Dijital platformlarda yerli yapımlar rüzgarı

26 dakikada okunur

Dijital platformlar dünyasında geride kalan 2022 yılında yerli yapımlara baktığımızda; Netflix’in seri dizi ve film üretimlerini, BluTV ve Gain’in yarışta geride kaldığını, Disney Plus’un hamlelerini 2023’e sakladığını, festival tadında Mubi’yi ve yeni oyuncu TRT Dijital’in geldiğini görüyoruz.

2022’nin sinema namına en önemli dönüşümünün film izleme biçimindeki dijitalleşme olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yaklaşık 2 yıl süren pandemi sürecinde sinema salonlarının kapalı olması ve herkesin evlerinde kalması gerekliliğinin yarattığı hızlı dönüşümle birlikte, artık sinema salonları açık olsalar bile eski izleyici oranlarını bulamıyorlar. Bu çerçevede dijital sinema platformları pazar paylarını oldukça arttırdılar. Üstelik oldukça da çeşitleniyorlar. Fazla değil birkaç yıl önce Türkiye için sadece Netflix’ten bahsediyorken 2023’e adım atmaya hazırlandığımız şu dönemde artık sayısı 10’a yaklaşan bir dijital platform zenginliğinden bahsedebiliriz. Netflix 2016’da Türkiye’de küresel bir izleme alternatifi olarak başladığı macerasında, artık sektörü domine eden bir güce dönüşmüş durumda. Çok sayıda sinemacı, dizi ve film projelerini Netflix platformuna ulaştırmaya çalışıyor. Her ne kadar Netflix’in en azından Türkiye için şimdilik lokomotif olma durumu devam etse de ancak yeni platformların pazar paylarını agresif olarak arttıracaklarını anlamak için kâhin olmaya gerek yok. 

 

Netflix’in yerli dizi projeleri

Netflix her ay 20’den fazla yeni içeriği kütüphanesine eklediği bir ortamda bütün 2022 içeriklerinden bahsetmemize imkân yok ancak yerli yapımları hatırlamakta fayda var.

 

2022’nin ilk yerli büyük dizi projesi “Pera Palas’ta Gece Yarısı” dizisiydi. Mart ayında yayınlanan dizide genç bir gazetecinin tarihi Pera Palas Oteli hakkında bir yazı yazmak için oteli ziyaret etmesinden sonra zamanlar arası yolculuk yapmasıyla gelişen olayların anlatıldığı bir çalışmaydı. 1919’da İngiliz işgali sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün de otelde kaldığı döneme giden gazeteci Esra, Atatürk’e yapılacak bir suikasta engel olmaya çalışacaktır. Dönem dekorları ve görüntü yönetiminin incelikli olduğu dizide başrolde oynayan Hazal Kaya’nın oyunculuğu tartışmalara neden olmuştu. Dizinin niteliği bir yana yatay yaygınlığından sonra Pera Palas Oteli’nden haberdar olan ve oteli gezmek isteyen gençlerin sayısında belirgin bir artış olduğunu kendim de oteli komşu bir ikamette oturduğumdan bizzat deneyimledim. 

 

 

Mart ayının sonunda kütüphaneye eklenen “Uysallar” dizisi de büyük reklam kampanyalarıyla yayımlanmaya başlayan dizilerden biriydi. Oldukça popüler bir oyuncu kadrosuyla ilgi odağı olan dizide beyaz yakalı bir mimar ve eşinin yaşamı anlatılıyordu. Mimar Oktay günlük yaşamından sıkılıp Beyoğlu’nda punk kültürüyle ilgilenmesi ve hayatında alternatif bir düzen kurma çabasındayken eşi de evdeki düzeninden sıkılmış yeni iş olanaklarını yıllar sonra denemeye başlıyordur. Parlak oyuncu kadrosunun etkisiyle en çok izlenen dizilerden biri olan çalışma, bölümlerin ilgi çekiciliğini sürdürülebilir tutamamasından ötürü yaptığı çıkışı devam ettirememişti. Özellikle punk kültürünü yansıtan bölümlerin oldukça yapay olması tartışma konusu olmuştu.

Nisan ayında yayınlanmaya başlayan “Yakamoz S-245”, yönetmenliğini Tolga Karaçelik ve Umut Aral’ın yaptığı, Belçika dizisi Into the Night’tan türetilen Kıvanç Tatlıtuğ ‘un başrollerde olduğu bir denizaltıda geçen bilim kurgu dizisiydi. Denizaltı ile yürütülen bir araştırmaya katılan bir deniz biyoloğu, dünyayı altüst eden bir felaketin ardından mürettebatıyla birlikte ölüm kalım mücadelesi vermeye başlar. Bizde örneği az olan çalışmalardan biri olan dizi, deniz kuvvetleri terminolojisiyle ilgili eksiklerinden ötürü eleştirilmiş olmakla birlikte özgün bir çabanın ürünü olarak birçok yerli dijital diziden ayrılan bir çalışma olmuştu.

Mayıs ayında yayınlanan “Erşan Kuneri”, Cem Yılmaz’ın Gora’da ufak bir skeç olarak gösterdiği teşhir sineması yapımcısının geçmiş dönemine odaklandığı bir diziydi. Her bölümde farklı bir film yapma hikâyesine odaklanan yapımda Türk sinemasının klişe film konuları üstünde oluşturulmuş mizah, özellikle bahsi geçen dönem filmlerini izlemiş olanlar için keyifli bir seyirlik vaat ediyordu. Uzun süre en çok izlenen yapımlardan biri olan Erşan Kuneri, Cem Yılmaz’ın yeni üretiminin eskinin hafızası üstüne bina ettiği mizah anlayışının son örneklerinden biriydi.

 

Genç bir iletişim öğrencisinin medya sektöründe kariyer basamaklarını hızlıca tırmanma hırsında neler yapabileceğini anlatan “Kuş Uçuşu” dizisi de Haziran ayında çokça konuşulan dizilerden biri olmuştu.

Temmuz ayında Netflix kataloğuna dahil olan “Zeytin Ağacı”, üniversite yıllarından itibaren yakın arkadaş olan üç kadının yakın ilişkisinin geçirdiği dönüşümler içinde yeni arayışlar ve keşiflerle geçirdiği evrime odaklanıyordu. Arkadaşlardan biri kanser olduğunda modern tıptan sonra alternatif olanaklara yönelmesinin sonuçlarına odaklanıyordu. Üç arkadaş aile dizimi terapileriyle geçmişle muhasebelerine odaklanmaya başlar. Zeytin Ağacı, oyunculuklar ve sinemasal eleştirilerden ziyade biçimsel değil içerik olarak tartışmalara neden olmuştu. Dizideki şifa bulma biçimi, karakterlerin hızlıca dertlerine deva bulma halleri bilim çevrelerinden eleştiri almıştı. Yeni dönemde insanların alternatif keşif yolculuklarının hızla arttığı ve bu tart yeni arayışların, bir anda yaşanan aydınlanma ve dönüşümlerin daha fazla konuşulur olduğu bir dönemde Zeytin Ağacı, abartılı oyunculuklara rağmen genel izleyici kitlesini hedeflediği dönüşüm merakıyla ilgi odağı olan bir diziye dönüşmüştü.

 

Sonbaharın ilk yerli dizisi ise “Andropoz” olmuştu. Yönetmenliğini Taylan Biraderler’in yaptığı, senaryosunu ve başrol oyunculuğunu Engin Günaydın’ın üstlendiği dizide orta yaş bunalımına giren sahil kasabasında kadın iç çamaşırı mağazası olan Yusuf’un kendini dönüştürme çabasında yaşadıkları anlatılıyordu. Engin Günaydın’ın varlığıyla mizah özelliklerini oldukça arttıran dizi, kuşak farkı ve aile ilişkileri üstünden oluşturduğu ana hikâye ve yan hikayelerle başarılı bir seyirlik vaat ediyordu.

 

Netflix Yerli Filmleri

 

2022 yılının ilk yerli filmi ise Andaç Haznedaroğlu’nun yönetip Engin Altan Düzyatan’ın oynadığı “Babamın Kemanı” filmi oldu. Sinemamızda çok işlenmemiş bir aile ilişkisi olan amca-yeğen ilişkisine odaklanan yapım, babasını kaybeden küçük kızın mesafeli bir ilişkisi olan amcasıyla keman çalmaları üzerinden gelişen yakınlaşmalarını anlatıyordu.

Şubat ayında vizyona giren “Aşk Taktikleri” ise Netflix ‘in ısrarcı olduğu romantik komedi yapımlardan biriydi. Klişe bir konu olarak bir iddia üzerine kendisine aşık etmeye çalıştığı çapkın bir erkekle yakınlık kuran şehirli modern bir kadının çapkın erkekle yaşadıklarının anlatıldığı filmde İstanbul’dan Kapadokya’ya uzanan bir mekân çeşitliliği içinde parlak bir seyirlik olma iddiası taşıyordu.

Mart ayında izleyiciye sunulan Netflix filmi ise “Sen Yaşamaya Bak” olmuştu. Bekar bir anne olan şehirli modern bir imaj çizen Melisa hasta olduğunu ve kısa bir ömrünü kaldığını öğrenir. Çocuğu Can’ı kime emanet edeceğini düşünürken yeni tanıştığı bekar ve çapkın bir erkekle yakınlığını arttırırken Can bu ilişkinin odağında yer alır. Hızlı geçişlerle derinlikten uzak bir duygusal atmosfer kuran film, nitelikten ziyade genel izleyici kitlesinin kolay etkileneceği duygusal bir atmosfer kurma iddiası taşıyordu.

Mayıs ayında bu kez bir erkek hikâyesine odaklanan platform askeri hikayelerle adını duyuran emekli asker Hakan Evrensel’in aynı adlı romanından uyarlanan “Yolun Açık Olsun” filmini kataloğuna eklemişti. İki eski askerin birinin sevdiği kadınla evlenmesi için çıktıkları yolculukta geçmişle muhasebelerini içeren travmatik yaşamlarından kesitler sunan bir yapımdı. 

Haziran ayında yayınlanan “Aşkın Kıyameti” ise Zeytin Ağacı dizisini hatırlatan bir yapımdı. Reklam ajansı batan, borç içindeki Fırat, arkadaşının zoruyla kendini doğada yoga yaparken bulur. Burada âşık olduğu şarkıcıyla kendini bulma yolculuğuna çıkar.

Yaz bitmeden Ağustos ayında yayımlanan Soner Caner’in yönettiği “Gönül” filminde bu kez çoğu Netflix çalışmasının aksine modern şehir hayatı değil Güneydoğu’da Kürt bir kadın ve erkeğin aşkı anlatılıyordu. Düğünlerde kemane çalan Piroz ile iptal olan bir düğünde istemediği bir evlilikten kurtulan ama öldürülmek istenen Sümbül’ün aşkı, daha önceki çoğu bu tarz dizi ve filmlerde sıkça karşımıza çıkan klişe kavram ve temalar eşliğinde anlatılıyordu. Önceki bölgesel yapımlardan daha estetik bir çalışma olan Gönül, yenilikçi olmayan bakış açısıyla derinlikten uzak Netflix yapımlarından biri olmuştu.

 

Netflix Yerli Filmleri

Özcan Alper’in yönettiği “Âşıklar Bayramı”, Kemal Varol’un aynı isimli kitabından uyarlanan Netflix’in en ses getiren filmlerinden biri olmuştu. Başrollerinde Kıvanç Tatlıtuğ ve Settar Tanrıöğen’in olduğu filmde 25 yıl görüşmeyen bir baba-oğulun yolculuk hikayesi Anadolu’daki âşıklık geleneğinin fonunda anlatılıyordu. Hızlı geçişlerle ve cevapsız kalan temel sorularla memnun etmeyen yapım, özellikle kitabı okuyanlar için büyük bir hayal kırıklığına neden olmuştu. Âşıklık geleneğinin yansıtmadaki başarısız olduğuna yönelik eleştiriler ve özellikle fon müziği ısrarı filmin niteliğini düşüren yönlerindendi. 

“Bir Başkadır” dizisiyle büyük bir başarı kazanan Berkun Oya’nın yeni Netflix projesi olan “Cici”, sonbaharın son yerli Netflix filmi oldu. Film, 1980’lere dönüş yaparak acı bir kaybın ardından köyden kente göçen bir ailenin yaklaşık 30 yıl sonra köylerinde tekrar toplanmasının geçmişle muhasebesine odaklanıyor. Berkun Oya’nın kendini belli eden anlatım dilinin hissedildiği yapım bu yılın en öne çıkan nitelikli Netflix yapımlarının başında gelmekle birlikte Bir Başkadır’ın yaptığı etkiyi yapmaktan uzak kaldı.

Netflix bu yıl yerli yapım belgesellere de ağırlık verdi. Kreatif, dramatik kurgulu yabancı belgesellere benzemeyen eski tip belgesel yaklaşımını hatırlatan bir üslupla çekilen Metin Akpınar ve Haldun Dormen belgeselleri biçimden ziyade içerikleriyle gündem olurken Fatih Terim belgeseli de Terimi analiz etmekten ziyade onu idealize bir mite çevirmesiyle eleştirilebilecek bir yapımdı.

 

Festivalin dijital hali mubi

Bu yıl sıçrama yapan platform kuşkusuz Mubi. Ticari sinemanın dışında festivallerde gösterilen ödüllü filmlerin toplandığı bir platform olan Mubi’de; film festivallerinde gösterilen ve çoğu zaman vizyona bile giremeyen ödüllü, nitelikli filmleri izleme olanağı var. Mubi, yerli izleyicinin beğeni düzeyini yukarıya taşıma potansiyeli taşıyan, Netflix’in zengin ama derinlikli olmayan ve birbirine benzeyen içerik yaklaşımına karşı az ama derinlikli ve kalıcı filmlerin toplandığı güçlü bir alternatif olma iddiasını 2022’de yerine getirdi. Tek merkezli bir yaklaşımdan ziyade dünyanın farklı yerlerinde üretilen filmlerinden oluşan seçkisiyle öne çıkan platformda bu yıl çok sayıda yerli film de kendine yer buldu. Selman Nacar’ın İki Şafak Arasında, Çağıl Bocut’un Sardunya, Fikret Reyhan’ın Çatlak, Burak Çevik’in Aidiyet, Kıvanç Sezer’in Küçük Şeyler, Yeşim Ustaoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu’un filmografisi, Yılmaz Güney ve Metin Erksan filmlerinden örnekler gibi zengin ve farklı dönemleri temsil eden ulusal sinemamızın örnekler bu yıl Mubi’de gösterildi.

 

Yerli dijital platformlar hangi alemde?

Üç yerli platformumuz olan BluTV, Gain ve EXXEN bu yıl geçen yıl yaptıkları atakların gölgesinde kaldıkları bir yıl geçirdiler. BluTV 2020’de lokomotif dizisi “Alef” ile çok ses getirmişti. Emin Alper’in yönettiği dizi, hem Emin Alper’in varlığı hem de yerli ve tasavvuf tarihinden beslenen bir polisiye olmasıyla özgünleşebilen bir diziydi. Nisan 2022’de ilk sezondan bağımsız olarak farklı bir yönetim ve oyuncu kastıyla yoluna devam eden dizi, ilk sezonun yaptığı etkinin yanına yaklaşamadı. 2021’de ilk sezonu yayınlanan Çağan Irmak’ın çektiği “Yeşilçam” dizisini yayınlanan platform, 2022 için iyice rekabetin arttığı dijital yayın pazarından öne çıkamadı. Gain ise “Hamlet” dizisi ve 2020 sonunda başlayan “10 Bin Adım” dizisiyle büyük ses getirmişti. “Ayak İşleri” ve “Orta Kafa Aşk” dizileri de bu dönemde platformda öne çıkan özgün projelerdi. Kısa süreleriyle çağımızın hızlı tüketen ve dikkatleri düşen nesline seslenen platform, 2022’de yukarı değil aşağıya giden bir seyir takip etti. EXXEN ise sadece “Gibi” dizisinin yaptığı oldukça büyük etkiyle adından söz ettiriyor. Ancak tek bir dizi ile bir dijital platformun sinema ve dizi izleyicisi için yeterli bir cazibe oluşturması oldukça zor.

 

Yeni oyuncular: Disney Plus ve Amazon Prime

Türkiye dijital platform piyasasına 2022’de dahil olan Amazon Prime ve Disney Plus ise farklı stratejiler izliyorlar. Amazon Prime oldukça makul aylık üyelik ücreti ve Amazon’dan yapılan alışverişlerde üyelere sunduğu ücretsiz kargo seçeneğiyle içeriğiyle değil de içeriğin sunuş biçimiyle bir alternatif olmaya çalışırken, Haziran’da 42 ülke ile birlikte aynı anda Türkiye’de yayın hayatına başlayan Disney Plus 170’i orijinal 1000’den fazla film ve 16.000’in üzerinde bölümden oluşan 400’den fazla dizi, belgesel ve özel içerik arşiviyle kullanıcılarına zengin bir kitaplık sunmayı vaat ediyor. Disney, Türkiye’deki popüler oyuncularla hızlıca sözleşmeler imzalayarak 2023’te pazarda önemli bir güç olacağının somut sinyallerini verdi. Disney Plus Aralık ayında yayınlanacağı açıklanan Recep İvedik 7’nin yanında Gülse Birsel’le de anlaştı. Birsel’in de yeni projeleri Disney’de yayınlanacak.  Ata Demirer’in hem senaryosunu yazıp aynı zamanda başrolünde yer aldığı “Bursa Bülbülü” filmi çok yakında Disney Plus’ta izleyicilerle buluşacak. Ayrıca Atatürk’ün yaşamını konu alan dizin de gelecek yıl Disney Plus’ta gösterileceği açıklanmıştı. Bu veriler gösteriyor ki Disney 2023’te Netflix’in sallanan ama yıkılmayan dijital hakimiyetini yıkmak için güçlü bir savaş verecek.

 

Dijital platformlara yeni bir oyuncu: TRT Dijital

TRT kurumu özellikle son yıllarda sadece televizyon yayıncılığı çizgisinde kalmayıp ulusal sinemalara destek projeleri ve uluslararası yapımlara yapımcılık desteği vererek etki alanını agresif olarak oldukça hızlı bir biçimde arttırdı. Son büyük hamlesi ile yakın zamanda yayın hayatına başlayacak olan TRT Dijital platformu olacak. TRT sorumluluğu içinde daha yerli bir bilinçle yayın yapacağı anlaşılan TRT Dijital ’in önemli projeleri içinde “Mevlana” ve “Akif” dizilerinin yanında farklı içeriklerin de hazırlık haberleri duyuluyor. 

Umarım bu dijital zenginlik, aynı zamanda bir dijital çeşitlilik de yaratarak, tek tipleşen ve benzerlerini taklitlerinden oluşan arşivlerle değil, çoğulcu ve farklılıkları yok saymayan, ulusal sinemamızı ileriye götürecek derinlikli yapımlara da kapı aralayan bir anlayışla yoluna devam eder.

Önceki Yazı

PARS YILININ Z RAPORU

Sonraki Yazı

2022 Beyaz Perdede!

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye