Filistin ve Filistinlilerin Geleceğine Dair Çok Umutluyum

20 dakikada okunur

Halil İbrahim AYGÜL

Yıllardır Filistin edebiyatı da büyük bir direniş gösteriyor. Bu mesele ülkemizde belki yeterince irdelenmese de Peren Birsaygılı Mut bu açığı kapatmak için yola çıktı. Önce 8 ülkeye seyahat ederek 4 farklı dilde gerçekleştirdiği, TRT Belgesel kanalında yayınlanan 5 bölümlük bir belgesel film çekti ve daha sonra da bu çalışmayı bir kitap haline getirdi.

Filistin direnişine katkı sağlamak için ülkemizde ve İslâm dünyasında birçok şey yapılıyor. Fakat! Filistin kültürel, sanatsal ve edebi anlamda yeterince irdelenmiyor. Filistin direnişine siyasiler ve halk kitleleri kadar sanatçıların da desteğini anlatan Peren Birsaygılı Mut, Filistin edebiyatının, Filistin ulusal kimliğini muhafaza etmede çok büyük katkı sağladığının altını çiziyor.

İslâm dünyasının kalbinde kanayan bir yara olarak bir asra yakındır Müslümanların ve insanlığın gündeminden düşmeyen Filistin meselesi geçtiğimiz günlerde yine gündemimize en yoğun şekliyle girdi. Maalesef zalim İsrail’in yıkıcı faaliyetlerini doruk noktaya çıkarıp büyük bir terör estirdiği zamanlar dışında bu meseleyi gündemimize yeterince almıyoruz. Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’ü de içinde barındıran ve en az 14 asırlık Müslüman yurdu olan Filistin ile ilgili ülkemizde ağırlıklı olarak siyasi ve ideolojik anlamda eserler verilmekte ve faaliyetler yürütülmektedir. Tabi ki çok sayıda duyarlı aydın ve sanatçımız Gazze-Kudüs-Filistin temalı şiirler, öyküler ve denemeler kaleme aldılar. Sezai Karakoç’un “Ey Yahudi”, Mehmet Akif İnan’ın “Mescid-i Aksa”, Nuri Pakdil’in “Anneler ve Kudüsler” şiirleri ve Âdem Turan, Arif Ay, Rıdvan Canım, Recep Garip, İbrahim Eryiğit, Şakir Kurtulmuş, Mehmet S. Fidancı ve Özcan Ünlü gibi birçok şairimizin şiirleri ve nesirleri Türk edebiyatında Gazze-Kudüs-Filistin temasını taçlandırmaktadır. Ancak doğrudan Filistin edebiyatı yahut Filistin direniş edebiyatı üzerine kapsamlı bir çalışmaya pek rastlamamaktayız. Yazar Peren Birsaygılı Mut, 2016 yılında bu açığı kapatmak niyeti ile çıktığı yolculuğunu 2018 yılında Usta Kitap’tan “Zeytin Ağaçlarının Arasında & Filistin Edebiyatından Portreler” adlı eseri ile taçlandırdı. Peren Birsaygılı Mut ile Filistin direniş edebiyatını ve Filistin edebiyatından önemli portreleri konuştuk.
“Zeytin Ağaçlarının Arasında & Filistin Edebiyatından Portreler” adlı kitabınızın ortaya çıkış sürecinden biraz bahseder misiniz?
Filistin Edebiyatı’na ilk kez ilgi duymaya başlamam 2008 senesine uzanıyor. Aralık ayı sonuydu ve Gazze’ye “Dökme Kurşun Operasyonu” olarak adlandırılan büyük bir saldırı düzenlenmişti. Yaklaşık 3 hafta süren katliam boyunca 1333 Filistinli şehit olmuş, on binlercesi ise evsiz kalmıştı. Birçok insan gibi ben de çok üzgündüm. Ancak bu ilk değildi, şimdiye kadar sayısız kere görmüştük benzer görüntüler. Ben bu yapıyı hiçbir zaman devlet olarak adlandırmak istemiyorum, Filistinli arkadaşlarımız da genellikle “Siyonist Çete” olarak tarif ediyorlar ve her katliam sonrası, bu “Siyonist Çete” karşıtı onlarca protestoya ve boykota şahitlik etmiştik. Bütün bunlar Filistin’e olan desteğimizi göstermek için önemli şeylerdi elbette. Ancak yeterli değildi sanki. Filistin edebiyatı ile ilgilenmem de “acaba daha fazla ne yapabiliriz?” sorusunun zihnime düşmesiyle başladı. Zira bir halkı ve bu halkın mücadelesini anlamak için asıl üzerinde durmamız gereken, o halkın edebiyatı ve sanatıydı. Ancak bu şekilde Filistin toplumunun yaşadıklarını gerçek anlamda anlayabilir, hayatlarına nüfuz edebilirdik.
Bu düşünceler üzerine yoğunlaşarak bir süre çalıştıktan sonra, ilk olarak 2016 senesinde TRT Belgesel kanalına 5 bölüm halinde bir Filistin Edebiyatı yaptık; “Sürgündeki Sevda Filistin”. Her bölümde bir edebiyatçının hayatını anlatmaya çalıştık ve aileleri ve yakınları ile röportajlar gerçekleştirdik. Belgeselin bitişinden sonra ben çalışmalarımı biraz daha derinleştirerek, bir kitap haline getirmek istedim. “Zeytin Ağaçlarının Arasında & Filistin Edebiyatından Portreler” böylelikle ortaya çıkmış oldu.
Dünyada “Filistin direniş edebiyatı” üzerine daha önce yapılmış kapsamlı ve size kaynak olan çalışmalar var mı? Eserinize nasıl yansıttınız bunu?
Evet, çeşitli dünya ülkelerinde, kıymetli hocalar tarafından yapılmış güzel çalışmalar mevcut. Bu çalışmalardan da çok istifade ettim ve kitabın sonunda da çok geniş bir kaynak listesi verdim. Filistin Edebiyatı ile ilgilenenler, bu kaynaklara da ulaşabilirler, günümüzde pek çoğunun PDF’si internet ortamında da mevcut.
Kendi iç meselelerimizde boğulmamız yakını uzak etti
Kültürel ve coğrafi anlamda çok yakın olmamıza rağmen ülkemizde Filistin kültür edebiyatının yeterince ilgi görmediğini, araştırmaların salt ideolojik ve politik boyutta kaldığını, Avrupa, Latin Amerika ülkeleri ve ABD başta olmak üzere dünyada Filistin’in edebiyat, sanat ve düşünce hayatına karşı olan alakanın ülkemizde olmadığını vurguluyorsunuz. Bu meseleyi nasıl izah edebiliriz?
Ülkemiz hem tarihsel hem de insani olarak Filistin’e bu kadar yakın bir ülke olmasına rağmen, edebiyat çalışmalarını takip etme konusunda, pek çok dünya ülkesinin gerisinde kalmışız ne yazık ki. Bunun birçok sebebi var aslında, bir zamanlar Arap dünyasına sırtımızı dönmüş olmamız ve kendi iç meselelerimizde boğulmamız başlıca nedenlerinden bazıları bana göre.

Kitapta 5 ayrı Filistinli edebiyatçı (Fedva Tukan, Gassan Kenefani, Mahmud Derviş, Naci el-Ali ve Semih el-Kasım) üzerine yoğunlaştığınızı görüyoruz. Bu isimleri tercih etmenizdeki etkenler nedir? Hangi yönleri ile ön plana çıkıyorlar?
Genel itibariyle roman, şiir, hikâye gibi çok yönlü alanlarıyla Filistin edebiyatının, Filistin ulusal kimliğini muhafaza etmede çok büyük bir katkı sağladığının altını çizebiliriz. Filistin edebiyatı, düşmanlarının varlığını dahi inkâr ettikleri bir toplumu vurgular. Ve tüm bu edebiyatçıların ilk hedeflerinden birisi, hafızayı sürekli canlı tutmaktır ki Siyonist siyasi ve kültürel uygulamaların en önemli hedefi; unutturmayı başarabilmektir. Dolayısıyla Filistin’de yazar ve şairlerin en büyük kavgalarından birisi bu cephededir. Edebiyatı, Filistin ulusal kimliğine ait zengin tarih ve kültür alanlarıyla ilişkilendirerek toplumun hafızasını sürekli taze tutmak isterler. Yani kimlik ve toprağa bağlılığa davet ederler. Bu da Filistin edebiyatının “savaşçı” bir edebiyat olmasına yol açmıştır.
Bir diğer hedefi, Filistin’de yaşanan zulmü bütün dünyaya duyurabilmektir. Çünkü edebiyat kadar gönüllere dokunan, kalpleri ısıtan başka bir şey yoktur. Üstelik etkisi çok uzun nesiller boyu devam eder. Bombaların yarattığı tahribatı zamanla silebilirsiniz ancak kelimelerin gücünü asla. Bir şiirin bir mısraı ya da bir hikâyede geçen birkaç cümle, gelişmiş silahların yarattığı tahribattan çok daha büyük bir etki bırakır. Siyonist işgalciler bunu çok iyi bildikleri için bu kadar korkmuşlardır Filistinli edebiyatçılardan.
Ve kuşkusuz Filistin’in edebiyat tecrübesini inceleyen herkes başka edebiyatlara kıyasla iki faktörün Filistin edebiyatına daha fazla etki ettiğini fark edecektir. Birincisi zaman faktörüdür. Filistin metninin belleğinde taşıdığı zamandan bahsediyoruz. İkincisi ise mekân faktörüdür. Birçok Filistinli yazar için mekân yalnızca herhangi bir insanın yaşadığı yer değil Filistin insanının yüreğinde yaşayan “mekân”dır. Ki dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bu zaman ve mekân kavramında beraberlerinde götürürler.
Kadınların Filistin direnişindeki rolünün sembolü
Fadva Tukan, Arap dünyasının ilk kadın direniş şairidir. Vatansever, aristokrat ve çok varlıklı bir ailenin kızıdır. Ailesinde Türklük de vardır. Edebiyata olan ilgisi, abisi büyük direniş şairi İbrahim Tukan sayesinde başlamıştır. Ve o andan itibaren de sadece vatanı Filistin için oynatmıştır kalemini. Kadınların Filistin direnişindeki rolünü gösteren çok büyük bir semboldür. Kadınların şiir yazmasının ayıp karşılandığı bir toplumda ki bunu Arap geleneklerini yermek için söylemiyorum, 1930’lu yıllardan bahsediyoruz, bizde de pek rastlanan bir durum değildi kadınların toplum karşısına şair olarak çıkması, bu tabuyu ortadan kaldıran kişidir.
Gassan Kenefani, Filistin’in Nekbe sonrası ilk hikâyecisidir ve şöyle der: “Bu dünya üzerinde her şey çalınabilir, yağmalanabilir; çalınamayacak tek şey haklı bir davaya ve inanca bağlılıktan doğan aşktır.” Sadece Filistin’de değil, bütün dünyada kült olmuş eserlerin sahibidir, fevkalade üretken bir kalemdir ve 36 yaşında arabasına konulan bomba sonucu Beyrut’ta şehit edildiğinde 30’dan fazla önemli kitaba imza atmıştır.
İntifadada şiirleri dilden dile dolaşan Dürzi Şair
Semih el-Kasım denildiğinde ise, onun aklıma gelen ilk şeylerden birisi, henüz 18 yaşında bir genç iken dönemin Siyonist yetkililerine yazdığı mektuptur. Zira kendisi Dürzi’dir ve anlaşma gereği ordularında askerlik yapması gerekmektedir. Ancak o bunu reddeder ve ilk hapishane deneyimini bu nedenle yaşar. Müthiş bir hitabet gücüne sahip bir şairdir. Şiirleri hem birinci hem de ikinci İntifada esnasında dilden dile dolaşmıştır.
Mahmud Derviş ise Filistin’in dünyada en çok tanınan şairidir. Onun hakkında beni en çok etkileyen şeylerden birisi, şiir dinletilerini futbol stadyumunda yapıyor oluşudur. Zira öyle kalabalık olurmuş ki onu dinlemeye gelenler ancak bir stadyuma sığabilirlermiş.
Hanzala’yı pek çoğumuz biliriz. 1967 senesinde Kuveyt’te ortaya çıkan Hanzala karakteri, aslında Naci el-Ali’nin kendisidir. Ve Naci el-Ali Hanzala’yı arkası dönük çizerek, bize onun gözlerini ödünç vermiştir. Dünyayı 10 yaşındaki bir mülteci çocuğun gözlerinden görmemiz için. Hayata yalınayak bakmamız, kimsesizliği ve çaresizliği hissetmemiz için. Ve Hanzala gelmiş geçmiş en güçlü figürlerden birisidir. Onun size ne dediğini anlamak için Arapça bilmenize ya da Filistinli olmanıza gerek yoktur. İnsan olmanız yeterlidir.
Filistin direniş edebiyatı bugün ne durumda? Dünyada koca bir yalnızlığa itilmek istenen Filistin sesini dünyaya duyurabiliyor mu? Dünyada -hâlâ- Filistin direnişinin sesi olma gayretinde olanlar var mı?
Filistin direniş edebiyatı güçlü bir sahadır ve dün olduğu gibi bugün de çok önemli edebiyatçılar yetiştirmeye devam etmektedir. Örneğin Najwan Derviş gibi bir sürü genç şair vardır. Filistin gençliği, sadece edebiyat değil, sinema gibi sanat dallarında da kısıtlı imkânlarla çok güzel işler yapıyorlar. Kiminin milyon dolarlar ortaya koysa da yapamayacağı incelikte kısa filmler görebiliyoruz. Sanırım burada rahmetli Ahmet Uluçay’a hak vermemek elde değil; “Sanat yürek işidir”, diyordu.
Filistinli edebiyatçılar yaptıkları ile Filistin direnişine katkıda bulunabiliyorlar mı? Edebiyatın direnişi başarıya ulaşıyor mu?
Elbette, bu yolla dünyanın çeşitli yerlerindeki milyonlarca insan Filistin’de yaşananlardan haberdar olmaya devam ediyor. Filistin, bu anlamda dünyada tek. Yani elbette kurtuluş mücadelesi veren başka halklar da oldu. Ancak 1948’de değil, bölgenin Osmanlı’nın elinden çıkarak İngiliz işgali altına girmesiyle başlayan bir süreçten bahsediyoruz. 100 senedir kesintisiz süren bir mücadele söz konusu ve edebiyat dün olduğu gibi bugün de bu mücadelenin bayraktarlığını yapıyor.
Bir de son olarak şunu vurgulamak istiyorum: Filistin halkı, kısa süre önce Kudüs ve Gazze’de gerçekleşen saldırılar sonucunda ne yazık ki çok sayıda şehit verse de büyük bir zafer kazanmıştır. Şöyle ki şu anda belki de şimdiye kadar hiç olmadığı derecede büyük bir moral üstünlüğüne ve desteğe sahiptir. Karşı tarafın ise elinde dünya halklarına anlatacak hiçbir yalanı kalmamıştır ve psikolojik olarak etkileme gücünü kaybetmiştir. Ben geleceğe dair çok umutluyum o nedenle.

Önceki Yazı

Özgür Filistin İçin Doğacak Sabah Yıldızları!

Sonraki Yazı

Hanzala Yüzünü Dönecek Mi?

Son Yazılar

Filistin İçin Bir Akademi

Filistin insanlığın tarihi kadar derin. Eriha şehrini ziyaretimiz sırasında en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu öğrenmiş