Ahi Çelebi’den dünyaya uzanan yol

21 dakikada okunur

71 yaşına kadar süren yaşamında yirmi beş milyon km yol, 257 şehir ve birçok ülkeyi gezen seyyah Evliya Çelebi’yi mercek altına aldık. Evliya Çelebi’yi, akademisyenler Prof. Dr. Haşim Şahin, Prof. Dr. Hayati Develi, Prof. Dr. Ali Fuat Arıcı’ya ve rehber Serdar Dumansız’a sorduk.

Samimi, kibar, zeki ve kabiliyetli bir kişiliğe sahip olan Evliya Çelebi hat, musiki, nahiv ve tecvit gibi birçok ilim tahsil etmiştir. Padişahlara, vezirlere, paşalara musahiplik yapmıştır. İyi bir sohbet ehlidir. Tarihçi Mücteba İlgürel onu bir seyyah olmanın ötesinde “tarihçi, halkbilimci, müzisyen, ressam, haritacı, dilbilimci, zanaatkâr, mimar, savaşçı ve gurme” olarak tarif etmektedir. Evliya Çelebi 25 Mart 1611/10 Muharrem 1020 tarihinde İstanbul’un Unkapanı semtinde dünyaya gelmiştir. Aslen Kütahyalıdır. Evliya Çelebi önce sıbyan mektebinde daha sonra Unkapanı’nda bulunan Hamid Paşa Medresesinde eğitim görmüştür. Aynı zamanda Dârü’l-Kurraya’da devam ederek Kuran-ı Kerim’i hıfz ederek hafız olmuştur. Daha sonra Enderun Mektebine de devam eden Evliya Çelebi burada hem eğitim almış hem de devlet terbiyesi işleri ile ilgili bilgi sahibi olmuştur. Evliya Çelebi’nin seyahatlerine başlaması konusunda şöyle bir rivayet nakledilir. Muharrem ayının Aşure gecesi sabaha karşı rüyasında İstanbul’da Eminönü’de Ahî Çelebi Camii’nde sabah namazını beklemektedir. Camide kalabalık bir cemaat vardır. Bu kalabalık arasından peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) kalabalığın arasından geçerek namaz kıldırmaya geçtiğini görür. Peygamberimizin yanında dört halifesi ve ashabı da bulunmaktadır. Namazdan hemen sonra aşere-i mübeşşereden Sa’d Bin Ebû Vakkas hazretlerinin ona cesaret vermesi ile peygamber efendimizin huzuruna çıkar. Bu esnada yaşadığı büyük heyecanla “Şefaat yâ Resulallah” diyeceğine, “Seyahat yâ Resulallah” deyiverir. İşte böylelikle Evliya Çelebi’nin 71 yaşına kadar sürecek olan yirmi beş milyon km yol, 257 şehir ve birçok ülkeyi kapsayan yolculuğu başlamış olur…

Esenler Belediyesi kültür sanat sezonlarının başlangıcında her sene bir tema belirliyor. O tema çerçevesinde kültür sanat tarihimizde öne çıkan isimlerle anılan bir kültür sanat sezonu geçiriliyor. Özel projeler, etkinlikler düzenleniyor. Yusuf Has Hacip, Ahmet Yesevi, Şeyh Edebali, Yunus Emre Süleyman Çelebi kültür sanat sezonlarından sonra yeni sezonun ismi Evliya Çelebi Kültür Sanat Sezonu oldu. Evliya Çelebi denildiğinde akla gelen seyahat etmek, onun seyahatinin sebebi olan rüya, seyahatlerinin bize kalan eseri “Seyahatname” başrolde olacak. Biz de bu sayıda Evliya Çelebi’nin tarihi, edebi ve seyyah yönünü konunun uzmanları Prof. Dr. Haşim Şahin, Prof. Dr. Hayati Develi, Prof. Dr. Ali Fuat Arıcı ve Serdar Dumansız’a sorduk.

“Seyahatname vazgeçilmezdir”


Prof. Dr. Haşim Şahin (Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi)

Evliya Çelebi’nin yaptığı dünya seyahati ve gözlemleri gerek Osmanlı kültür dünyasının gerekse yaşadığı dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hayatının doğru bir şekilde anlaşılması açısından hâlâ en önemli kaynak olma hususiyetini muhafaza etmektedir. Devrinin en entelektüel simalarından olan Evliya Çelebi İstanbul’un hatırı sayılır kültür muhitlerinde yetişmiş, bilhassa Melek Ahmed Paşa’nın himayesinde kadim dünyanın büyük bir bölümünü gezme imkânı bulmuştu. Hoş ve nükteli anlatımı, bazen abartıya kaçan ifadeleri, dönemin gelenek ve göreneklerini de içine alan yaklaşımları, detaycı ve merak uyandırıcı ifadeleri onu diğer pek çok seyyahtan farklı kılan hususiyetleri.

Evliya Çelebi seyahatine başlama hikâyesini ise biraz da kutsal bir motif ilave etmek suretiyle görmüş olduğu bir rüya ile ilişkilendirmişti. Rüya ile amel etmek aslında kadim zamanlardan beri insanoğlunun benimsediği bir uygulamaydı. Devletlerin kuruluş süreçleri, kutlu olaylar, padişahların yahut âlimlerin hayatlarındaki belli merhaleler hep rüyalarla bağlantılı olarak hayata geçirilmiş, hatta Üsküplü Asiye Hatun yahut Sultan III. Murad örneklerinde olduğu üzere bazı önde gelen şahsiyetler rüyalarını kayıt altına alan defterler dahi tutmuşlardı. İşte Evliya Çelebi de görmüş olduğu meşhur rüyasını eserinde anlatmış, meşhur seyahatine başlayış sürecini rüyasıyla ilişkilendirmiştir. Ahî Çelebi Camii’nde gördüğü rüya ile başlayan seyahat süreci İstanbul, Balkanlar, Mısır, Anadolu’nun muhtelif şehirlerini de içine alacak geniş bir coğrafyada meydana gelen olaylar, gündelik yaşam, insan ilişkileri, hayvanların sahip oldukları haklar, mutfak ve beslenme kültürü, Osmanlı toplumundaki menkıbeci yaklaşımlar hakkında bilgi edinmeyi mümkün kılmakta ve bu yönüyle seyahatnameyi vazgeçilmez hale getirmektedir.

“Dünyada seyyah çoktur, Evliya Çelebi gibisi yoktur.”
Prof. Dr. Hayati Develi (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı):

Evliya Çelebi 17. yüzyıl Osmanlı dünyasının parlak yıldızlarından biridir. Hafızlık, müezzinlik, nedimlik, nakkaşlık, haritacılık, okçuluk, kuyumculuk, vergi tahsildarlığı, ulaklık gibi meslek ve kabiliyetlerinin üzerinde kendini ‘seyyah’ olarak tanımlar, hayatının temel gayesini gaza etmek ve yeni yerler görmek amacıyla ‘seyahat etmek’ olarak belirleyen; bu hedef doğrultusunda yaşayan, eşi benzerine az rastlanır bir dünya insanı. Onu dünyayı gezip dolaşan binlerce benzerinden ayıran ise gördüklerini ve yaşadıklarını yine emsalsiz bir dille yazıya geçirmiş olmasıdır. Dünyada seyyah çoktur, Evliya Çelebi gibisi yoktur.

Evliya Çelebi’yi bizim için, 17. yüzyıl Osmanlı dünyasının da dışına taşan geniş bir coğrafya için önemli ve vazgeçilmez kılan, bu diyarları gezmiş, görmüş olması değildir elbette. Asıl kıymet, on ciltlik muazzam bir eserde bilgi, görgü ve tecrübelerini yazıya dökmüş, günümüze aktarmış olmasıdır. Bugün Seyahatnamenin coğrafyasında onlarca değişik halk yaşıyor. Başta Türkler veya Türkçe konuşanlar olmak üzere bütün bu halkların o yüzyıldaki kültürlerine dair kimi zaman tekil kaynaktır Evliya Çelebi.

Evliya Çelebi bir Türk, Müslüman, Osmanlı ve İstanbullu olarak dünyaya bakmış, sultandan hamala kadar toplumun her kesimiyle iletişim kurabilmiş, Saray’dan meyhaneye kadar her mekâna girebilmiş, karşılaştığı bütün toplumların yaşama biçimlerine merak ve saygıyla yaklaşmış, ‘öteki’ni de anlamaya çalışmıştır. Merakı hiç azalmayan çok dilli, tatlı dilli bir adamın yazdıkları bize 17. yüzyıl dünyasını bir sinema canlılığında göstermeye ve anlatmaya devam ediyor. Batı merkezci kültür algısının dışına çıkıp Evliya Çelebi’yi zengin bir ilham kaynağı olarak görmek, bizi her zaman kazançlı çıkaracaktır.

 

“Osmanlı sanatının özeti: Şair Baki, Mimar Sinan, Evliya Çelebi’dir”

Prof. Dr. Ali Fuat Arıcı (Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi):

Hüsrev, Venedikli Marco Polo ve Faslı İbn Batuta gibi önemli seyyahlara rağmen Evliya Çelebi’nin eseri bunlardan çok daha önemli görülmüştür. Nitekim eser üzerinde incelemeleri olan Robert Dankoff, Seyahatname’yi İslâm edebiyatının ve dünya edebiyatının en uzun ve ayrıntılı seyahat kitabı olarak değerlendirir. Yine ünlü edebiyatçımız Ahmet Hamdi Tanpınar, Osmanlı sanatını “Evliya Çelebi”, “Mimar Sinan” ve “Şair Bâkî” ile özetler. Seyahatname’nin değeri hem eserin içeriği hem de hacminden kaynaklanır. Çünkü Evliya Çelebi, 51 yıl gibi bir zaman diliminde bu şaheserini ortaya koymuş ve ömrünün sonlarına doğru eserine son hâlini vermiştir. Tabiri caizse ömrü yollarda geçen Çelebi, hiç evlenmeyip hayatını bu esere vakfetmiştir. Belki de bundan dolayı kendisini “seyyah-ı âlem ve nedîm-i (dost) benî âdem” olarak görmüştür. Seyahatnâmenin ana konuları, kale ve şehir tarihleri, şehir isimleri, mimari yapıları, mahalleler, evler, saraylar; cami, mescit, medreseler; darülkurra, darülhadis, sıbyan mektepleri, tekkeler; çeşme, sebil, hamam ve hanlar; aşevi ve imaretler; çarşı pazar ve dükkânlar; yiyecek, içecek, meyve ve bağlar; giyecekler, halkın görünüşleri, yüz renkleri; kişi isimleri, tabipler ve cerrahlar, mesire yerleri, hayat suyu ırmakları; iklim, talih, tılsım ve eğlencelik oyunlardır. Yani insanla ilgili hemen her şey eserde mevcuttur.

“51 yıl, 7 iklimi, 18 padişahlığı gezip görmüş!”

Evliya Çelebi, kendi tabiriyle Rum, Arap ve Acem’de, İsveç, Leh ve Çek’te 51 yıl, 7 iklimi, 18 padişahlığı gezip görmüştür. Bunların büyük kısmı, Osmanlı Devleti’nden ayrılarak bugün 40’tan fazla devlete dönüşmüş durumundadır. Tamamı on cilt olan eserin birinci cildinde sadece İstanbul anlatılmıştır. Bu bölüm bir geziden ziyade İstanbul tarihi ve güzellemesi şeklindedir. Onuncu cilt bir özet mahiyetindedir. 147 farklı dilden kelime toplanan eserde, gezip görülen yerler benzetmeler yapılarak atasözü ve deyimler ile birlikte hikâyeler, türküler, halk şiirleri, masallar, maniler, halk oyunları ve düğün eğlenceleriyle anlatılmıştır.

“Ben ona inanmak için okurum!”

Evliya Çelebi, mensup olduğu kültürün ve medeniyetin bütün ruhunu ve zekâsını nefsinde taşıyan ve etrafına bu nazarla bakan bir fert olarak eserini ortaya koymuştur. Neşeli bir mizaca sahip oluşu, ele aldığı kişileri ve olayları karikatürize etmesini sağlamıştır. Eserini konuşma diline yakın bir dille kaleme almış; özgün, eğlenceli, sürükleyici, alaycı ve hoş bir üslup ile mübalağalı bir anlatımı tercih etmiştir. Dikkatlice okunduğunda eserdeki abartıların anlatılan durumun iyice kavranması ve akılda kalması için ustaca yapıldığı görülür. Bu anlatımı, kimileri eleştirse de Ahmet Hamdi Tanpınar, “Ben ona inanmak için okurum.” diyerek beğenisini dile getirmiştir. Eserin Erzurum ile ilgili bölümünde bunun en ilginç örneğine rastlanır. Burada Çelebi, kışın sert olduğunu söyledikten sonra şöyle devam eder: “Hatta insanların dilinde darb-ı meseldir ki bir dervişe;
– Nereden gelirsin? derler,
– Kar rahmetinden gelirim, der.
– O ne diyardır, derler;
– Soğuktan ‘Ere zulüm’ olan Erzurum’dur, der.
– Orada yaz olduğuna rast geldin mi, derler? Derviş der:
– Vallahi 11 ay 29 gün sakin oldum, bütün halkı yaz gelir derler, amma görmedim, der.”

Evliya Çelebi, bazen eserinde ilginç bilgiler de vermiştir. Mesela, Trabzon’dan bahsederken balıkların hangi hastalıklara iyi geldiğini belirttikten sonra “Hamsi pilakinin nasıl yapıldığını da (tarifini) anlatmıştır. Yine Bursa’dan bahsederken çeşmelerin sayısını “2060 can bağışlayan çeşme” diye belirtmiş, akarsuların sayısını ise “23.000 hanede birer akarsu” şeklinde ifade etmiştir. Şehirdeki 17 su kaynağının birer birer adlarını vermiş ve bu faslı “Kısacası Bursa demek, sudan ibaret bir sözdür.” diyerek tamamlamıştır.

“Bir rehberin gözünden Evliya Çelebi”
Serdar Dumansız (Profesyonel turist rehberi)

Yüzyıllarca tartışılıp durdu: “Çok gezen mi bilir, yoksa çok okuyan mı?” Bu soru her sorulduğunda aklıma başka bir soru gelir. “Bilmek marifetse, marifet gezmekte mi yoksa okumakta mı?” Bilgi nerede gizli? Gezdiğiniz mekânlarda mı yoksa, yoksa satır aralarında mı? Karmaşık bir soru. Cevabı hem gezip hem de okuyanlarda gizli… Günümüzde bunu yapanlara rehber deniyor. Hem çok okuyorlar hem de bol bol gezi. Peki, işin sırrı nerede gizli? Kendin gibi gezenleri, okuyanları, araştıranları bulmakta. İşte onlardan biridir; Evliya Çelebi.15 yıldır rehberlik mesleğini yapsam da vazgeçilmez yardımcımdır Evliya Çelebi. Ne zaman tarihi bir mekâna girsem, yanında hissederim O’nu. Bazen Ayasofya’nın İmparator Kapısı’nda kulağıma “Nuh’un gemisinin sırlarını” fısıldarken yanımdadır. Bazen sıkıştığımda bana yol gösterendir. Urfa’da yolumu kaybettiğimde, önüme düşüp Gümrük Han’ın yolunu tarif ederken bulurum O’nu. Sözlerim düğümlendiğinde, onun sözleriyle şenlenir hitabım. “Edirne’nin kızları öyle güzelmiş ki deli eder oğlanları! Delirenler soluğu şifahanede alır.” dediğinde güldürür anlattıkları, tebessüm ettirir simaları. “Yılanlı sütunun yılanları tılsımlıdır. Ne zaman yılan başları koparıldı, İstanbul’u yılan, çıyan bastı.” dediğinde anlattıklarını çok abartılı bulurum, mantığıma uymasa da “Evliya böyle demiş, çıkın bakalım işin içinden”derim. “Hazârfen Ahmed Çelebi, Galata Kulesi’nden kanat takıp uçtu!” dediğinde, başka bir kaynakta bu olay yazmasa da “O dediyse doğrudur!” derim. Çünkü, o Evliya Çelebi’dir. Halkın sesi, kulağı, dili, mekânların ise vazgeçilmez nâmesidir. Bu topraklarda yetişmiş en değerli gezgin, seyyahtır. Yüzyıllar öncesinde hayatını noktalasa da aslında Evliya Çelebi, yazdıklarıyla her zaman yanımızda, bizimle birlikte… Okuyana, gezene, hissedene… İyi ki yaşadın, gezdin, dolaştın ve yazdın Evliya. Dualarımız seninle… Mekânın Cennet ola!

Önceki Yazı

Klasikleri niçin okumalı?

Sonraki Yazı

İstanbul için bienal vakti

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım