Müzik yolculuğum “Assolist”in notalarında yaşıyor

21 dakikada okunur

Opera ile başlayan müzik yaşamına Türk Sanat Müziği eserleri ile devam eden Efruze “Assolist” adlı proje albümünün ikincisi “Assolist II Meşk-i Müren”i müzikseverlerle buluşturdu. Zeki Müren’in birbirinden kıymetli eserlerini yeniden yorumlayan Efruze, “Tüm eğitimim, sahnede hayat verdiğim roller, yaptığım konserler Assolist’in tüm notalarında yaşıyor. Albümde eserlerin orjinaline sadık kalarak çaldığım enstrümanları, oynadığım operaları, müzikalleri, bir ressamın paletindeki yüzlerce renk gibi bu albümdeki şarkıların düzenlemelerine ve yorumuma ilave ettim. Gerçek bir sanatçının eserlerini yorumladığım için kendimi şanslı hissediyorum.” şeklinde konuşuyor.

Sanat Güneşi Zeki Müren’in eserlerini seslendirdiği Assolist II Meşk-i Müren adlı albümünü dinleyicileriyle buluşturan Efruze, albümün detayları ve müzik yaşamını Litros Sanat okuyucuları için anlattı. Daha önce çıkardığı Assolist adlı çalışmasında Yeşilçam’a esin kaynağı olan ve herkesin sevdiği Türk Sanat Müziği eserlerini seslendiren Efruze, yeni nesile bu müziği sevdirmek amacıyla yola çıktığını söylüyor. “Zeki Müren’in yazdığı ve söylediği şarkıları, kendi sesim ile bir kez daha yad etmek ve genç kuşaklarla paylaşmak istedim” diyen sevilen sanatçı albümde konservatuvardan Devlet Operası’na, oynadığı tüm müzikal ve operaların renk, ses ve teknik zenginliklerini Türk Sanat Müziği ile birleştiriyor. Albümde dillere pelesenk olan; “Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun”, “Bir Demet Ya­semen”, “Manolyam”, “Şimdi Uzaklardasın”, “Bahçevan”, “Berduş”, “Ömrüm Senin Olsun”, “Ey Büt-i Nev Eda”, “Yıl­dızların Altında” adlı eserleri seslendiren Efruze, sade ve tertermiz yorumuyla dikkatleri çekiyor.

“Assolist” ilk albümünüz. Şimdi de “As­solist II Meşk-i Müren” albümüz dinleyici ile buluştu. Assolist albümlerinin çıkış noktası ne oldu?
Assolist’in hikayesi bana hediye edilen bir Nesrin Sipahi Cd’si ile başlıyor. İstanbul Operası’nda solistlik yaptığım dönemde dinlemeye başladığım bu güzel şarkılar artık hayatım oldu. Kendisinin güçlü ve tertemiz şarkı söylemesinden o kadar etkilendim ki bu şarkıları ben de söylemeliyim dedim kendi kendime. Türk Sanat Müziği tutkum o kararla başladı. Sonrasında bu tutku harika bir proje doğurdu ve bu proje dahilinde birçok konser yaptık. Konserler ve şarkılar çok keyif aldığım ve hep söylemek istediğim bir hal alınca albüm yapmaya karar verdim. Böylece yeşilçam şarkılarının ağırlıkta olduğu Assolist albümü doğdu. Albümün isim babası Samsun Demir idi. Albüm kendisine gittiğinde ismi yoktu. Sesimi, yorumumu, eğitimimi bir araya getirince bu isim bu albüme çok yakışır dedi ve öyle de oldu bence. İkinci albüm çok yeni olduğu için şu an üçüncü çalışmayı düşünmek yerine tadını çıkarma zamanı.

Assolist kelimesinin sizdeki karşılığı nedir?
Uzunca bir süre operada solistlik yaptığım için hep içinde olduğum bir kavram. Bendeki karşılığı bu albümün tüm notalarında duyuluyor diye düşünüyorum. Tüm eğitimim, sahnede hayat verdiğim roller, yaptığım konserler Assolist’in tüm notalarında yaşıyor.

Yeni nesil assolist olarak sizi lanse edenler var… Bu konuda ne düşünüyor sunuz?
Evet bu şekilde birçok haber çıktı. İlk albümü dinleyen, köşe yazarları ve müzik eleştirmenlerinin güzel bir yakıştırması oldu. Ben de çok beğendiğim için teşekkür borçluyum hepsine.

Türk Sanat Müziği’ne ilginiz ne zamandır var? Çünkü eğitiminiz başka bir alanda.
Ailem çok müzik dinlerdi ve evimizde hep o zamanın en değerli sanatçıları olurdu çoğunlukla da Türk Sanat Müziği dinlenirdi ve tabii en vazgeçilmezleri Zeki Müren idi. Daha o yaşlarda bile ayna karşısına geçip elimde fırçadan bozma mikrofonumla onu taklit ederdim.

Zeki Müren’in eserlerini icra etmek kolay olmadı

Albümünüz de Zeki Müren’den dinlediğimiz eserlerden oluşuyor…
İlk albüm Assolist pandemi döneminde çıktı. Bu dönem biz sanatçılar için gerçekten çok zordu. Ürettiğim eserleri seyirci ile buluşturamamak da bu süreci en zor kılan noktaydı. Bu dönemde benim için en büyük kazanım menajerlik şirketim olan Pasion Turca ile yolumun kesişmesi oldu. Bu güzel buluşma çok güzel bir ekip ile çalışma fırsatı verdi. Pasion Turca’nın CEO’su Sinan Ufuk Nergis ile ikinci albümü planlarken Zeki Müren şarkıları yapma fikri doğdu. Ben de tüm kalbimle ve benliğimle en layıkıyla icra etmeye çalıştım. Albümde de Zeki Müren’in bestelediği eserlere daha çok ağırlık vermek istedim.

Zeki Müren, çok kıymetli bir isim. Onun şarkılarını seslendirirken bir tereddüt yaşadınız mı?
Zeki Müren, dünya standartlarında şarkı söyleyen bir ikon. Tabii bu kadar büyük bir sanatçının eserlerini icra etmek hiç kolay olmadı. Şarkıcı olarak çok üstün bir yoruma sahip olduğu için eserlerini yorumlamak benim için çok uzun bir çalışma maratonu demekti. Gerçek bir sanatçının eserlerini bu albümde yorumladığım için kendimi çok şanslı buluyorum. Tüm eserleri kalbimdeki Zeki Müren sevgisi ile donattığım için sanırım çok güzel yorumlar alıyorum albüm ile ilgili.

Peki şarkılar üzerinde nasıl bir düzenleme yaptınız?
Klasik müzik kökenli bir sanatçı olduğum için bize konservatuarda ilk öğretilen notalara sadık kalmaktı. İcracı olarak tüm eğitim hayatımız boyunca öğrendiğimiz teknik ve sanatsal birikimleri yorumlarımıza aktarmayı öğrendik. Meşk-i Müren de de eserilerin orjinaline sadık kalarak çaldığım enstrümanları, oynadığım operaları, müzikalleri, bir ressamın paletindeki yüzlerce renk gibi bu albümdeki şarkıların düzenlemelerine ve yorumuma ilave ettim.

Dönüşler nasıl?
Ben bir yorumcu olarak eserleri benliğimde barınan tüm renkleri katarak seslendirdiğim için dinleyenlerimden hep çok güzel dönüşler aldım. Benim için çok mutluluk verici tabiki.

Müziklerde insanlar gibi birbirine benzemeye başladı

İlk klip “Manolyam” adlı parçaya geldi. Güzel de bir klip olmuş. Hikâyesini sizden dinleyelim. Hayal ettiğiniz gibi bir çalışma mı oldu?
Albümdeki tüm eserlerin kayıtları bittikten sonra tüm ekipçe “Manolyam” ilk çıkış şarkısı olarak belirledik. Aklımda hep hayalle gerçeğin buluştuğu bir klip vardı. Manolya çiçeği en hayran olduğum çiçek, ağacı da en sevdiğim ağaçlardandır. Bahçemde de kocaman bir Manolya ağacı var. Albüm kayıt aşamasında o ağaca bakıp bu klip ile ilgili çok hayaller kurdum. Bu hayallerin sonucunda ortaya bu güzel klip çıktı. Hayatımın uzunca süresi opera sahnesinde geçtiği için hep aklımda masalsı şiirsel bir klip vardı. Çok yakın arkadaşım İstanbul Operası Dekor ve Kostüm Tasarımcısı Gülden Sayıl ile ormanda yürürken rüyalar aleminde beyaz atımla buluşacağımız bir klip hayal ettik. Tüm klibi anlatmayayım biraz da sürprizi kalsın.

Bu eserleri söylerken siz ne hissediyorsunuz? Müzik çok güzel, sözler çok anlamlı… Şimdi böyle eserler ne yazık ki müzik piyasasında çok az… Neler söylemek istersiniz?
Bu albümü yapmaya karar verdikten sonra açıkçası en zor süreç şarkı seçimiydi. Üç yüz elliye yakın birbirinden güzel ve değerli eser arasından seçim yapmak çok vakit alan bir o kadar da keyifli bir süreçti. Bu süreçte Zeki Müren’in bütün bestelerini dinleme şansım oldu. Tüm şarkılarında, yazdığı notalarda sanki yaşadığı dönemi hayalimde tekrar yaşadım. Günümüz insanı yani bizler hepimiz birbirimize benziyoruz desem yeridir. O yüzden de müzik bu şartlarda aynı benzerlikler ile üretiliyor. Günümüz toplum yapısı hızlı tüketimin üzerine kurulu olduğu için yapılan müziklerde çok hızlı üretilip hemen tüketilip değerini yitiriyor. Değerli bir eserin oluşabilmesi için zaman ve üzerine eklenecek bolca emek gerekli. İşte o zaman bizim yaptığımız müziğin değeri kat ve kat artıyor.

Piyano benim yoldaşım ve öğretmenim

Opera Bölümü mezunuymuşsunuz… Müzik yolculuğunuz nasıl başladı?
Müziğe çok küçük yaşlarda başladım. İlk çaldığım enstrüman piyanoydu. Sonrasında İstanbul’un en önemli müzik okullarından biri olan Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi’ne girdim ve orada viyola eğitimi almaya başladım. Yaylı sazlar çalmamın Türk Sanat Müziği söylemem de etkisi çok büyüktür. Devamında hayatımın en keyifli yıllarının geçtiği İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na girdim. Burada okurken aynı zamanda İstanbul Operası’nda çalışmaya başladım. Önceleri sahne üstünde başladığım küçük roller sonrasında başrollere dönüştü. Uzun yıllar solist sanatçılık yaptığım kurumda opera, müzikal ve operetlerde yer aldım.

Ajda Pekkan ile de çalışmışsınız bir dönem. O süreç nasıl gelişti? Sizin müziğinize ne kattı?
Konservatuar yıllarımda iki sene aynı sahneyi paylaştık. Çok keyifli ve o zamanlar öğrenci olan benim için çok öğreticiydi. Ajda Pekkan sahnesi bir okul gibidir. Kendisinin sahne enerjisi, fikirleri sahne duruşu, kostümleri ve tüm showlarıyla gerçek bir süper star.

Peki şu anda piyano hayatınızın neresinde?
Piyano hayatımın her anında özellikle de müzik yolculuğumda benim yoldaşım, öğretmenim oldu diyebilirim. Hangi tür müziği yaparsanız yapın onsuz bir müzik inşa etmek zordur. Bu yüzden çok temel bir enstrümandır. Bende her eserde çalışırken en çok piyano ile çalışırım. Şarkı söylemek kadar hayatımın her anında var diyebilirim.

Opera hayatımda olmaya devam edecek

Bundan sonraki süreçte opera ile ilgili bir planınız var mı?
Şarkı söylemek benim için büyük bir tutku. Operada bu tutkunun en üst sıralarında diyebilirim. Ama maalesef İstanbul’da sadece İstanbul Opera ve Balesi’ne bağlı olarak bu işi yapabildiğiniz ve bu kurumda çalışmak için devletin kadro vermesini beklemek gerektiğinden 12 sene bekleyip bu süre zarfında birçok opera, müzikal ve operetlerde başroller oynayıp sonrasında üzülerek bırakmak zorunda kaldım. Ama opera hayatımın her anında var şu anda çok başarılı ve tutkulu öğrenciler yetiştiriyorum.

Müzik yolculuğunuz nasıl devam eder? Var mı bir hayaliniz bu sektörde?
Assolist albümlerine başladığım ilk günden beri ilk hedefim dünya konserleri. Akabinde dünyanın her notasında kendi müziğimi tanıtmak. O yolda ilerliyorum ilk günden beri.

Efruze’nin müzik yolculuğu…

Müzik hayatına piyano çalarak başlayan Efruze, Güzel Sanatlar Lisesi Müzik bölümü Piyano ve Viyola bölümünde eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera Bölümü’ne girerek yüksek dereceyle mezun oldu. Henüz konservatuvar öğrencisiyken, “Saraydan Kız Kaçırma Operası”nda ilk başrolü olan Blonde’yi oynadı. Cemal Reşit Rey Konser Salonu solisti olarak “Deli Dolu Operet”nde Marlene, “Aşk-ı Memnu Operası”nda Bihter, “Kuva-i Milliye Operası”nda Nilüfer rollerini oynadı. Ayrıca üniversite yıllarında iki sene Ajda Pekkan’a back vokal yaptı. Mine Mucur’un bestelediği “Sevmek Zamanı” isimli şarkı ile 1996 yılında Eurovision Türkiye finallerine katıldı. Çocukluğunda başladığı reklam oyunculuğuna bir süre dizilerde devam etti. Konservatuvardan mezun olduktan sonra Köln Konservatuvarı’nda Alman repertuvarı üzerine çalışmalar yapan Efruze, aynı yıl İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin solistlik sınavını kazanarak sırasıyla, “Hanım Olan Hizmetçi Operası”nda Serpina, “Madam Butterfly Operası”nda Kate, “Sihirli Flüt Operası”nda Papagena, “Ali Baba Kırk Haramiler Operası”nda Nurcihan, “Oz Büyücüsü Müzikali”nde Doroti, “West Side Müzikali”nde Maria, “La Rondine Operası”nda Lisette rollerini oynadı. Üç sezon boyunca Carmina Burana eserinde soprano partisini seslendirdi. Efruze uzun süren müzik yaşamından sonra klasik şarkılardan oluşan ve nesilden nesile aktarılacak ilk albümü “Assolist”i yayınlandı. Türk Sanat Müziği’ne olan tutkusundan dolayı bu proje albümlerine devam eden sanatçı şimdi de “Assolist II Meşk-i Müren” adlı çalışmasıyla dinleyicilerini selamlıyor.

Önceki Yazı

Tiyatroda emeklilik olmaz!

Sonraki Yazı

Bir tebliğ hareketiydi

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım