Hikâyeler bize şifa verir

//
17 dakikada okunur

Üsküdar 7K Caffe’de bir etkinlik dikkatimi çekiyor: “Hikaye Akşamları”. Betül Aksakal mihmandarlığı ile gençlerin bir araya gelerek yaptıkları bu etkinlik; Hamzaname, Hz. Ali’nin Cenkleri, Leyla ile Mecnun, Binbir Gece Masalları okunan kadim geceleri hatırlatıyor. Ortam karanlık ve tılsımlı bir havası var. Seyahatlerinde topladıkları dünyanın çeşitli ülkelerinden objeleri masaya yayıyor, mumlar yakıyor, tütsüler hazırlanıyor, dünya çayları geliyor ve kadim bir geceyi karşılıyorlar.

Hikâyecilik anlayışı kadim bir hikâye anlatma geleneği üzerine kurularak kültürel kaynaklarından ve modern aktarma biçiminden yararlanıyor artık. Bu akşamları özgün bir yere koyan özelliği, gelenek karşısında aldığı yeniden yorumlayıcı tavrı, bir değer üretmesi. Kendine has mazmunlar dünyası yaratması, meddah tipi anlatıcıyı gerçeklik algısını sorgulamak üzere kullanması ve Kur’an-ı Kerim’den kıssalara, Dede Korkut’a, Leyla ve Mecnun’a göndermeler yaparak kendi deneyimlerini yaşadığı sosyal ve kültürel değişmelerin yıkıcı etkileri üzerine kendi ses ve ifade tonunu almış bu geceler. Bu akşamın özel konuğu çevirmen Zeynep Özel’di. O da diğer katılımcılar; Betül Ablak, Ayşe Taçar akşam için hikayesini anlattı. Hint kınası yakıldı, Tahir’ül Mevlevi’nin Mesnevi şerhinden tefe’ül yapıldı, kültürel şarkılar okundu ve hasbihal edildi. “Hikaye Akşamları”nın ayrıcalıklı kılan bu etkinliği Litros Sanat için konuştuk ..

Kendinizi ve duyunca insanın merakını cezbeden “Hikaye Akşamları”nı bize anlatır mısınız?

Ben Betül Aksakal, 1999 yılında İstanbul’da doğdum. Hikaye mefhumu hayatımda her zaman çok önemli bir yer kaplıyordu. Lise çağına geldiğimde çeşitli dergilerde hikaye ve şiirlerin yayınlandı. 2021 yılında Şule Yayınları’ndan çıkan “Almeria İpekleri” isimli bir şiir kitabım var. Tarih bölümünden mezun oldum Medeniyet Üniversitesi’nden, aynı üniversitede edebiyat bölümüne devam ediyorum. Disiplinler arası çalışıyorum, kültürü, tarihi ve esas mesele olan hikayeyi, çok önemsiyorum. İnsanları hikaye akşamı etkinliğine çeken esas şeyin de şuan modern dünyada nisbeten kaybettiğimiz merak unsurunun ve metafizik aleme duyduğumuz güzel intibakın bu etkinlikle hatırlanıyor oluşu olabilir. Şark’ın o güzel kızıllı, lacivertli akşamları, sesleri ve renkleri, 1001 Gece Masalları iklimi. Doğu hikayesinde muhayyelâtın hakikate değen ucuyla aynı zamanda hikmete dair de bir şeyler yapıyor olmak demek hikaye. Doğu’da hikayat hakikati de sunuyor.  Dolayısıyla hem muhayyelat türüne hem hikmete dokunarak bir şeyler yapma arzusundayız biz de. Benzer düşüncelere sahip olan pek çok kişi de burada aradığını bulduğunu söylüyor her etkinlik sonrası. 

(Tuba Kaplan ve Betül Aksakal)

Ruhlarımızı besleyen bir ortam oluyor

Hazırlıklar yapıldıktan sonra gece nasıl başlıyor?

Bizim en temelde birkaç konuğumuz oluyor. Davet ettiğimiz şairler, yazarlar olabiliyor. Ben anlatıyorum, gelen konuklar anlatıyor. Geceye misafir olan katılımcılar ise buraya gelirken isterlerse hikayelerini hazırlayıp geliyor, anlatabiliyor ya da sadece dinliyorlar. Konuklarımızdan gönüllü olan kişi sahneye çıkıp hikayesini anlatıyor, bu şekilde ilerliyoruz, doğal olarak aktarmak isteyen, anlatmak isteyen herkes bu hikaye akşamlarına gelebiliyor. Hikaye anlatısı faslının herkes için olmasını önemsiyoruz. Sahne herkese açık, dinleyici istediği anda dahil olup anlatıcı da olabiliyor.  Etkinliği, geliri Filistin yararına olacak şekilde düzenledik. Genelde o şekilde devam ediyor. Zeynep İsmailoğlu yakın arkadaşım çekimler, konuk ağırlama ve ortamın kurgusunda bana daima yardımcı oluyor. Gecenin sonunda isteyenlere Hint kınası yakmak isteyen arkadaşımız Hint kınası yapıyor. Birçok disiplinden insan doğal olarak bir araya geliyor ve dünya Müslümanlarıyla da enteresan bir bağ kuruluyor. Bazen katılımcılar çeşitli ülkelerden olabiliyor. Bu yüzden ilerleyen süreçte Türkçe-İngilizce olmak üzere çift dilli “Hikaye Akşamları” da yapmayı planlıyoruz. Bu zengin kültürel yapı da akşama renk katıyor. Şimdiye kadar Hikaye Akşamlarımıza ev sahipliği yapan 7K Coffee & Workshop’un sahibi arkadaşımız Ammar Hosein de Bangladeş’li, kafesinin dizaynı, mimarisi, ortamı bizim yapmak istediğimiz mekan kurgusuyla uyuyor ve ortaya güzel bir şey çıkıyor. Ortamlarımız hakikaten Hamzanameler’in, Cenknameler’in okunduğu bir zamanlar Şark’ına götürüyor bizi, ruhumuzu besliyor. 

Filistin için dışa açıldık

Ne gibi bir amacınız var? Mesela, kültürünün en eski halk sanatlarından biri olan hikaye anlatıcılığını yeniden canlandırmak ve modern dünya insanına yeni yorumlar getirmek mi istiyorsunuz?

Hikaye Akşamları’nı yaparken, otantik olanı, kadim anlatıyı hatırlatmak, bunu geleneği ihya ederek ve bugünle bağlantılı şekilde oluşturmak temel bir amaçtı. Bununla birlikte etkinlik aslında bizim yıllardır dost meclisinde sürdürdüğümüz bir içerikti. Bunu dışarıya açmak fikri Filistin yararına bir şey yapma isteğiyle doğdu aslında. İlerleyişte bazı temeller oturdu, Doğu’daki kadim anlatıyla Batı’daki storytelling geleneğinin meczinden oluşan bu kurgu doğdu. Sahne herkese açıldı ve etkinliğin devamlılığı hususunda çok sayıda talep alındı. 

Onlarca yıldır ortalıktan kaybolmuş hikaye ve masal anlatıcıları yeniden “ev” dışına çıkarak “sahne” alıyor. Bir kafe ortamındasınız, etkinlik şeklinde ve “sahne”de oluyor. Bu açıdan geleneği yeniden yorumlama biçimi diyebilir miyiz?

Geleneği yeniden yorumlayabilmek ve ihyasına çabalamak diyebiliriz belki evet. Bir Şark evi kurguluyoruz aslında, ortam da buna çok güzel uyum sağlıyor. Mekana girilirken ayakkabılar çıkarılıyor, sizi renkler, ışıklar, farklı diyarlardan objeler, mumlar, kızıl kilimler, gül suyu ikramları, kızıl kilimler karşılıyor. 

Hikaye anlatıcısı, Benjamin’den ilhamla, aslında dürüst insanın kendisiyle yüzleştiği bir an. Sende böyle bir etkisi oldu mu herhangi bir hikayenin ve bir anın. Nasıl yüzleşmelere kapı açtı bu geceler?

Hikaye en temel şekliyle insanı ele alıyor. Ruhunu, hasletlerini, tabiatını… Dolayısıyla insanı insana anlatıyor, bir ruh aynası vazifesi görüyor. Hem halin tasviri hem de şifası. Katılımcıların söylediği kadarıyla da bu şifayı ve halin izahına faydasını duyuyoruz. Dolayısıyla evet böyle bir işlevi gerçekten var ve de bu çok kıymetli. Giritli Aziz Efendi Muhayyelatı’nın girişinde mealen diyor ki; bu muhayyelât türü yeterli derecede okunacak olursa okuyuculara şifa verecektir. Yani o en temel şey hikayeler bizi iyi eder, hikayeler bize şifa verir, insanı insana gösterir, ayna tutar çünkü kadim’in bilgisini içinde barındırır. İnsanı insana anlatır.

Bir tarafta bakınca evet kadim bir gelenek için bir aradasınız, dinlemeyi yeğliyorsunuz izlemektense. Amacınız etkinlik ve sosyalleşmek olsaydı sanırım bu anlatı olmazdı, izlemeyi film günü yapmayı yeğlerdiniz, neden anlatmayı seçtiniz?

Otantik olanı işlemeyi önemsiyoruz. Bugün bize ait olanı söylemenin türlü yollarından çok güzel bir tanesi hikaye o yüzden biz bir anlatı türü için bir araya gelerek bir şey izlemekten ya da kolay tüketilir bir şeyler yapmaktan ziyade daha ruha dair daha muhayyileye dair bir şeyler yapmak istedik. Böyle bir ihtiyaç duyduk ve bunun da zihnimize, ruhumuza ve muhayyilemize hitap etmesini istedik. 

Hikaye anlatma gelenekleri dünyanın her yerinde var. Birbirinden farklı yanları olduğu gibi ortak yönleriyle tabii. Seyahat ediyor musun, bu geleneği yurt dışına taşıyacak mısınız? 

Kadim hikaye anlatma geleneklerini çok önemsiyorum, yurtdışı ülkelerinde de bunu yapma gibi bir hayalim ve bir planım var. Seyahat etmeyi çok seviyorum ve bu etkinliklerde gittiğim yerlerden izler taşıyan unsurları da etkinliğe dahil etmeye çalışıyorum. Mesela buradaki dünyanın çeşitli yerlerinden objelerden bahsedelim; bugün İran nebatımız var, İran kilimi var. Bugünkü içerik biraz İran’a yönelik ve İran’a dair objeler var. Fas’tan şinanay var,  gülsuyu ikramı için bir Osmanlı adeti olan gül abdan var. Mekana girer girmez çeşitli ülkelerden bir hava alıyorsunuz buradaki nesneler ve hazırlanan ortam da buna yönelik oluyor her ay bu objeler ve ortamın havası ufak değişiklerle hazırlanıyor. Seyahat ettiğim ülkelerde de Hikaye Akşamları yaparak bu etkinliği devam ettireceğiz. Mayıs’ta bir İran planı var ve İran’da da bu gece gerçekleşecek inşallah. 

Şöyle enteresan hazır bir ezber var Sanayi devrimi sonrasında artan bireycilik, arkasında pandemi nedeniyle insanın dayanışmaya ilgisinde bir azalma olduğu düşünülüyordu ama sizi burada insanlarla bir araya getiren doğal bir yol bulmuşsunuz, bir uğraşı edinmişsin, yani bu da beni çok etkiledi. Kadim büyük bir hikaye sizin küçük hikayenizi mi kurguladı?

Aslında evet belki kadim büyük bir hikaye bizim hikayemizi kurguladı. Bu etkinlik ilk yapılmaya başlandığında evimde oluyordu, az evvel söylediğim gibi bir dost meclisiydi. Düzenli olarak hikaye akşamları düzenliyordum. İlk dışarıya açtığımızda, bir-iki seferlik Filistin yararına olsun diye yaptık tamamen. Katılımcılar hikaye akşamından çıktıklarında, bu akşamın onlara; inanılmaz bir şifa, ilham, saadet ve devamını beklediklerini söylediler. Dolayısıyla biz de bu yüzden devam etmek istedik. Yani gördük ki bu etkinlik, bireycilikten çıkıp cem olmaya ve toplulukta bir şifa bulmaya da yarıyor aslında. Hikayeler hakikaten iyi ediyor. Böylece her etkinlikte farklı farklı ekipler geldi ve her gelen topluluk çıkışta çok farklı, çok güzel şeyler söyledi. Herkesin hikayedeki keşfi başkaydı ve bu bizim için gerçekten büyülü bir şeydi. Mesela bir etkinlikte şöyle denk gelmişti; katılımcıların neredeyse tamamı sayısalcıydı. Tıpçılar, kimyacılar, biyolojiciler… Ve o kadar büyük bir keyif almışlardı ki o akşamdan.  Yani aslında bu bir nasip. Kurgulanan her hikaye akşamı bu nasip doğrultusunda bir renge bürünüyor, bir hikayeye bürünüyor. İşte aynı bizim o objelerle her defasında yeni bir ortam kurgulamaya çalışmamız gibi, muhabbetimiz, hikayemiz ve ruh halimiz de böylece renkleniyor, çeşitleniyor ve birlikte güzel bir topluluk hikayesine dönüşüyor. 

Önceki Yazı

Neyli pastasın?

Sonraki Yazı

Kendi içeriklerini üreten bir oyuncuyum

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde