Dijital platformlar yeni seyirciyi yetiştiriyor

24 dakikada okunur

Akademisyen Aydın Çam: “Dijital platformlarla gelen yeni izleme alışkanlıklarının marjinal bir şekilde sinemaya zarar verdiğini düşünmedik. Tam tersine bu platformların sinemaya yeni seyirci yetiştirdiğini ve kazandırdığını, film izlemenin artmasına çok büyük bir hizmet ettiklerini de düşünüyoruz.”

Kültür sanat dünyasının çeşitliliği, farklılığı, zenginliği hiç bitmiyor. Bitmeyen zenginlikte insanı üretim konusunda heyecanlandırıyor. Köklü festivallerimizden Adana Altın Koza’yı takip etmek için 15-18 Eylül tarihleri arasında Adana’daydım. Adana’da olduğum süreçte de kültürel ve sanatsal çeşitlilik çeşitli açılardan kafamın içinde döndü durdu. Festival içerisinde geçen senede gördüğüm “Adana Sinema Mirası” projesi sergi, gezi, konferans etkinlikleri de bir adım öne çıktı. Sonrasında proje yürütücülerinden akademisyen Aydın Çam ile iletişime geçtim. Kendisiyle Adana Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kafeteryasında projeye, kültürel miras kavramının önemine ve değişen izleme alışkanlıklarına dair bir röportaj gerçekleştirdik.

Aydın ÇAM

“Adana Sinema Mirası” projesi nasıl ortaya çıktı?
Proje aslında Adana sahasında 2018’den bu yana yoğun olarak yaptığımız akademik araştırmalara dayanıyor. Bu akademik araştırmalarımız hem arşiv çalışmaları hem de sahada insanlarla yaptığımız görüşmelerden oluşuyor. Özellikle sadece şehir merkezinde değil Adana’nın köylerinde, Toros köylerinde, Çukurova’da yaptığımız çalışmalara dayanıyor. Yaptığımız çalışmalarla Adana sinemalarıyla ilgili epey veriye ulaştık. Ama amacımız hiçbir zaman sadece akademik araştırmalar yapmak olmadı. Biz aslında 1960’lı 70’li yıllarda çok zengin olan Adana’nın sinema sektörünü insanlara hatırlatmanın o kültürü yeniden yaygınlaştırmanın yeni kuşaklara aktarmanın yollarını arıyorduk. 2020 yılında Avrupa Birliği’nden Kültür ve Turizm Bakanlığı aksiyon planını yürüteceği çok güzel bir “ortak kültürel miras” çağrısı geldi. Bu çağrıda aklımızdaki düşünceleri gerçekleştirmemiz için çok önemli bir olanak sağlıyordu. Biz bu çağrı öncesinde Çukurova Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak Adana’da özellikle çocukların sinemayla ilişkisine yönelik Uçan Balon Çocuk ve Gençlik Derneği’yle farklı faaliyetler yürütmüştük. 2020 yılındaki bu çağrı da aslında derneğin de yapmak istediği; çocukların gençlerin kültürel olarak kendi tarihlerini araştırması öğrenmesi bir bölgedeki çevredeki kültürel tarihin yeni kuşaklara aktarılmasıyla ilgili yapmak istedikleriyle ilgili çok örtüşüyordu. Projenin yürütücülüğünü Uçan Balon Çocuk ve Gençlik Derneği üstlendi. Akademik ortak olarak Çukurova Üniversitesi, Gent Üniversitesi; iştirakçi Türkiye’den Adana Büyükşehir Belediyesi ve Adana’ya özgü kendi sinema evi bulunan ke Sabri Şener dahil oldu. Coronavirüs salgını sebebiyle çalışmalarımıza başlamamız 2021 Nisan ayını buldu. İlk akademik etkinliğimizi 28. Adana Altın Koza Film Festivali’nde gerçekleştirdik. Sonrasında bütün faaliyetlerimiz hız kesmeden devam etti. Bu senede 29’uncu Adana Altın Koza Film Festivali’nde final faaliyetlerimize yer verdik.

Peki bu projeyle geldiğiniz ya da geleceğiniz son noktayı nasıl görüyorsunuz?
Projemizin faaliyetlerinde, aksiyonlarında bir son yok. Ortak kültürel miras çağrısının da çok hoş bir özelliği var. O da projenin kapanıp, dosyanın rafa kaldırılması gibi bir durum yok. Vadettiklerinin uzun süreye yayılması, gerçekleştirilmesi bizim çok benimsediğimiz ve önemsediğimiz yönleridir. Bu projeyle vadettiğimizin çok üzerinde bir eylemi gerçekleştirmiş olduk. Önümüzdeki yıllara yayılacak süreçlerin altyapısını hazırladık. Projemiz kapsamında bir bahçe sinemasının restorasyonunu yaptık. Orada 10 kadar film gösterimi gerçekleştirdik. Orada 250-300 kişi film izledi. Kalıcı bir yer oldu. Bahçe sinemasının beş yıllık kontratı var. Aktif olarak film gösterilmeye devam ediyor. Bu proje kapsamında yaptığımız bir “Adana Sinema Mirası Haritası” ve web sitesi var. Web sitenin büyüyüp gelişmesi çok uzun süreye yayılacak. İnsanların hatıralarını, belgeleri geldikçe ekliyoruz. Bu anlamda aslında projenin bir sonu bulunmuyor.

Bir araya gelmenin en iyi yolu sinema

Eski yazlık sinemaları proje kapsamında yenilendiğinden ve tekrardan faaliyete geçtiğinden bahsettiniz. Bu noktada eski bir gelenek canlanıyor diyebiliriz. Nostaljinin halktaki karşılığı nasıl oluyor?
Hiç beklemediğimiz bir tepkiyle karşılaştık, diyebilirim. Burada tepkiyi olumlu anlamda kullanıyorum. Biz hem proje hem de daha önceki çalışmalarımızda Adana’da açık havada sinema izleme deneyiminin sıradışı olduğunu, insanların çok büyük ilgi gösterdiğini biliyorduk. Ama koronavirüs salgını sonrasında düzenlenmeye başlanan açık hava sinemaları bizim için büyük bir şans oldu. Yüreğir Millet Bahçesi’nin otopark alanında arabalı sinema etkinliğini ilk olarak 2020’nin yazında düzenlendi. Etkinlik inanılmaz bir ilgi gördü ve biz de o süreci, insanlarla görüşmelerimizi görüntülü kayıt altına aldık. Üç gün planlanan etkinlik bu ilgi sonrasında yaza yaydı. Bu yılda gösterimleri yapmaya devam ettiler. Bizler de “Adana Sinema Mirası Projesi” kapsamında yaptığımız çalışmalar sırasında çektiğimiz fotoğraflardan bir sergi de hazırladık. “Müslüm”, “Bergen” filmleri gösterildi. İlgi inanılmazdı. Binlerce insan birlikte film izlediler. Umarım Türkiye’deki diğer millet bahçelerinde benzer bir politikayla insanlar film seyrederler. İnsanları bir araya getirmenin en güzel yollarından biri sinema. İnsanlar aynı duygular altında birleşiyor aynı duyguyla hemhal oluyorlar ve özleşiyorlar. Bu çok önemli bir şey. Tarihsel olarak bildiğimiz bir şeyin günümüz pratiğinde de karşılığını görmek bize çok büyük bir mutluluk verdi.

Koronavirüs salgını sonrası dijital platformlarla berabar izleme deneyimlerinin değiştiğine dair çeşitli tartışmalar yaşandı. Dijital platformlarla gelen izleme deneyiminin gelecekte nasıl bir yeri olacak?
Genellikle genç araştırmacılar bu iki pratiği birbirine rakip olarak ya da bu iki pratiği birbiriyle bir tehdit olarak alıyorlar. Cep telefonundan, dijital platformlardan bir şeyler izleme ile sinema salonunda ya da açık havada film izleme pratiklerinin birbirinin rakibi olduğu düşünülüyor. Ya da yeni deneyimleri sanki eski seyir deneyimlerinin yerini almış ve sanki onları silmiş gibi düşünürler. Aslında ikisi birbirinden çok farklı deneyimler. Filmlerle biz öznel ve bireysel bir ilişki kurarız. Kendi iç dünyamızla filmin iç dünyası bir araya gelir ve filmin içine gireriz. Diğer taraftan topluca seyir de bambaşka bir deneyimdir. Hem o anda filmle ilişki hem de salondaki diğer seyircilerle ilişki kurarız. Adana tarihinde gördüğümüz gibi açık hava sinemasında film hakkında konuşur, tartışır, filme kızar ya da güleriz. İkisi birbirinden çok farklı deneyimlerdir. Açık havada film izleme pratiği şehirleşmeyle beraber gelen sosyal hayat değişimi sonucunda unutulmaya başlandı. Bizim projeye genç kuşakların bu pratiği hiç yaşamadığı ve korunması gereken çok özgün nitelikleri olduğunu düşünerek başlamıştık. Dolayısıyla aslında projede savunduğumuz ve yapmaya çalıştığımız şey bu pratiğin yeniden yaygınlaştırılması, genç kuşaklara aktarılması ve bir somut olmayan kültürel miras olarak kabul edilmesiydi. Çünkü açık havada film izlemenin somut olmayan kültürel miras tanımına uygun olan toplulukları bir araya gelmesi, kültürün taşıyıcısı film anlatıcıları, mekanın korunması gibi yönleri var. Dijital platformlarla gelen yeni izleme alışkanlıklarının marjinal bir şekilde sinemaya zarar verdiğini düşünmedik. Tam tersine bu platformların sinemaya yeni seyirci yetiştirdiğini ve kazandırdığını, film izlemenin artmasına çok büyük bir hizmet ettiklerini de düşünüyoruz. Sadece biz de değil yurt dışındaki araştırmalar da benzer şeyler görüyoruz.

Hem teorik hem fiziksel olarak iki ayaklı bir proje ile bir kültürel miras araştırması yapmanın zorlukları nelerdir?
Bizim alanımızda bu konuyla alakalı çalışan çok sayıda akademisyen araştırmacı var. Alanla ilgili çalışan, alakalı yurt içinden yurt dışından da herkesi de tanıyoruz. Bizim çalışmalarımızın danışmanı olan alanında kurucularından o Daniel Biltereyst gibi isimlerin söylediği bir şey var. O da bu meselenin kültürel miras olarak ele alınabileceği önermesiyle ilk kez karşılaşılıyor olması. Projenin farklı disiplinlerde çalışan herkes tarafından sevilmesi ve teveccühle karşılanması bizim şansımız oldu. Projenin bizim için çok zor olan tarafı Türkiye’de ilk Avrupa’da da örneğinin çok az olmasıydı. Sinema çalışmaları alanında kültürel miras bağlamında ilk kez hem teorik hem eylemsel bir çalışma beraber yürütüldü. Tem projenin bu tür teorik kuramsal tarihsel araştırmalarını yapmak hem de bunu bir eyleme dönüştürüp çocuklarla, gençlerle bir araya geldiğiniz film gösterimleri düzenlemenin bir sürü zorluğu oldu. Birçok ayaklı çalışmalar yürüttük. Ama birçok farklı alandan kişinin teveccühüyle karşılaşmak işlerimizi çok kolaylaştırdı. Şöyle de bir şey oldu; bizim ulaştığımız ya da bize ulaşan çok farklı alanlardan araştırmacılar projeyle nostaljik ve duygusal bir bağ kurdular. Bu da çok güzel oldu.

Kültür durağandır, statik değildir

Kültürel mirasın korunması ve aktarılmasının kültür açısından önemi nedir?
Kültür meselesini bir ağaç gibi görebiliriz. Bir taraftan köklerimiz toprağın altındayken geçmişe bağlıyız, geleneklerimiz göreneklerimizle muazzam bir ilişki kuruyoruz. Diğer taraftan da toprağın üzerinde de geleceğe doğru ilerliyoruz. Ağacın dalının da nereye gideceği tıpkı kökü gibi nereye dayandığı çok belli olmuyor. Kültürel miras meselesi aslında bu yüzden çok önemli. Gövdesi kesilmiş bir ağaç olmaktansa büyüyen gelişen bir ağaçla gelecek olabiliyor. Bu yüzden kültür durağan, statik bir şey değildir. Dinamik, organik bir şeydir. Yeşerir, büyür, etkilenir, solar dökülür ve bahar gelince yeniden açar. Değişken olduğu için neyle karşılaşacağımız belli olmaz. Öngörülmezdir. Öngörebilseydik tarımda çok daha farklı yöntemler denerdik. Kökünüz ne kadar güçlü olursa o kadar güçlü bir ağaç olur ve iyi, lezzetli meyve verirsiniz. Dolayısıyla kültürel miras meselesi olağanüstü önemli. Burada yapmaya çalıştığımız katı bir şekilde şöyle yapıyorduk bugünde bunu yeniden yapalım tarzında bir şey değil. Özellikle genç kuşakları iğreticek şekilde yapılan bir geçmiş güzellemesinin peşinde değiliz. Kökü sağlam ağacın meyvelerini yeni kuşakları cezbedicek şekilde sunduğunuzda olağanüstü bir karşılık oluyor. Mesela Altın Koza kapsamında 1926-27 yıllarında Adana’da çekilmiş olan Belçika Kraliyet film arşivinin bize sağladığı bir filmi gösterdik. Pamuk Bayramı adındaki 15-16 dakikadan oluşan film; pamuğun nasıl toplandığını, işlendiğini ve sonrasında gerçekleşen pamuk bayramı kutlamasını anlatıyor. Sessiz bir filmi direkt olarak insanlara gösterdiğinizde konuyla ilgili olanlar dışında kimsenin dikkatini çekmeyebilirdi. Biz bu filmi nasıl parlatabiliriz diye düşündük. Geçmişte sessiz dönem filmleri piyano, keman eşliğinde gösteriliyordu. Biz de gösterimimizde eşlikçi müzik olsun dedik. Üniversiteden akademisyen müzisyen arkadaşlarımız olağanüstü bir beste yaptılar ve film gösterimi sırasında icra ettiler. Olağanüstü bir ilgiyle karşılandı. Velhasılı farklılıklara, ayrımlara değil de ortak noktalara odaklanarak inşa ettiğiniz şeylerin karşılığı oluyor.

Proje kapsamında üniversite öğrencileri de sizlerle çalışıyor. Onların projeye katılımı, tepkileri ve geri dönüşleri nasıl oluyor?
Olağanüstü güzel dönüşler alıyoruz. Hem üniversite öğrencilerimiz hem de derneğin gönüllüsü gençlerle çalışıyoruz. Bizim proje faaliyetlerimiz arasında somut bir örnek oluşturması amacıyla Adana’da sinema turu yapmak ve bu turları gerçekleştirecek tur rehberi gençler yetiştirmek gibi bir hedefimiz vardı. Bu konuda Adana Bölgesi Rehberler Odası ile birlikte çalıştık. Rehberlik eğitimi için on kişilik bir kontenjan ayırmıştık. Büyük bir ilgi oldu 20’den fazla öğrencimiz dahil olmak istedi. Biz de sayıyı arttırdık. Altın Koza ekseninde gerçekleştirdiğimiz bütün etkinlere öğrencilerimizin müthiş bir ilgisi var. Aslında bu ilgide projemizin beklediği sonuca ulaştığını gösteriyor. Bir akademisyen olarak yaptığımız çalışmaların öğrencilerimizde, gençlerde farkındalık yarattığını görmek çok mutluluk verici. Projeyi sadece teorik olarak düşünmeyerek pratikte bir aksiyona, eyleme dönüştürmek de çok verimli bir süreç oldu.

Elde ettiğiniz çeşitli veriler, kayıtlar var. Bu verileri somutlaştırmak adına yaptığınız çalışmalarınız ya da yapmayı düşündüğünüz projeleriniz var mı?
Projemiz kapsamında 40’tan fazla sözlü tarih çalışması yaptık. Katılımcılarımızın izin verdiği ölçüde bunların 20 kadarını da video kayıt altına aldık. Elimizdeki kayıtlardan beş kısa belgesel film üretildi ve gösterimlerini yaptık. Şimdi bunları projemizin web sitesine yükleyeceğiz ve orada herkese açacağız. Öte yandan projemizin Adana Sinema Mirası projesinin iki web sitesi bulunuyor. Birisinde projemizi ve etkinliklerimiz yer alıyor. İkincisinde ise Adana sinema mirasının tarihi olmak üzeriyle her şeyiyle yer vermeye çalışıyoruz. Her geçen gün de bu site büyüyor ve içeriği genişliyor. İnsanların katkılarıyla bizim çalışmalarımızla giderek büyüyecek ve başka araştırmalara da kaynaklık edecek. Bu da bize çok mutluluk veren şeylerden birisi.

Önceki Yazı

Beyoğlu Ekim’de bir başka

Sonraki Yazı

Ressamlık hayalim çobanken başladı

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de