Emine Işınsu Öksüz

‘Milli Dertler’in Romancısı

18 dakikada okunur

Özcan ÜNLÜ

Annesi Halide Nusret Zorlutuna’nın izinden giden Emine Işınsu, şiir, hikaye, oyun ve romanları ile edebiyat tarihimizde yarına kalacak birkaç kadın yazarımız arasında yer alır. Onun eserlerinde Türk’ün bulunduğu coğrafyalardaki kıyımlar, ülkenin ideolojik kamplara bölündüğü dönemlerin ‘sancı’ları çarpıcı biçimde anlatılır.

“Işın kızım sana oyuncak diye,

Gökten yıldızları, deresim gelir.

Güneşleri verip sana hediye,

Baharı yoluna seresim gelir”

Dizelerinin muhatabı Emine Işınsu Öksüz, tıpkı, Türk edebiyatının “milli” damarında gümrah bir ırmak gibi akan annesi Halide Nusret Zorlutuna gibi yazmanın, konuşmanın, kavganın en çetin olduğu dönemlerde kendini var kıldı.

Zorlutuna’nın “Kızım Işınsu İçin” şiirinin girişinde yer alan bu dörtlüğü takip eden diğer mısralarda da biricik kızını göl, deniz, dere, gül, ay ışığı, hüzün, ışık, rüzgar gibi mecazlarla edebiyat dünyamıza armağan eden Halide Nusret de,

“Bir kum saatinde erimiş gibi,

Zaman parça, an parça parça.

Hangi zalim oktur delen bu kalbi?

Göğsümden dökülen kan parça parça.”

Gibi şah mısraların sahibidir.

Evde şiir konuşuluyordu

Emine Işınsu, 17 Mayıs 1938’de babasının Tümen Komutanı olarak görev yaptığı Kars’ta dünyaya gözlerini açtı. “Okçu” ve “Zorlutuna” soyadları ile “Mehlika” ve “Gönül Erdem” mahlaslarını kullandı. Yukarıda değinildiği gibi annesi milli edebiyat akımının mühim isimlerinden şair ve yazar Halide Nusret, babası ise Tümgeneral Aziz Vecihi Zorlutuna. Emine Işınsu’nun eşi de günümüzün çok kıymetli hocalarından Prof. Dr. İskender Öksüz. TED Ankara Koleji’nin ardından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Aynı anda farklı dallarda eğitim aldığı için o dönem henüz ne yapacağını karar veremez bir halde idi. Bir yanda felsefe, diğer yanda İngiliz dili, ardından hukuk… Teknik üniversite öğrencisi iken bir burs kazanarak ABD’ye gitti ve orada Sosyal Hizmetler Uzmanı kurslarına katıldı.

Daha çocuk yaştan itibaren sürekli edebiyat, şiir, roman ve memleket meseleleri konuşulan bir evde doğduğu için tabiri caizse kendisi de doğduğu evin şeklini aldı. Başka türlüsü de beklenemezdi. Babası asker olduğu için Sarıkamış, Şanlıurfa ve Karaman gibi ülkenin birçok bölgesinde bulundu. Mesela ilkokulu Sarıkamış ve Ankara’da, lise ve üniversiteyi Ankara’da okudu. Gittikleri yerde en fazla birkaç sene kalarak başka yerlere göç ettiler. Oraların kültürüyle, geleneğinden geldiği kültürü birleştirme konusunda çok başarılı çalışmalara imza attı.

17 yaşında ilk kitap

Aldığı eğitimler itibariyle hayat onu farklı bir mesleğe yönlendirecekken yazar oluverdi. İlk imzası TED Kolej’in dergisinde çıkan bir şiirinin altında yer aldı. İlginçtir, Emine Işınsu’nun ilk kitabı da henüz 17 yaşında iken (İki Nokta) yayımlandı.

Annesinin izinden gidiyordu. Şiirler yazıyordu ama aklında memleket meselelerimizi anlatan, Türk’ün bulunduğu coğrafyalardaki kıyımları dile getiren, ülkenin ideolojik kamplara bölündüğü dönemlerin ‘sancı’larını anlatan romanlar yazmak vardı. Köklerine ve kültürlerine yabancılaşan insanımızı çok etkileyici biçimde kaleme aldı. Türk milletinin ortaya çıktığı günden itibaren yaşadığı ‘varlık mücadelesi’ onun tezini oluşturdu. Ezilen kadınlar, Türklerin yaşadığı mezalimler ve Türkiye’nin sancıları kaleminden damladı.

İlk romanı “Küçük Dünya” çıktığında edebiyat dünyasında büyük beğeni topladı ve hemen ödüle (Kültür ve Turizm Bakanlığı Sanat Armağanı, 1966) uzandı. Herkes onun çok iyi bir avukat olarak efsane davalara imza atmasını beklerken o annesi Halide Nusret’in “Ayşe” adıyla çıkardığı kadın dergisinde yoğunlaştırdı mesaisini. Ardından 1970’li yıllara damga vuran “Töre” dergisini 10 yıl boyunca çıkardı. Bu dergi ile özellikle milliyetçi gençliğin fikir, edebiyat ve sanat konusundaki bakış açılarına yön vermeyi başardı. Töre, bugün de ilgiyle aranan bir arşiv yayını olarak gücünü korumaktadır.

‘Küçük Dünya’larımız…

Emine Işınsu sadece adını zikrettiğimiz dergilerde değil “Kadın”, “Hisar”, Türk Edeiyatı” dergileri ile “Yeni İstanbul” ve “Sabah” gazetesinde kaleme aldığı yazılarla da çok okunan yazarlar arasında yer aldı.

“Küçük Dünya” isimli ödüllü ilk romanı sanat çevrelerinde de ilgi çekti ve ünlü yönetmen Osman Sınav tarafından televizyon dizisi olarak çekildi. Yayınlandığında TRT’nin en çok sevilen dizileri arasına girdi.

Emine Işınsu, kendini ‘yerli’ ve ‘milli’ gören bir yazardı. 1970’li yılların tozlu-topraklı günlerinde, toplumun üçe bölündüğü dönemlerde özellikle gençliğe sabır ve hikmet aşısı zerketmesi dolayısıyla kıymetlidir. Herkesin sokaklara çıkıp ötekine zarar vermek için kıyasıya yarıştığı bir dönemde o gençlere kendi kodlarına dönmesi konusunda uyarılarda bulundu. Özellikle “Sancı” romanı bu anlamda büyük bir görev üstlenmiştir. “Azap Toprakları”, “Ak Topraklar” (Türk Edebiyatı Cemiyeti Malazgirt Roman Armağanı, 1971) da öyle…

Onun derdi sadece ideolojik kamplara bölünmüş olan fertlerle ilgilenmek değildi. Bu ayrışmayı körükleyen -hatta başat rol üstlenen- aydınlarla açık ve gizli mücadele ediyordu. TRT’nin, “aydınlarla alay edildiği” gerekçesiyle “Atlı Karınca” isimli eserine sansür getirmesinin sebebi de bu idi.

Ödüllü eserler

“Bir Yürek Satıldı” (1967, bu eseriyle TRT Radyo Oyunları Yarışması Dram Dalı Birinciliği, 1969 kazandı), “Bir Milyon İğne” (1967) ve “Adsız Kahramanlar” (1975) oyunları da en az romanları kadar dikkat çekti. “Bir Yürek Satıldı” eseri aynı zamanda TRT’de radyofonik oyun olarak yayınlandı ve “Küçük Dünya” gibi televizyon dizisi oldu (1988).

Emine Işınsu’nun mutlaka okunması gereken romanları arasında yer alan “Cambaz”, Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü’ne (1982) uzandı.

Yazar, başka eserleriyle başkaca ödüllere de uzanmıştır…

Merak edenler için bir not düşmekte fayda var: Emine Işınsu Öksüz için 20 Aralık 2003’te düzenlenen “Emine Işınsu’yla 65 Yıl-Roman ve Fikir” başlıklı sempozyum ile Ihlamur Dergisi’nin çıkardığı “Emine Işınsu Armağanı” isimli kitap, kıymeti bilinmemiş veya dar bir çevrede takdir görmüş yazarımızı bütün yönleriyle ele alan iki önemli arşiv faaliyetidir.

Emine Işınsu, ODTÜ yıllarında tanıştığı İskender Öksüz ile evlendikten sonra da yazmayı sürdürdü. Öyle ki, bu mutlu evlilik onlara 3 evlat bağışladı. Bu üç eseri de aldıkları eğitim ve terbiye ile yetiştirdiler. Öksüz çifti, Türkiye’nin yakın tarihinin aynası gibi. Aynı kavgalarda bulundular, aynı olaylara öfkelendiler, aynı şekilde sevinip üzüldüler. Fakat garip bir durum var: Emine Işınsu, bugün tiraj rekorları kıran popüler yazarların bir kısmı gibi yapsaydı, konuşsaydı ve davransaydı bugün daha farklı bir konumda olabilirdi. İddia ile belirtmek isteriz ki, bugün yazdıklarını roman diyerek piyasaya süren birçok yazarın toplam kalitesinden daha yüksek seviyede eserler vermiştir. Fakat buna rağmen az tanınıyor, biliniyor olması yürek dağlayıcıdır.

Tasavvufa yöneldi

Prof. Dr. Gürsel Aytaç, Emine Işınsu’nu en iyi anlayan isimler arasındadır. Onun “Cambaz” isimli eseriyle ilgili kaleme aldığı şu notlar önemlidir:

“1970’lerin Türkiye’si, çalkantılı, huzursuz ve çok karmaşık görünümüyle romancılar için herhalde özellikle verimli bir konu kaynağıdır. O yılların siyasal panoramasını insanların özel hayatlarında odaklandırarak yansıtmayı deneyen bir dizi roman ve hikâye yayımlandı. Bir edebiyat tarihçisi için bunların arasında bulunan Emine Işınsu’nun ‘Canbaz’ı, Füruzan’ın ‘47’liler’i ile bir arada anılacak bir roman. Ayni konuyu (öğrenci hareketleri, 1970’lerin siyasal bunalımı) karşıt açılardan işleyen bu iki romanı karşılaştırmalı bir incelemeden geçirmek, edebiyat bilimcileri için ilginç bir araştırma olabilir. (…)”

Milli duyguları kaleme aldığı eserleriyle gönüllerde taht kuran, son dönemlerinde tasavvufi derinliği olan (Yunus Emre, Niyazi Mısra, Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli) kitaplar kaleme alan Emine Işınsu Öksüz, 17 Mayıs 1938 tarihinde dünyaya gelmişti. Yine bir bahar ayında, hem de aynı ayda, 5 Mayıs 2021 tarihinde ebedi aleme göç etti. Çok sevdiği Hacı Bayram Camii’ndeki cenaze namazının ardından Ankara Gölbaşı’nda ebediyete uğurlandı.

BUGÜNDEN YARINA KALACAK

“Bugünkü edebiyatımızda bir Işınsu vâkıası vardır. Günümüzdeki Türk romanını, onun ismini anmadan değerlendirmek mümkün değildir. Bugünden yarına kalacak birkaç isimden bir de şüphesiz Emine Işınsu’dur. (…) Küçük Dünya’dan itibaren devamlı bir gelişme gösteren Işınsu, bilhassa roman tekniği ve tipleştirme açılarından günümüz romanında ilk isim sayılmak gerekir. Roman tekniği, belki bir başka ifade ile kompozisyon, Işınsu’da mükemmeldir. Olaylar kusursuz bir şekilde sıralanır ve sonuca ulaştırılır. Işınsu bir gerilim romancısıdır ve okuyucunun merak duygusunu elinde tutar. Kronolojinin dışına çıkış, bilhassa Cambaz’da tatbik edilen geriye dönüş tekniği gerilimi aksatmaz, bilâkis daha canlı hâle getirir. Işınsu’nun tipleri, roman yapraklarında sayfa sayfa canlanır. Roman ilerledikçe; ruh yapıları, davranışları ve konuşmalarıyla âdeta öteden beri tanıdığımız canlı insanlarla kendinizi yan yana bulursunuz.” (Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun)

ESERLERİ 

Roman

Küçük Dünya (1966)

Azap Toprakları (1970)

Ak Topraklar (1971)

Tutsak (1973)

Sancı (1974)

Çiçekler Büyür (1978)

Cambaz (1982)

Kaf Dağı’nın Ardında (1988)

Alpaslan (1990)

Atlı Karınca (1990)

Cumhuriyet Türküsü (1993)

Nisan Yağmuru (1997)

Havva (1999)

Bir Ben Vardır Bende

Benden İçeri (2003)

Bukağı (2004)

Hacı Bayram (2005)

Hacı Bektaş Veli (2008)

Hacı Bayram (2005)

Bir Aile (2013)

Şiir

İki Nokta (1965)

Oyun

Bir Yürek Satıldı (1967)

Bir Milyon İğne (1967)

Ne Mutlu Türküm Diyene (1969)

Adsız Kahramanlar (1975)

Diğer Eserleri

Bir Gece Yıldızlarla (Hikâyeler- 1991)

Dost Diye Diye (Deneme-1995)

Kendimden Kendime (Monografi, 2020)

Önceki Yazı

“Tahsin Paşa Gibi Yaşamıyorum”

Sonraki Yazı

Yaşam Büyük Ortak Bir Hikâyedir

Son Yazılar

Filistin İçin Bir Akademi

Filistin insanlığın tarihi kadar derin. Eriha şehrini ziyaretimiz sırasında en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu öğrenmiş