İçinden melodi geçen kitaplar

19 dakikada okunur

Çok duyduğumuz bir söz vardır; müzik ruhun gıdasıdır. Okulda her yıl müzik derslerimiz bu sözle başlardı. Üzerine çokça şey söylenebilir. Bir gerçek var ki müzik; yüzyıllardır bir tedavi ve rehabilitasyon aracı olarak da kullanılmaktadır. Bedenimizin yeme ve içmeye ihtiyacı olduğu kadar ruhumuzun da temel ihtiyaçları var. Hatta bilim insanlarının müzik ve ruh sağlığı ile ilgili yaptıkları 7’si müzik terapisi, 10’u müzik dinlemenin akıl sağlığına etkisi, 8’i şarkı söyleme ve 1’i ise ilahilerin etkisine odaklandığı 26 bilimsel çalışma neticesinde şarkı söylemenin, müzik yapmanın veya müzik dinlemenin, yaşam kalitesini artırdığı, en az kilo vermek ve spor yapmak kadar ruha iyi geldiği belirlenmiş. İnsanlık tarihi kadar eski bir maziye sahip olan müzik, globalleşme ve teknolojik gelişmelerin had safhada olduğu günümüzde her zamankinden daha çok hayatımızın içinde. Geleneksel enstrümanların yanında artık dijital ortamlarda hazırlanan müzikler de tüm dünyada geniş bir dinleyici kitlesi oluşturdu. Yukarıda müziğin ruhun gıdası olduğunu hatırlattım fakat bedenimizi beslerken nasıl seçici davranıyorsak ruhumuzu beslerken de aynı hassasiyeti göstermeliyiz diye düşünüyorum. Bünyeye zararlı yeme ve içmeden sakınıldığı gibi müzikte de kaliteli-kalitesiz ayrımına gidilmeli. Cemiyette ve fertlerde müzik kültürünün oluşması salt dijital platformlardan gelişigüzel müzik dinlemekle olacak bir iş değil. Türkiye’de ve dünyada birçok müzikbilimci tarafından kaleme alınmış önemli metinlere başvurarak müzik tarihi, Türk müziği, Batı müziği vs. hakkında bilgi edinerek müzik kültürüne sahip olmak mümkün. Bu alanda ülkemizde çok değerli bir sanatçımızı, Türk bestekâr ve ud virtüözü, müzikolog ve şarkı sözü yazarı Cinuçen Tanrıkorur’u rahmetle anıyor ve sizlere halen Dergâh Yayınları tarafından basılan eserlerini tavsiye ediyorum. İyi okumalar dilerim…

Önerdiklerim

Müzik İstanbul / Kolektif / Esenler Belediyesi Yayınları

Medeniyetlerin temel yerleşim birimi olan şehirler, kendine has bir âhenge sahiptir. Bir şehri diğer şehirlerden ayıran kendine has sesi, mimarisi, rengi, kokusu, müziği, lezzeti; bunların bütünlüğünde ortaya çıkan ortak zevki, estetiği, düşünüşü, kültürü hatta kişilik ve insanî yapısı vardır. Şehirlerde olduğu gibi tüm kâinat uyumlu sesler veren bir birlik durumundadır. Müzik, kâinattaki bu düzen ve âhengin yansıması ve ifâdesidir. Müzik İstanbul, yeryüzünün en güzel ve kurşun kubbeli biricik şehrini dinlemiş, görmüş, koklamış, tatmış, adımlamış, yani İstanbul’u yaşamışların İstanbullulara armağan ettiği kültür mirasını ve müzik armonisini anlatmaktadır. Kitap, bestekârlarını ve güftekârların eserlerini, mûsikî tarihimize yön veren enstrümanlarını tanıtan kıymetli bir eser. Her sayfasında İstanbul’un müzik tarihinde kendinizi bulacağınız, günümüzde sokak veya mekânlara isimleri verilen sanatkârlarımızın farkına varacak ve müzik kültürümüzle bir kez daha gurur duyacaksınız.

Osmanlı Dönemi Türk Musikisi / Cinuçen Tanrıkorur / Dergâh Yayınları

Osmanlı musikisi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askeri, dini, klasik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanmış bir sanat olarak bir ucu Çin’e, bir ucu Fas’a kadar uzanan yirmi beş yüzyıllık Türk musikisinin yaklaşık beş yüz yıllık bir bölümünü teşkil eder. Türk musikisinden sınırlayıcı amaçla Osmanlı musikisi olarak bahsedilemeyeceği, bu tarifin tabii bir sonucudur. Ne var ki, Türk tarihinin en büyük devleti, dünya tarihinin de en uzun ömürlü devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorulğu, Türk ilim, sanat ve siyasetinin her dalında zirveye çıkıldığı altı yüz küsür yıllık bir tarih dilimi olması sebebiyle, Osmanlı medeniyetinin ayrılmaz bir parçası, daha doğrusu meyvesi olan Osmanlı musikisi, genel Türk musikisi içindeki mümtaz mevkiinde ayrı bir başlık altında incelenmeye bihakkın layıktır.

Batı Müziğinin Kısa Tarihi / Paul Griffiths / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Paul Griffiths, “Batı Müziğinin Kısa Tarihi”nde Batı müziğinin, bu müziğin büyük bestecilerinin, aynı zamanda da yorumcularının ve dinleyicilerinin, müziğin ne olduğuna ve ne için yapıldığına ilişkin düşüncelerinin aydınlatıcı öyküsünü sürükleyici bir dille aktarıyor. Müziğin yüzyıllar boyunca nasıl evrildiğini ve müziğin insanoğlunun zaman kavramında gökkubbe sonsuzluğundan bilgisayar mikrosaniyesine kadar olan gelişmeleri nasıl yansıttığını gösterirken, Batı müziğinin trubadurlardan Rönesans’a, Mozart, Beethoven, Bach’tan Chopin’e, Ravel’e, Şostakoviç’e, The Beatles ve Rolling Stones’a uzanan serüvenini anlatıyor. Teknik terimlerden olabildiğince kaçınılan ve müziğe yeni başlayanlarla öğrenciler için olduğu kadar, müzikseverler için de çekici bir giriş yapıtı oluşturan kitapta, müzikle ilgili birçok terimin yazar ve çevirmen tarafından tanımlandığı iki sözlüğe, ayrıca yirmi dört kısa bölümden her biri için okunması ve dinlenmesi önerilen kaynaklara yer veriliyor.

Müziğin Öyküsü / Howard Goodall / Pegasus Yayınları

Howard Goodall, müziğin kırk bin yıllık geçmişinde çıktığı renkli yolculukta sıkıcı biyografileri, kafa karıştırıcı ifadeleri ve yorucu terminolojiyi bir kenara bırakıyor. Bunun yerine okurlarına rehberlik edip müziğin öyküsündeki her adımı ve her fikri ortaya çıkış süreci içinde ele alarak armoni, notasyon, müzikal ve opera, orkestra, dans müziği, kayıt ve yayın teknolojileri gibi yeniliklerin özgün gücünü ortaya koyuyor. Goodall, müzikte neyin neden değiştiğine odaklanıyor: İnsan yapımı seslerde devrim yaratan keşifleri seçip çıkarıyor ve adı pek duyulmamış Pérotin’den devleşmiş Wagner’e kadar müzikte çığır açmış bestecilere sayfalarında hayat veriyor. Bir yandan da gam ne ifade eder, neden bazı akorlar kulağımızı tırmalar, savaş sonrası dönemin tüm pop şarkılarının ortak paydası nedir gibi müziğin ne olduğu ve nasıl işlediğine dair sorulara yeni bakış açıları getiren net yanıtlar veriyor. Müziğin öyküsü, aslında insanların buluş yapma, birbirleriyle etkileşime geçme, başkaldırma ve eğlenme güdülerinin öyküsüdür. 

Yeni Çıkanlar

Kültürün İktidarı / Ali Fuat Bilkan / İletişim Yayınları

İslâm siyaset teolojisinde kültürün ve kültürel iktidarın hakkıyla yorumlanması bize bugünkü pek çok güncel tartışmanın izlerini geriye doğru takip edebilme imkânı sunar. Ali Fuat Bilkan, “Kültürün İktidarı”nda ehvenişer bir karamsarlıkla İslâm siyaset teolojisinde iktidarın meşruluk kaynağına dair tartışmaların “nass” üzerinden kadiri mutlak kanun koyucuyla belirleyici bir nitelik kazandığı sürecin tahliline girişiyor. Bir yönüyle kültürel iktidarın iktidar mücadelesinde nasıl tarih-dışılaştırıldığını ortaya koyuyor. Kitap bugün “kültürel iktidar” diye adlandırılan mücadelenin İslâmî toplum tasarımında nereye ve nasıl konumlandırıldığını çeşitli kaynaklardan ve disiplinlerden faydalanarak gösterirken, İslâm coğrafyasındaki düşünsel durgunluğun sebeplerine dair bir tartışma da yürütüyor. “Birçoğu kendi döneminin siyasî ve kültürel şartları içerisinde kaleme alınmış İslâm siyaset düşüncesiyle ilgili metinlerin ait oldukları dönemin şartlarına göre değil de bütün zamanlar için geçerli birer nass gibi kabul edilerek pek çok olguda müracaat kaynağı olarak görülmesi, İslâm coğrafyasındaki düşünce durgunluğunun önemli sebeplerinden biridir.”

Kadın Romancılarımızla Mülakatlar / İbrahim Hoyi / Ötüken Neşriyat

İbrahim Hoyi, Türk kültür hayatının unutulmaya yüz tutmuş simalarından biridir. Çok yönlü bir kişiliğe sahip olan Hoyi özellikle gazeteci ve çevirmen kimlikleriyle ön plana çıkar. İngilizceye olan hakimiyeti ve mistik konulara olan tutkusu kendisine “Tagore mütercimi” sıfatını kazandıracaktır. Akşam, Cumhuriyet, Hürriyet, Son Posta, Tercüman, Yedigün gibi dönemin önde gelen gazete ve dergilerinin kültür sayfalarında yazılar kaleme alan Hoyi, yaptığı mülakatlarla da tanınırdı. Elinizdeki çalışmada Hoyi’nin kadın yazarlarla yaptığı söyleşiler yer almaktadır. Yapılan söyleşiler Güzide Sabri, Kerime Nadir, Leman Ahıskal, Mebrure Sami, Muazzez Tahsin, Mükerrem Kamil Su, Nezihe Muhiddin, Cahide Uçuk, Peride Celal gibi Türk edebiyatında kendine yer edinmiş isimlerin biyografilerine yönelik değerli katkılar içermektedir. Bu açıdan elinizdeki eserin kadın edebiyatçılarımızla ilgili çalışmalara değerli katkılar sunacağı inancındayız.

Dervişin Kulağı / Doğukan İşler / İthaki Yayınları

Doğukan İşler’den tüm kalem yontanlara, yonttuktan sonra kalemlerini tutup öpenlere ve yazmasa deli olacaklara ithaf edilmiş yeni bir öykü toplamı: “Dervişin Kulağı”. Çocuklar, kediler, dervişler, mezarından kalkıp gelenler, uçarken yağmura yakalananlar… İşler, düşlemini ustaca kâğıda dökmeye devam ediyor “Dervişin Kulağı”nda. Rüyalardan, hayallerden, kendi yazı evreninden; fantezi ve gerçekliğin katışıp ayrıştığı bir âlemden sesleniyor okura. Kanın doğru damarlarda aktığı, sulayacağı yeri kimselere danışmadan bulduğu; inleyen, sayıklayan, görünür görünmez hikâyeler anlatıyor. “Ben hızlandıkça ses yakınlaşıyor. Demek ki doğru yoldayım, diyorum kendime. Şeyhimin sesi bu duyduğum, amenna, ama ne diyor, ne anlatıyor, kime sesleniyor, ne söylüyor, onu anlamıyorum. Sese doğru yaklaştıkça da bir karaltının peyda olduğunu görüyorum az ilerimde. Bir taraftan koştur koştur ilerlerken, diğer taraftan da gözlerimi kısarak bakıyorum ki karaltıya, emin olayım, kimdir, hakikaten de şeyhim midir bu duyduğum, canım sultanım mıdır bu gördüğüm. (…) Tut kulaklarını, bırakma. Tut kulaklarını, bırakma. Tut kulaklarını…”

Kıvırcık Paşa / Sermet Muhtar Alus / Ötüken Neşriyat

Kıvırcık Paşa romanının Akşam gazetesinde tefrika edileceğine dair ilk işaret 4 Ekim 1931 tarihinde gazetenin birinci sayfasının sol alt köşesinde, üzerinde sadece Kıvırcık Paşa yazan bir çizimle verilmiştir. Sonraki nüshalarda romanın Sermet Muhtar tarafından kaleme alındığı “İstanbul’un eski hayatına ait bir roman” ifadesiyle duyurulur. Buna “Gayet meraklı ve eğlenceli millî roman” vurgusu da ilave edilir. 101 sayılık tefrika 11 Ekim 1931’de başlar ve 20 Ocak 1932’de sona erer. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra da Akşam Kitaphanesi tefrikayı kitaplaştırır. Gözden geçirilmiş, notlandırılmış elinizdeki baskı için söz konusu kitap esas alınmıştır. Hem tefrikada hem de kitapta yer alan çizimler Sermet Muhtar’a aittir. Kıvırcık Paşa, vaktizamanında popüler bir halk romanı vasfıyla okur karşısına çıkarılsa da bu eser, bir dönemi insanları, hadiseleri ve tabiatıyla aktaran bir kültür romanıdır. Eski kültür içerisinde yetişmiş, sahip olduğu medrese ve bürokrasi dilini, gündelik dilin içerisine taşırken mizaha malzeme olan karakterlerin çatışması Kıvırcık Paşa’nın yüklendiği mesajlardan biridir.

 

Önceki Yazı

Hazreti Hayâl, Ercan Yılmaz

Sonraki Yazı

Elly hakkında konuşalım mı?

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde