Ümit veren dertli filmler

16 dakikada okunur

11-15 Kasım 2022 tarihleri arasında düzenlenecek 3. Esenler Film Günleri’ne başvuran kısa filmlerden 10 tanesi, Kısa Film Yarışması için finalist olarak seçildi. Biz de yarışma heyecanı başlamadan önce onları izleyip değerlendirme şansı bulduk.

Ülkemizde genellikle uzun metraja giden yolda önemli bir durak olarak kabul edilen kısa film yapımcılığı, bu yönüyle geleceğin sinemacılarıyla tanışmamıza vesile olur ve kısa sürede hikâye anlatma becerisi konusunda sinemacıların kendilerini sınadığı bir alan yaratır. Önceleri kısa filmler bir anlık vuruculuğun peşine düşerdi ancak şimdilerde çok daha olgun işlerle karşılaşıyoruz. 3. Esenler Film Günleri’ne başvuran kısa filmler de bir anlık etkinin peşinde koşmayıp dertlerini oturaklı bir sinema diliyle anlatmaya çalışan çalışmalardan oluşuyor.

Bu yıl finale kalan kısa filmlerin dertlerinin çeşitliliği de ümit verici. Çevre katliamından nüfus yoğunluğuna, Metaverse’den eril şiddete, pedofiliden çocuk gelinlere, ekonomik problemlerden yaşam döngüsüne varan birçok konu ele alınmış ve özgün bir şekilde işlenmeye çalışılmış.

Gelin, Esenler’de yarışacak 10 kısa filme beraber bakalım.

“Çocuk Yapmak Ehliyete Bağlanabilir mi?”

Meryem

Yönetmen: Celal Yücel Tombul

Bazen nüfus yoğunluğundan şikâyet edilirken, bazen kötü ebeveynliğe rastlandığında, bazen de bir çocuğun davranışları tasvip edilmediğinde “çocuk yapmak ehliyete bağlanmalı, herkesin çocuğu olmamalı, yapıp sokağa atıyorlar” minvalinde yakınmalar, düşünceler duyarız. Bunlara ortamın tansiyonuna göre kimi zaman hak verilir, kimi zaman da faşizm olarak addedilir. Celal Yücel Tombul, Meryem adlı kısa filmini bu cümlelerin gerçek olduğu alternatif bir Türkiye üzerine kurmuş. Ne yazık ki sistemde büyük bir adaletsizlik var: Irgatlık yapan adama dokuz kez başvurmasına rağmen muhtarlık tarafından çocuk yapabilir ehliyeti verilmiyor ancak devletin askeri “bir şekilde” bu belgeyi almış.

Çocuk özlemiyle yanıp tutuşan işçi ailenin dramını öne çıkaran Tombul, atmosfer sineması yapmak üzere titizlenmiş ve işin bilimkurgusunu belki de hayalini kurduğu uzun metraja saklamış. Eli yüzü düzgün, oyuncuları ve işçiliği sınıfı geçen, konu olarak yerli sinemamızda örneğine pek rastlamadığımız türden bir iş Meryem. Yönetmen Celal Yücel Tombul da film üretmeye devam etme konusunda kararlı, yeni projeler için şimdiden çalışmaya başlamış, takip edilesi bir isim.

“Yaşadığımız Dünya Gerçek mi?”

Kod Bozumu 13

Yönetmen: Nadir Kağan Kocakaya

TÜRSAK’ın 19. Geleceğin Sineması projesi kapsamında desteklediği Nadir Kağan Kocakaya imzalı dokuz dakikalık bilimkurgu Kod Bozumu 13, sanal gerçeklik uygulamalarının ayak seslerini işittiğimiz şu günlerde kaçınılmaz gelecek olarak görülen Metaverse hakkında bir düş kuruyor. İşi, müşterilerin botlar tarafından bozulan sanal hayatlarındaki sorunları çözmek olan bir adam, yine sıradan bir günde sıradan bir iş için Metaverse’e girip bot olduğunu düşündüğü kadını yok ederek “işini yapıyor” ancak sonrası pek de beklediği gibi olmuyor.

Kocakaya kısa filminde “gerçek nedir” ve “yaşadığımız dünya gerçek mi” gibi bilimkurgunun sormaktan sıkılmadığı sorular üzerine bir kez daha düşünmüş, kısıtlı bütçeyle atmosfer yaratmaya çalışmış. Genç sinemacılarımızın bilimkurgu türünde eserler vermeye çalışmaları ilham verici.

“Bu Ülkede Bir Kadın Erkek Şiddetinden Kaçabilir mi?”

Benden Korkmana Gerek Yok

Yönetmen: Recep Bozgöz

Benden Korkmana Gerek Yok’u bir cümleyle anlat deseler, “kendinden kaçak bir kadının yolu, toplumdan kaçan bir çiftle kesişir” denebilir. Sevgilisi hamile kaldığı için evlenmek zorunda kalan bir adam, kadının ailesinin yanına giderken arabasıyla tek başına yollara düşen Deniz’le karşılaşır. Güzel bulduğu Deniz’in peşine düşerken hem kontrolü dürtülerine verir hem de belki onu bu zoraki evlilikten kurtulmanın bir yolu olarak görür.

Mabel Matiz’in ortak yapımcısı olduğu, Sinem Köseoğlu, Tansu Biçer ve Ece Yüksel’in rol aldığı yaklaşık 15 dakikalık film, başarılı teknik ekibiyle alkışı hak ederken, ilginç kurgu tercihleriyle şaşırtıyor. Uzun metraja da yakışacak, detaylı işlenirse oyuncuların ve karakterlerin hakkını daha iyi verebilecek bir hikâye.

“Çocukların Masalsı Dünya Görüşleri Nasıl Kirletiliyor?”

Larva

Yönetmen: Volkan Güney Eker

Gerçek bir hikâyeden uyarlanan Larva, babasının tacizine uğrayan küçük bir kızın yaşadıklarını anlatıyor. Siyah beyaz çekilen film; çocuk gelinler, kadın cinayetleri ve pedofili gibi bıçak sırtı konuları kâh bir oyuncak bebeğin gözünden kâh bir sineğin konduğu yerden resmediyor. Detay çekimlerin ve Christoher Nolan’ın da tav olacağı ritmin hakimiyeti, izleyene kalp çarpıntısı verecek, yüreğini sıkıştıracak kadar etkili. 

Ses kurgusuyla da hatırlanacak deneysel bir iş, dokuz dakikalık bir kâbus.

“Bak Postacı Geliyor, Selam Veriyor…”

Posta

Yönetmen: Abdülkadir Kalay

  1. Esenler Film Günleri Kısa Film Yarışması’nın tek belgeseli Posta, PTT çalışanlarının günlerini nasıl geçirdiklerine, mesleğin güzelliklerine ve zorluklarına odaklanıyor. Postacıların insanlarla ilişkileri, çalıştıkları mahallelerle kurdukları bağ, haber götürmenin verdiği sorumluluk ve duygusal etkiler incelikle anlatılmış. Her gün insanlara birçok haber ve kargo taşıyan bu meslek grubunun yaşamları hakkında düşünmek için güzel bir fırsat.

 

 

 

 

“Ölüm Çiçeği, Cezayir Menekşesi”

Cezayir Menekşesi

Yönetmen: Emrah Yükselir

Yarışmanın tek animasyonu Cezayir Menekşesi, babası yaşında bir adama kuma verilen küçük kızın öyküsünü anlatıyor. Baba evinden getirdiği saksı dışında hayatta hiçbir şeyi olmayan çocuğun başına gelen “Türkiye gerçeği” elbette can yakıcı ama filmin bu konuda bir şey söylediğini iddia etmek zor.

“Ödemeniz Nasıl Olacak?”

Temassız

Yönetmen: Göksel Tuzun

Kalıpçı olarak çalışmak isteyen ancak Suriyeli, Afgan ve Türkmen göçmenlerin sağladığı ucuz işgücü nedeniyle işsiz kalan bir adamın ekonomik zorluklarla boğuşurken bankta bulduğu kredi kartını kullanmaya başlayıp temassız ödeme kolaylığıyla (!) ufak tefek hediyelerden asla ihtiyacı olmayan bir robot süpürgeye varan alışveriş sarhoşluğuna dalmasını konu eden Temassız, kendine ait olmayan ya da elle tutulup gözle görülmeyen paraları harcamanın konforunun getirdiği tehlikeleri anlatıyor. Aslında hepimiz kredi kartlarımızı kullanırken bankanın (ya da bu film özelinde tahta bir bankın) elimize tutuşturduğu ve bize ait olmayan bir parayı harcıyoruz diyor. Finalinden çok emin olamadık ama fikir gayet hoş.

 

“Çocuk Evin Neşesidir”

654 Gram

Yönetmen: Ömer Dişbudak

Hepşen Bakkaliyesi’nde yaşanan üzücü bir günü anlatan 654 Gram, emektar bakkal çırağının baba olacağını öğrendiği günlerin hülyalarını resmederek başlıyor işe. Kendi çocuğu olmamış, onu oğlu gibi seven patron gelip hayatının en büyük hediyesini teklif ettiğinde “hah diyoruz, güzel insanlar güzel şeylerle karşılanıyor” ancak hemen ardından Dişbudak seyirciye “bu dünyada sınavların bitmeyeceğini” hatırlatıyor.

654 Gram, mahalle dizilerinden bir sahne tadında. Görüntü yönetimi özenli, oyunculukları eski usul ve yönetmeninin film yapma heyecanını hissettirebilen türden bir iş.

 

“Çocuklar Büyüsün de Bize Bakarlar”

İnsan Ne Zaman Ölür

Yönetmen: Ercan Selim Öngöz

Trabzon’a bağlı bir dağ köyüne giren cenaze aracının görüntüsüyle açılan İnsan Ne Zaman Ölür, yayladaki evinde tek başına yaşayan bir kadının cansız bedeni etrafındaki soruşturmaya kulak misafiri yapıyor seyirciyi. Beş çocuğundan hiçbirinin en az bir hafta boyunca arayıp sormamış olma ihtimali üzerine duruluyor, bizim de yüreğimiz burkuluyor elbette.

Bir savcı, bir muhtar ve bir şüpheli ölüm… Ölense şüphesiz insanlık diyor Öngöz.

 

 

“Kız Çocukları Satılık Değildir”

Cevher

Yönetmen: İlcan Edgar Özuluca

Hapisten çıkar çıkmaz alacaklılarıyla boğuşmaya başlayan bir adam, dikiş dikerken televizyonda Kurban Bayramının ne üzerine olduğunun anlatıldığı bir Yeşilçam filmi izleyen anne, insanları gözleyen beyaz bir güvercin, taşra yaşamının süt sağmak, çamaşır asmak gibi günlük işleri ve tüm bunların ortasında bunalan genç bir kadın… Esenler Film Günleri’nin kadın sorunlarına eğilen bir diğer filmi de Cevher. Sattıkları sütün parasını isteyemediklerinden biriken borçlarını kızlarını satarak halleden bir babayı anlatan kısa film, sessiz bir çığlık. Yönetmen ve senarist İlcan Edgar Özuluca neredeyse hiçbir şey göstermeden ya da dinletmeden derdini anlatmayı seçmiş. Ne konu üzerine bir diyalog var filmde ne de olayları gelişim sırasıyla görüyoruz. Ama o kadar iyi biliyoruz ki ne olduğunu! Gerçekten de hiçbir şey duymamıza, hiçbir kavga dövüş ya da yardım çığlığı görmemize gerek yok. Adımız gibi biliyoruz bu hikayeleri ve her gün göz yumuyoruz nicelerine. Eksilterek anlatılmış yapımları sevenler Cevher’i takdir edecektir.

Önceki Yazı

Büyük duyguların peşinde bir yönetmen

Sonraki Yazı

Sinemada Çocuk : İyiliğin de kötülüğün de aynası

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de