“Film çekmek için hikâye aramıyorum”

14 dakikada okunur

 

3.Esenler Film Günleri’nde “İnsan Ne Zaman Ölür?” adlı kısa filmiyle birinci olan yönetmen Ercan Selim Öngöz: “Film çekmek için hikâye aramıyorum. Öncelikle hikâyeyi taşıyacak ona omurga olacak ‘o’ cümleyi bulmaya çalışıyorum. Bu cümlenin de yaşamın içinden gelmesine dikkat ediyorum. Tamamen kurmaca bir omurgaya hikâye yapışmıyor, ortaya şekilsiz, biçimsiz bir şey çıkıyor. Filmlerimde ölüm ve yalnızlık temaları ön planda, belli ki bunlarla bir derdim var ve geçmiyor.”

Bu yıl 11-15 Kasım tarihleri arasında üçüncü kez gerçekleşen Esenler Film Günleri’nde yoğun geçen etkinlik ve gösterim takviminin ardından ödüller sahiplerini buldu. Celal Yücel Tombul’un Meryem adlı En İyi Üçüncü Film Ödülü’nü alırken, Volkan Güney Eker’in Larva’sı En İyi İkinci Film Ödülü’nün sahibi oldu. 3. Esenler Film Günleri’nde En İyi Kısa Film Ödülü’ne ise Ercan Selim Öngöz’ün “İnsan Ne Zaman Ölür?” adlı filmi ulaştı. Biz de bu vesile ile Litros Sanat’ın yeni sayısı için Öngöz ile hem sinema anlayışını hem de “İnsan Ne Zaman Ölür?”ü konuştuk. Önce kendisini daha yakından tanıyalım: “1976 yılında Trabzon’da doğmuşum. Giresun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Bilişim Teknolojileri Öğretmeni olarak görev yapmaktayım. 2006’da okulda kurduğumuz sinema kulübü ile film çalışmalarına başladık. 2013 yılından itibaren de kendi film projelerimi gerçekleştiriyorum. ‘İnsan Ne Zaman Ölür?’ beşinci kısa filmim. İnsanlara faydalı olabilecek bir şey için kafa yormak, onu tasarlamak ve en sonunda da onu görünür hale getirmek bence çok üst ve tatmin edici bir duygu. Bir filmin yapım süreçleri de benzer bir mühendislik çalışması gerektiriyor. Sinemayla ilk bağı buradan kurdum sanıyorum. Üretme isteğim ve teknik konulara yatkınlığım bana büyük avantajlar sağlıyor. Ama film yapma nedenim bu değil.”

Zamanı sinema ile durdurabiliyoruz

Sinema sizin için ne demek, hayatınızın neresinde nasıl konumlu?

Gerçek yaşamda durduramayacağımız zamanı sinema ile durdurabiliyoruz. Bu yüzden her şeyden önce büyülü bir şey bana göre. Bir film ile zamanın gerçekliğini, akıcılığını dondurup kaydedebiliyorsunuz. Sonra bunu geri alıp tekrar tekrar yaşıyorsunuz. Daha ne olsun? 1993 yılında babaannemle yaşadığım bir anımı 2013 yılında ‘Babaannemin Caz Tutkusu’ adıyla bir kısa filme dönüştürdüm. Her filmi kendim için yapıyorum da bu filmi tamamen kendim için yaptım diyebilirim. Belki de sadece bu filmi yapmak için sinemaya başladım. Aklıma geldikçe yaşlandığımı fark ettikçe izliyorum. Durdurup uzun uzun bakıyorum karelere. Sonra başa alıp tekrar izliyorum. O filmde ben 17 yaşında bir lise öğrencisiyim, babaannem de yaşıyor. Bana bu imkânı veren sinemayı nasıl sevmeyeyim… Sinemanın bireysel bir sanat olduğuna inansam da insanların sinemaya ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. “Sinema hiçbir şeyi değiştirmez ama insanların birçok şeyi anlamalarını sağlar. Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır.” diyor Krzysztof Kieslowski.

Filmlerime omurga olacak o cümleyi bulmaya çalışıyorum

Kendi sinema tarzınızı ve üslubunuzu aynı zamanda bu alandaki özgünlüğünüzü nasıl tanımlarsınız? Ya da en azından yavaş yavaş filmlerinizle yakalamak istediğiniz tarzınızı içerik ve teknik olarak bize nasıl anlatırsınız?

Film çekmek için hikâye aramıyorum. Öncelikle hikâyeyi taşıyacak ona omurga olacak “o” cümleyi bulmaya çalışıyorum. Bu cümlenin de yaşamın içinden gelmesine dikkat ediyorum. Tamamen kurmaca bir omurgaya hikâye yapışmıyor, ortaya şekilsiz biçimsiz bir şey çıkıyor. Filmlerimde ölüm ve yalnızlık temaları ön planda, belli ki bunlarla bir derdim var ve geçmiyor… Dolayısıyla bu konuların ağırlığını taşıyacak bir film dili bulmam gerekiyordu. Minimalizm temelinde deneyselliği de kullanan şiirsel bir anlatım biçimi oluşturmaya çalıştım. Kendi özgün film dilini bulmak ve bununla fark edilebilir olmak her yönetmen için üst bir hedeftir. Son filmimle bu hedefi biraz daha yaklaştım sanıyorum. Hikâyelerimin olgunlaşmasını bekliyorum

Uzun metraja bakışınız nedir böyle bir hayaliniz var mı?

Kısa film uzun film ayrımı yapmıyorum, sinemayı seviyorum. Elbette uzun metraj filmi yapmak istiyorum. Bunun için zaman yıl hedefi koymadım kendime. Gözlemlerimi, duyduklarımı, okuduklarımı, düşündüklerimi not aldığım bir ajandam var. İçinde uzun metraj olabileceğini düşündüğüm hikayeler de var. Aralıklı zamanlarda okuyup ekleme ve düzenlemeler yapıyorum. Onların tamamlanmasını, olgunlaşmasını bekliyorum. İçime sindiğinde hazır olduğunu düşündüğümde uzun film yolculuğuna da çıkarız. Öte yandan son filmim İnsan Ne Zaman Ölür?’ün devam niteliğinde çekime hazır bir kısa film projem var, “İnsan Toprağa Girer” adında. 

“İnsan Ne Zaman Ölür?” filminizin çıkış noktası ne oldu nasıl bir düşünce ve üretim sürecinin ürünü?

Yaklaşık 3 yıl önce, nerede okudum tam hatırlamıyorum, bir internet haberiydi galiba. Yaşlı bir kadının yayladaki evinin önünde ölü bulunduğundan bahsediyordu. Kafamda kurduğum o resim aklımdan çıkmadı. Zamanla öncesi ve sonrası hakkında tahminler yapmaya, olayı düşünmeye başladım. Bir yılın sonunda hikâyeyi kâğıda aktardım. Bir yıl da diyalogların yazımı ve çekim hazırlıkları sürdü. Tam bir yıl önce 2022 kasım ayında filmin çekimlerini yaptık. Çekimleri iki günde tamamladık. Ancak çekim yerinin düzenlenmesi ve provalar için de 6 gün çalıştık. Sonra post production süreci başladı ve 8 ay sürdü. 

Belediye faaliyetinin dışında uluslararası bir organizasyon 

3.Esenler Film Günleri’nde aldığınız ödül hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yarışmadaki diğer filmleri de izledim. İçlerinde beğendiğim güzel filmler vardı. Onların arasından sıyrılıp birinci olmak gurur verici. Yaptığımız filmin anlaşıldığını görmek beğenip ödüllendirilmesi benim için “yeni filmler yap” demek. Esenler Film Günleri, bir ilçe belediyesinin sıradan bir faaliyetinin çok üstünde uluslararası bir organizasyon. Kısa film yapım desteğini vermesi bence çok değerli. Verilen para ödülleri de iyi sayılabilecek bir miktar. Hazırlayanlara ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Süre hedefi koyularak film yapılmaz

Kısa filmi uzun metraja geçişte bir basamak olarak mı görüyorsunuz yoksa tamamen kendine ait bir alan olarak mı adlandırıyorsunuz?

Ülkemizde böyle bir algı var maalesef. Halbuki dünya sinemasında çok ünlü yönetmenlerin zaman zaman kısa film çektiklerini de görüyoruz. Bu kısa filmin başlı başına bir alan olduğunu yeri geldiğinde onun tercih edildiğini gösteriyor. Edebiyatta şiir nasıl bir yerdeyse sinemada da kısa filmler aynı yerde duruyor bana göre. Kısa film de şiir gibi daha öz ve daha duyguludur. Öyle hikayeler vardır ki ancak kısa filmle atılabilir. Onu çekiştirip zorlayıp uzun metraja dönüştürmek, hikâyeye ve o filmi izleyeceklere hadi ihanet demeyelim de haksızlık olur. Bir hikâye uzun metraj olması gerekiyorsa uzun metraj olmalı. Süre hedefi koyularak film yapılmaz. Zaman artık çok değerli. İnsanlar uzun metraj bir film için o kadar zaman ayırmak istemiyor ya da gerçekten bulamıyor. Bu yüzden kısa filmlerin günümüze daha avantajlı hale geldiğini ve daha ön plana çıkacağını düşünüyorum.

Genç sinemacılar önce kitap okumalı, sonra da film izlemeli

Kısa filmciler, genç sinemacılar ya da bu yola girmek isteyen yeni sinemacılara neler söylemek istersiniz kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra sizce bu yola baş koymalılar?

Bu yola girmek isteyenler öncelikle kitap okusunlar, sonra da film izlesinler. Okumuş olmak, o birikime sahip olmak en çok bize lazım. Sinema kitaplarından bahsetmiyorum. Kelimelerle kurulan o hayal dünyasını tanımak ve alışmak için köşe başı olmuş yerli ve yabancı klasikleri mutlaka okumalılar. Çünkü biz de aynı hayal dünyasının peşindeyiz. Sosyoloji ve felsefeyi de takip etmek lazım. Bunun için Youtube’da güzel içerikler var. Ben oradan izliyorum. Yönetmen sinemasını takip etmeleri tavsiye ediyorum. Liste yapıp film izlemek daha doğru olur. Filmi izledikten sonra onunla ilgili analiz ve yorumları okumak da çok şey katacaktır. Biz çoğu şeyi yaparak, deneyerek öğrendik. Bu yüzden çok pratik yapsınlar. Kamerayı ele almaktan korkmasınlar ve ısrar etsinler. Her zaman ikinci film, birinciden daha iyi olacaktır.

Önceki Yazı

Zihni Göktay: Ölene kadar sahnede olacağım

Sonraki Yazı

Ayakkabıları neden ters giymeli?

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye