Plak albümleri hayat veriyor

/
13 dakikada okunur

Kadıköy Moda’nın en sakin anlarından bir an. Hava kararında bir serinlikte. Üniversitede öğrenciliğimin ilk yılıydı. İstanbul’u daha yakından tanımaya karar vermiş birkaç arkadaşımla semti anlamaya çalışıyoruz. Her şey “Kaybedenler Kulübü” filminin 90’lı yıllar atmosferinde olacak zannediyoruz. Tüm ilçe tanışıyor, yardımlaşıyor, selamlaşıyor, radyo frekanslarını kurcalayan esnaf var gibi değil elbette. Daha Kadıköy ile son derece ‘yabancı’yız birbirimize. -Çığlık atan martıları dışında tutuyorum. Martılar ve yaptıkları müzikle çok iyi tanış gibiyiz. Martıların bağrışları birbirine karışmış, sakince yürürken birden kopan fırtına ve yağan sağanak yağmurla Moda’nın en sakin anı tuzla buz oldu. Göz gözü görmüyordu. İstanbul’un yağmuru da memleketteki gibi değildi. Günlerce sürebiliyordu. Biraz tedirginlikle bir sokak arasına doğru koştuk ve bize en sıcak gelen dükkanın içerisine soluk soluğa giriverdik. 

“… Bekledim dön diye
Dönmedin bile bile
Bile bile sevdiğimi
Korkundan gelmedin

… Arayıp sormasan da
Unuttum seni sanma sakın
Dünya bir yana
Sen bir yana

… Ele güne karşı yapayalnız böyle de olmaz ki
Nasıl da gittin insafsız böyle bırakılmaz ki
Unuturum sanmıştın güzelim
Gözüm yollarda kaldı”

Rainbow 45 adlı plak dükkanına düşmüş yolumuz. Müziğin sesine kitlendik, dükkanın sıcak ortamını da çok sevdik. Şarkının MFÖ grubuna ait olduğunu biliyorduk fakat bana şarkıda bir şeyler farklı gelmişti. Rainbow 45’in sahibi Salih beye Mazhar-Fuat-Özkan’ın seslerinin çok gerçekçi ve genç geldiğinden bahsettim. 1984 yılındaki “Ele Güne Karşı Yapayalnız” albümünden analog kayıt yapıldığını öğrendim. Anlayacağınız plak ilk baskılardan değil ama ses ilk hali. Albümdeki diğer şarkıları da dinlediğimde MFÖ hayranı bir müziksever olarak ne kadar değerli bir anla karşı karşıya olduğumu fark ettim. 

Yağmur olanca şiddetini sürdürürken biz de plaklar üzerine sohbet etmeye devam ettik. Plaklar bana Frankfurt Okulu’nun temsilcilerinden Walter Benjamin’in ‘aura’ kavramını hatırlatıyor. Sanat üretimi teknolojiyle buluştuğunda en büyülü andan uzaklaşıyor ama nesnelerin araçsallaşmasıyla bizi ruhtan uzaklaştırabiliyor. Mekanikleşmeyi de körükleyebilen bu durumu plaklarda daha az görüyoruz. Şarkıcıları evimizin salonunda hissediyor ve tanıştığımız bu haz ile başka bir duygu durumuna geçiyorsak müziğin büyüsüne bulaşmışız demektir.

Hangi tür plak nasıl çalar?

İlk aşamada gramafon aracılığıyla yalnızca taş plak -bir başka deyişle 78’lik plak- çalışabiliyordu. Sonraları pikaplar aracılığıyla 33’lük ve 45’lik plaklar da çalınır oldu. Peki plakların bazı sayılarla anılması neyin nesiydi? Bu durum plakların devir/dönüş hızlarından ve biçimlerinden kaynaklanıyordu. Genelde taş plaklarda 1 parça çalınabilirken 45’liklerde plağın iki yüzünde de şarkı bulunmaktadır. 33’lük plakların bir yüzünde 4-5 parça diğer yüzünde de 4-5 parça bulunabilmektedir. Her farklı devirdeki plak devirleri pikaptan değiştiriliyor. Bu temel bilgilerin ardından MFÖ’ün bu albümünden ve bazı plak albümü tavsiyelerinden bahsedelim.

Ele Güne Karşı Yapayalnız!

Mazhar Alanson, Fuat Güner ve Özkan Uğur… Bu önemli 3 ismi Türk müzik tarihinin en önemli figürleri olarak tanımlayabiliriz. Öncelikle yakın geçmişte kaybettiğimiz Özkan Uğur’u rahmetle anıyorum. Özkan’sız bir grup hiç düşünemezdik ama onlar hep Özkan’ı bir yerlerden hissediyor ve ona rahmet yolluyorlar. MFÖ, müziğini ve tavrını en çok sevdiğim Türk müziği grubu. Onlar, 80’li yıllardan günümüze kadar; üslubu, tavrı, sözleri, soundu ile bizlere geniş kapılar açtı. Mazhar Alonson’u modern ozan olarak nitelendirebilirim. Sözleri onlarca yaşanmışlık, müziği ise mesleki tecrübelerin bize nefis bir biçimde nüfus etmesi oluyor. 

Şarkılar geçmişte ilmek ilmek örüldüğü için midir bilinmez grubun Ele Güne Karşı Yapayalnız albümü ve diğer albümlerindeki her şarkıya hakim durumdayım. “Ele Güne Karşı Yapayalnız” albümünde; “Ele Güne Karşı”, “Deli Deli”, “Sen ve Ben”, “Yalnızlık Ömür Boyu”, “Ondan Şikayet Bundan Şikayet”, “Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da”, “Bodrum Bodrum”, “Güllerin İçinden” gibi müzik tarihimizde kült olmuş parçaları görüyoruz. Albümü doğru bir kayıttan dinlemenizi tavsiye ederim. 

Kore’de Üsküdar’a gitmek

Yıl 2014. 

İBB’de çalıştığım yıllarda 2013 yılında Güney Kore’nin yapmış olduğu İstanbul Gyeongju Dünya Kültür Expo 2013 etkinliğinin devamı niteliğinde Güney Kore’ye gitmiştik. “İstanbul Kore’de” etkinlikleri kapsamında İpek Yolu’nun kültürel bir yol olarak nasıl bağlar kuracağına kafa yorulmuş birçok kültür sanat etkinliği yapmıştık. Hiç unutamadığım bir anım var. Busan şehrinde özel bir program düzenlendi. Programın başında mehteran takımı salondan içeri girdi ve çalmaya başladı. Konserin orta yerinde “Üsküdar’a Giderken” şarkısı çalındı ve tüm salon ayağa kalkarak hep bir ağızdan eşlik etti. Çok etkilenmiştim. Sanki bir anda bin kişi Türkçe öğrenmişti. Daha sonra Kore Savaşı sırasında dedelerimizin bu şarkıyı Kore’ye ezberlettiğini öğrendik.

Müziğin iyileştirici gücünü ve iletişimde dev bir etkisi olduğunu tekrar mıh gibi aklıma kazımıştım. Şimdi bu iyileştirici güce hizmet eden bir başka müzik insanının plağını konuşalım. 

“Barış Treni”ne binelim mi?

Dünyanın hangi noktasında olursak olalım müzik, aynı duyguları yaşamamıza vesile ediyor. MFÖ grubunun müziğini dinledikten sonra da bana benzer duygular hissettirdiğini düşündüğüm diğer isim Cat Stevens olmuştu. Müslüman olduktan sonra o bizim için Yusuf İslam oldu ama Cat Stevens hitabı da eski parçalarını anımsattığı için vazgeçemiyorum. Şarkı sözleri, müzik tınısı, duruşu, anlatısı, hikayeciliği MFÖ ile benzer duygular yaşatıyor bana. 

Cat Stevens’in “Teaser and the Firecat” albümünün orjinalini bir plak dükkanında bulduğumda çocuklar gibi şendim. Bu albümü hem protest hem de duygusal bir ritim üzerinde oturduğunu söyleyebilirim. Plakta enstrümanları duymamız ne çok baskın ne de silik noktada. Sanatçının yumuşak sesi içimize işliyor. Albümde en çok sevdiğim ve İsrail’in katliamlarının devam ettiği bugünlerde anlamlı bulduğum şarkı “Peace Train”.

Albümün içerisinde en çok beğendiğim bir diğer parça da “Morning Has Broken”. Güzel yürekli müzisyenlerin yaptıkları müzik dünyaya; barış, huzur ve mutluluğun gelmesine vesile olsun. 

Not: Müzik güzel hissettirir, plaktan dinlenen müzik ise içimize işler.

“Barış Treni” şarkısının sözleriyle veda ediyorum.

“Bir gün gelecek
Someday it’s going to come

Çünkü karanlığın kenarında
‘Cause out on the edge of darkness

Orada barış treni gidiyor
There rides the peace train

Ah, barış treni bu ülkeyi alıp götürsün
Oh, peace train take this country

Gel beni tekrar evime götür
Come take me home again

Şimdi son zamanlarda gülümsüyorum
Now I’ve been smiling lately

Gelecek güzel şeyleri düşünüyorum
Thinkin’ about the good things to come

Ve bunun olabileceğine inanıyorum
And I believe it could be”

Önceki Yazı

Efsaneleşmiş müziklerde imza onların

Sonraki Yazı

Müzik dinlerken düşünüyor muyuz? 

Son Yazılar

Onun mirası tebessümü ve dostluğuydu

Şehit Mustafa Cambaz anlatılırken tebessümünden, kediseverliğinden, fotoğrafçılığından ve mücadelesinden bahsediliyor. Onun mücadelesi doğduğu andan başlıyor 15

Yazının nabzı vardır

Yazar Zeki Bulduk: “Yazı, yaşamaktan daha sahici geliyor bana. Yazıyı pek değiştiremeyiz ama anıları bile farklı