

Filmin yönetmen ve senaristi Ryusuke Hamaguchi, Haruki Murakami’nin Kadınsız Erkekler kitabının ilk kısmından uyarladığı filmi Drive My Car için bir arayış filmi diyebiliriz. Oyuncu ve yönetmen olan Yusuke Kafuku’nın, karısı Fukaku ile mutlu bir hayat sürmektedir. Yusuke’nin mutlu hayatı karısını kaybedene kadar devam eder. Acı kaybının iki yıl ardından hayatında bir hareketlilik olur. Yusuke, bir tiyatro festivalinde yönetmenlik yapmak için Hiroşima’ya gider. Festivalde, Yusuke’ye 20 yaşında kadın bir şoför tahsis edilir. Genç yönetmen gizemli şoförü Misaki ile uzun bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk filmin seyrini şekillendirir ve geride bırakılmış hikayelerin insan fıtratındaki dönüşümünü seyirciye sunar. 2021 Cannes En İyi Senaryo ödüllü Drive My Car şimdi BluTV’de. 

İNSANLAR İKİYE AYRILIR 

Birçok kısa filmin ardından Karışık Kaset, Yedi Yüz ve beraberinde çektiği İnsanlar İkiye Ayrılır filmi yönetmen Tunç Şahin’in ikinci uzun metraj filmi. BluTV için yazdığı Yedi Yüz dizisinde alışık olduğumuz yönetmen bu filminde kamerasını beyaz yakalıların dünyasına doğrultmuş. Uzun uğraşlarına rağmen iş bulamayan Duygu istemeyerekte olsa bir şirkette işe başlar. Bu şirket bankalar adına kullanıcılardan borç tahsili yapan, çalışanlarını rekabet ve prim usulüyle çalıştırır. Borçlular üzerinde kurduğu psikolojik baskıyla adından şirkette kendinden söz ettiren Duygu rakibi Bahadır ile sürekli çekişme yaşar. Dişli rakibi Bahadır ile Ceren Köse adlı bir dosya üzerine rekabete başlarlar. İşler ilk başta Duygu’nun istediği gibi gitsede sonrasında yeni sürprizler çıkar. Pınar Deniz, Aras Aydın, Burcu Biricik, Nezaket Erden, ve daha birçok ismin olduğu oyuncu kadrosu bir hayli geniş. Beklenmedik olaylar ve rekabet çatısı altında beyaz yakalıların dünyasındaki hırs, psikolojik baskı ve daha birçok insani noktaya değinen film şimdi BluTV’de… 

Hİ I’M HAKKI 

Bundan 30 yıl önce hiçbir donanımı olmadan sokaklarla yaşamayla başladığı yurt dışı serüvenin şimdiki şöhretine nasıl ulaştığını anlatan Pizzacı Hakkı’nın hikayesi: Hi I m Hakkı Hakkı Akdeniz, 21 yaşında ABD’ye göç ettikten sonra New York sokaklarında evsiz olarak yeni hayatına başlamış birçok Türk göçmenden biri. Onu diğerlerinden ayıran ise gayretle ulaştığı şu anki konumu. Türkiye’deyken en iyi yaptığı iş olan fırıncılığı yurtdışında iyileştirerek Pizzacı olmaya karar vermiş ve Uluslararası pizzacı Fuarı’ndaki Dünya Pizza Oyunları’nı kazanarak adından söz ettirmyei başarmış. İlk başta klasik bir girişimcilik hikâyesi gibi görünen belgeselde zamanla Hakkı’nın ün kazanma serüveni belgeselin seyrini değiştiriyo.Belgeselin yerli bir yapım olmamasının da bunda etkisi var elbette. Pizza’nın aslında tek bir yere ait olmadığını gittiği her bölgede kendine ait bir özgünlük kazandığının vurgulandığı belgeselde birçok pizza çeşiti üzerinden kültür analizi yapmak mümkün. Kendisine ve kültürüne ait olmayan bir lezzetle uluslararası ün kazanan Pizzacı Hakkı’nın hikayesi şimdi BluTV’de.

PRİME VİDEO

YANG DAN SONRA 

Columbus filmi ile tanıdığımız yönetmen Kogonada’nın ikinci uzun metraj filmi After Yang, Alexander Weinstein’ın Yang’a Veda Etmek isimli kısa öyküsünden esinlenerek Kogonada’nın senaryosunu kaleme aldığı film, çok da uzak gözükmeyen bir gelecek zaman tasviri sunarken, çağımızın hem bireysel hem de toplumsal bağlamda içselleştirilmiş problemlerini tekrar gözden geçirmesi için izleyiciyi ekrana davet ediyor. Temelinde varoluşsal sancılar barındıran After Yang, hikâyesini dayandırdığı karakterler ve algılar ile günümüz aile yapısını yıkıyor ve bireysel hafızanın özgünlüğüne dikkat çekiyor. Bebek bakıcısı satın alınan bir ütopyada Kızının çok sevdiği bakıcısı android Yang bozulur. Jake kızı için onu tamir etmeye çalışırken yeni bir dünya keşfeder. Yapay zekaların insanlara yardımcı olmaları için programlandığını bakıcı sistemiyle robot ve insan tartışmasının işlendiği Yang’dan Sonra şimdi Prime video’da.  

TÜRK İŞİ DONDURMA 

Can Ulkay’ın ‘Ayla’ ile hızlı bir çıkış yapmasının ardından yapımcı Mustafa Uslu İle ortaklığının devam ettiği işlerden biri: Türk İşi Dondurma. Çanakkale Savaşı sırasında Avustralya’da yaşayan iki Türk’ün ülkeleri için verdikleri mücadeleyi konu edinen film, savaşı anlatan bir dönem filmi olmasının yanı sıra mizahi öğelerle izleyici de güldürmeyi başarıyor. Cepheye savaşmaya gitmek isteyen iki gence yetkililer izin vermez. Yaşamlarını sürdürdükleri Avustralya’da türkler aleyhine propaganda yapılmaya başlayınca savaşa gidemeyen iki türk genci mücadelelerini kendi yaşadıkları yerde verirler. İzleyici olarak bu mücadeleye şahit olurken karakterlerin gündelik yaşamlarını mizahi bir şekilde sunulması filmin ilgisini arttırıyor. Ali Atay, Erkan Kolçak Köstendil ve Şebnem Bozoklu gibi isimlerin buluştuğu projede oyuncu kadrosu oldukça iddialı olan Türk İşi Dondurma şimdi  Prime video’da.

AYDEDE 

Aydede, Abdurrahman Öner’in yazıp yönettiği Aydede, örneği çok bulunan bağımsız filmler gibi yine bir taşra kasabasında geçiyor. Ay’a gittiğini zannettiği dedesinin yanına gitmenin yolunu arayan Bekir!in hikayesi dedesinin ölümü üzerine başlıyor. Bekir’in annesi Rabia, babası İlyas ile birlikte tuhafiye dükkanını işleterek hayatta kalmaya çalışır. Ezgi Mola’nın canlandırdığı Rabia, hayatta kalmaya çalışan bir ailenin annesi olmaya çalışırken yalnız ve güçsüz bir kadın. Oğlunun sürekli dedesini sorması üzerine aya gitti yalanıyla Bekir’in dünyas değişiyor. Yetişkinlerin sorunlu dünyasındaki bahaneler ile çocuk dünyasındaki karşılığı tasvirleyen Aydede filmi Prime video’da.

Önceki Yazı

Osmanlı zerafetinden, polisiye oyununa dair her şey burada

Sonraki Yazı

Filistinli Yönetmen Masri’ye Esenler’den Onur Ödülü

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde