Oyunculuğu basamak olarak kullanıyorlar

/
16 dakikada okunur

Tiyatro ve dublaj sanatçısı Özlem Çakar Yalçınkaya: “Son yıllarda genç oyuncu arkadaşlarımızın tiyatrodan ziyade popüler olmak gibi bir dertleri var. Oyunculuğu basa­mak olarak kullanıyorlar.”

Günümüzde oyunculuk, kimileri için dizilerde oynayıp kısa yoldan şöhreti elde etmek düşüncesine hizmet eden bir iş kolu. Ancak oyunculuk mesleğini şöhret olmak düşüncesiyle yapmayan, sahnede olmayı önemseyip oyunculuğun er meydanı olduğu düşüncesine vakıf çokça sanatçımız bulunuyor. Bu isimlerden birisi de, şimdilerde Kızılcık Şerbeti dizisinde oynadığı Sevilay karakteriyle seyirci karşısına çıkan sanatçı Özlem Çakar Yalçınkaya. Otuz yılı aşkın bir süredir sanat hayatını sürdüren tiyatro ve dublaj sanatçısı Özlem Çakar Yalçınkaya “oyunculuğun sanatsal değil, popüler yönüne odaklanılıyor” eleştirileri hakkında, “Maalesef son yıllarda bazı genç oyuncu arkadaşlarımızın tiyatrodan ziyade popüler olmak gibi bir dertleri var. Oyunculuğu sanki bir takım şeyler için basamak olarak kullanıyorlar gibi düşünüyorum. Güzel kız, yakışıklı erkek, orada burada birkaç kurs alıp hemen dizilerle ünlü olma sevdası var. Bu duyguda olanları gördüğüm zaman üzülüyorum çünkü oyunculuk böyle bir şey değil.” ifadelerini kullanıyor.

Oyunculuk alanında bir kariyer yapmak hep hayaliniz miydi, konservatuvar okumaya karar verme süreciniz nasıl gelişti?

Oyunculuk gerçekten hayalimdi özellikle ortaokul yıllarımdan beri. Ankaralıyım ben, o zamanlarda sadece Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi vardı. Ben ikisine de girmek istemiyordum. Daha hem dünyayla bağlantı kurabileceğim şekilde İngilizce’ye önem veren bir okulun tiyatro bölümü olsun istiyordum hem de başka ülkelerden hocalar getirebilen, başka kültürlerle entegre olabileceğimiz bir eğitim olsun istiyordum. Bilkent Üniversitesi’nin Tiyatro Bölümü 1988 yılında kuruldu, ben ilk mezunuyum. Ama ben üniversite sınavına 1986 yılında girdim ve Ankara Üniversitesi’nin Radyo Televizyon Bölümü’nü kazandım. İki sene orada okuduktan sonra Bilkent Üniversitesi’nin Tiyatro Bölümü açılınca – bakın bu anne-babanın desteği adına çok güzel bir hikayedir – babam beni, ben tatildeyken Bilkent’in tiyatro bölümü giriş sınavlarına kaydettirmiş. Apar topar tatilden Ankara’ya döndüm, o zamanlar Devlet Tiyatrosu’nda rol alan arkadaşlarım sağ olsunlar beni çalıştırdılar. Bunlardan bir tanesi Hakan Vanlı, bir diğeri ise halen Devlet Tiyatrosu’nda oyuncu olan Pervin Ünalp’dir. Okulu tam burslu kazanıp birincilikle mezun oldum. Bu meslek benim hayalimdi ve hayalimi de ailem gerçekleştirdi diyebilirim. Daha sonra da reji masterımı bitirip, 3 sene Cüneyt Gökçer’ in asistanlığını yaptım. 

Tiyatro, oyunculuğun er meydanıdır

Ki siz aynı zamanda sahnede yer alan oyunculardansınız. Haldun Dormen, Tomris Oğuzalp, Hakan Altıner gibi pek çok isimle beraber rol aldınız… Tiyatronun sizdeki yerini nasıl anlatırsınız?

Tiyatro benim ilk göz ağrım ve olmazsa olmazım. Her ne kadar son birkaç yıldır yapamıyor olsam da… Benim için oyunculuğun gösterildiği yer tiyatrodur, bu net. Tiyatro, oyunculuğun er meydanıdır. Benim için bu böyle. 

Profesyonel olarak tiyatroya, okuldan mezun olduktan sonra Ankara’da başladım. O zamanlar Ali Hürol Tiyatrosu vardı, orada Cüneyt Hoca’nın yönettiği bir oyunda sahne aldım. Üç yıl kadar Ankara Sanat Tiyatrosu’nda çalıştım ondan sonra da İstanbul’a geldim ve Hakan Altıner’in tiyatrosunda devam ettim uzunca bir süre. Çok iyi, duayen sanatçılarla çalıştım, tiyatroda usta-çırak ilişkisi çok önemlidir. Okullu olun veya olmayın çok şey öğrenirsiniz. O tecrübe bambaşka bir şey çünkü; sahnede karşılıklı oynamak, bazı durumlardan nasıl kurtulunabileceğini sahnede bizzat yaşayarak görmek… 

Peki sahnedeki Özlem’i nasıl tanımlarsınız?

Sahnedeki Özlem çok mutlu bir Özlem. Tabii ki o anda sahnede olmanın getirdiği bir heyecan, bir mutluluk ve güzel bir endişe, tetikte olma durumu çok güzel bir duygu. Çok açık söylüyorum tiyatro gözbebeğim, tabii ki televizyon, sinema ve dublaj da bizim işimiz.

Genç oyuncularda dizilerle ünlü olma sevdası var

Yeni nesil genç oyuncuların tiyatroya olan ilgilerini ve çalışmalarını nasıl yorumlarsınız peki? Oyunculuğun sanatsal değil, popüler yönüne odaklanılıyor eleştirisine katılır mısınız?

Evet, maalesef son yıllarda bazı genç oyuncu arkadaşlarımızın tiyatrodan ziyade popüler olmak gibi bir dertleri var. Oyunculuğu sanki birtakım şeyler için basamak olarak kullanıyorlar gibi düşünüyorum ben. Güzel kız, yakışıklı erkek, orada burada birkaç kurs alıp hemen dizilerle ünlü olma sevdası var. Bu duyguda olanları gördüğüm zaman üzülüyorum çünkü oyunculuk böyle bir şey değil. Oyunculuk; çok kompakt bir şey, evet hayatınızı bununla var etmeyebilirsiniz tabii ki. Sonuçta oyunculuk da, bankacılık ve tezgahtarlık gibi bir meslek ama yeteneğe dayalı… Her ne kadar toplumda herkesin yapabileceği gibi bir algı varsa da; herkesin yapamayacağı, yeteneği ve gerçekten bu işe sevdalı olanların yapacağı bir meslek. 

Oyunculuğun popüler yönüne odaklanılıyor eleştirisine de kesinlikle katılırım. Sanılıyor ki; kurs alırım, beni keşfederler zaten çok güzelim hemen bir başrol verirler, dünyanın parasını kazanırım, çok ünlü olurum falan. Bir meslekte iyi olmak zaten yılları alan bir şey. Ben 1992’den beri profesyonel oyunculuk yapıyorum. Halen oldum demem, diyemem yani. Bunu zaten oyunculuğa gerçekten gönül vermiş bir insan da söylemez. Hiçbir zaman tamam artık ben oldum diyemezsiniz oyunculukta. Her rol size başka bir zorluk getirir, özellikle tiyatrodan bahsediyorum. Dolayısıyla farklı şeyleri araştırmanız ve öğrenmeniz gerekebilir. Ki bu kendinizi geliştirmeniz açısından da çok şahane bir şey aslında. Diyeceğim o ki; evet popülerlik tabii ki getirir ama izleyiciler de tiyatro oyuncularını ve sadece televizyonda oynayan oyuncuları ayırt ediyorlar, bunu görebiliyorum.

  Tiyatroda  oynamayı seviyorum

Oynadığı hemen hemen her iş akıllarda yer edinme başarısını yakalamış nadir isimlerdensiniz. Bu özellikle dikkat ettiğiniz, önem verdiğiniz bir durum mu?

İşimi seviyor, saygı duyuyor ve önemsiyorum, en iyisini yapmaya ve bilmediğim şeyler olduğunda öğrenmeye çalışıyorum. Mümkün mertebe farklı rolleri oynamaya çalışıyorum ki hep aynı şey üzerime yapışmasın istiyorum. Ama maalesef oyunculara belli bir tip biçiliyor ve böyle roller gelebiliyor zaman zaman. Ama bu farklı rolleri tiyatroda oynamayı seviyorum, ekranda genelde komik, tatlış, sempatik kişileri oynadım. Umuyorum günün birinde kötü, daha farklı şeyler sunabileceğim roller gelir. Tiyatroda farklı roller oynama ihtimali daha yüksektir ve bu, oyuncuyu da geliştiren bir şeydir. Güzel roller oynadım şimdiye kadar, memnunum.

Farklı roller oynamaya çalışıyorum 

Projeler geldikçe bir de rollerin tekrar etme durumu var. Siz bunu da çok güzel dengede tutan, her zaman farklı rollerle seyirci karşısına çıkan bir sanatçısınız. Ama bir de belirli rollerin oyuncularla özdeşleşmesi durumu var ve bu durum kimi zaman tekrara düşürebiliyor. Bu durum hakkında ne söylemek istersiniz?

Size tipinize ve tarzınıza göre bir rol biçiyorlar ama gerçek anlamda oyuncu çok farklı roller oynayabilir, oynayabilmeli. Gerekirse köylü bir kadını, gerekirse bir salon kadınını oynayacak çünkü ben karakter oyuncusuyum, her şeyi oynarım ama ister istemez kalıplaşmış roller oluyor. Zaman zaman benim de tekrara düştüğüm olmuştur. Farklı rolleri oynamaya çalışıyorum gelen teklifler ölçüsünde, buna dikkat etmeye çalışıyorum.

Seslendirme / dublaj çalışmalarınız da mevcut. Sadece sesle oynamak eylemini, kendi içinizde nasıl tanımlarsınız?

Dublaj çok sevdiğim bir alan, orada da sesinizle oynuyorsunuz yüzünüz görünmüyor. Tabii reklam filmi dublajlarında daha farklı farklı şeyler de yapabiliyoruz. Uzun yıllar çizgi film ve animasyon konuştum, özellikle Nickelodeon’un Türkiye’ye geldiği ilk yıllarda… O da çok keyifli bir şey, çizgi film karakterlerini konuşmak çok eğlenceli, insanın ruhuna iyi geliyor. 

Bir karakter için dublaj yapıldığı zaman, “O rolü oynayan aslında, karaktere sesini verendir” yorumları da sıklıkla yapılıyor dublaj sanatı için. İşin içerisinde bir isim olarak; siz bu yoruma katılır mısınız?

Bu çok kritik bir soru. Şöyle ki; oyuncu zaten sesli çekim olmasa – sonradan dublaj yapmak gerekse – bile kendisini konuşur. Oyuncu kendisini konuşmak ister, çok ekstra bir durum yoksa başka bir oyuncunun sesini istemez. Ama oyuncu olmayan insanların oynadıkları karakterleri oyuncular, konuşarak adam etmiştir. Çünkü hatırlayacaksanız bir dönem, 2000’lerin başında mankenler dizilerde rol alırlardı, sesli de çekilmiyordu ve dublaj yapılıyordu. Ben de çok manken konuştum. Hakikaten, “Aa ne güzel oynamış” dediler ama oynayan esas bendim sesimle. Oynadığı karaktere uygun, doğru biçimde seslendirdiğinizde hakikaten oynamış gibi görünüyor o kişi.

Seyirci sizi iki sezondur “Kızılcık Şerbeti” dizisinde Sevilay karakteriyle seyrediyor. Proje hem reytinglerde hem de sosyal medyada en çok ses getiren işlerden biri oldu. Peki sizce “Kızılcık Şerbeti”nin seyirciden bu denli ilgi görmesindeki asıl sebep ne?

Evet gerçekten çok iyi reyting yapan ve ilgi gören bir iş oldu Kızılcık Şerbeti. İlk sezona başlarken özellikle biz oyuncular kendi aramızda konuşuyorduk; çok ince bir çizgi, acaba nasıl bir tepki alacak diye. İlgi çeken ve merak uyandıran bir hikaye oluyor. Senaristlerimiz zaten sağ olsunlar, özellikle bölüm finallerini çok merak uyandıracak şekilde bitiriyorlar. Bence gerçek olması ve güzel bir cast yapılmış olması insanları özellikle çekti. Bütün oyuncu arkadaşlarım rollerine çok doğru bir şekilde yerleştirilmişler ve çok da güzel oynuyorlar. Herkes üzerine düşenin fazlasını yapıyor diyebilirim, bu da dizinin tutmasında tabii ki çok önemli bir etken. Zaten bir dizinin tutmasında en büyük etken bana göre; senaryo ve daha sonra senaryonun doğru cast ile desteklenip oynanmasıdır.

Önceki Yazı

Nereden çıktı bu bienal?

Sonraki Yazı

Mimarinin vadettikleri “Like Father Like Son”

Son Yazılar

Onun mirası tebessümü ve dostluğuydu

Şehit Mustafa Cambaz anlatılırken tebessümünden, kediseverliğinden, fotoğrafçılığından ve mücadelesinden bahsediliyor. Onun mücadelesi doğduğu andan başlıyor 15

Yazının nabzı vardır

Yazar Zeki Bulduk: “Yazı, yaşamaktan daha sahici geliyor bana. Yazıyı pek değiştiremeyiz ama anıları bile farklı