Perdenin arkasındaki melodiler: Türk sineması ve müziğin buluşması

/
13 dakikada okunur

Sinema, ortaya çıktığı dönemde teknik imkansızlıklar itibariyle sessiz bir sanat dalı olarak ilgilisiyle buluşsa da zaman içerisinde müzik ile beslenmiş ve zenginleşmiş bir disiplindir.  Hatta öyle ki, bu bahsedilen sessiz film döneminde bile sinema perdesinin kıyısına yerleştirilen bir piyano ile filmlerin müzikle desteklendiği söylenmektedir. Yeri geldiğinde dramatik anlatıyı desteklemek, yeri geldiğinde zaman ve mekân atmosferini oluşturmak için kullanılan müzik, Yeşilçam’ın altın yıllarından günümüz modern yapımlarına kadar elbette ki her daim Türk sinemasının da ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Sinema henüz çok taze bir sanat olduğundan, tarihsel gelişimine göz ucuyla şöyle bir bakmak çok da zor olmayacaktır. Bu nedenle Türk sinemasında müzik kullanımının nasıl şekillendiğine kısa bir bakış atarak bu iki mühim dalın bir araya geldiğinde nasıl sonuçlar verdiğini ve toplumsal olaylardan nasıl etkilendiğini görmek mümkündür. Türk sinemasının ilk şekillenmeye başladığı, sinemanın toplum içinde kabul görmeye başladığı yıllara baktığımızda öne çıkan ilk isimlerden biri, Muhsin Ertuğrul. Tiyatrocular Dönemi diye adlandırdığımız ve sahne oyuncularının beyaz perdede boy gösterdiği, sinema kültürünün henüz oturmaya başladığı dönemlerin yıldızı olan yönetmen, Türk sinemasına ilk sesli film olan “İstanbul Sokakları”nı kazandırmıştır. Zaten sinemanın müzik ile tam anlamıyla buluşması da bu film ile başlar ve yeni türler ortaya çıkar; şarkılı filmler ve müzikal filmler. Bu tür “Leblebici Horhor”, “Lüküs Hayat”, “Karım Beni Aldatırsa” ve “Asiye Nasıl Kurtulur?” gibi sinemamızın kültleşmiş örneklerini de beraberinde getirir.

Şarkılı türkülü filmlerimiz 

Günümüzde müzikal filmlere eskisi kadar sık rastlanmasa da sinemanın sinema olmaya başladığı ve yerli film kültürümüzün ses ile tanıştığı yıllarda bu filmlerin sayısı epey fazladır. Müzeyyen Senarlar’ın, Zeki Mürenler’in yaşadığı bir dönemde aksi mümkün olamazdı zaten. Türk sinemasına şarkılı filmler olarak giren bu tür, devamında arabesk furyasını getirir ve melodrama yatkın olan coğrafyamızın film kültürü de artık Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses ve dönemin nice arabesk sanatçısı etrafında şekillenir. Arabesk filmlerin genel özelliği, şarkıcısının başrolü üstlendiği ve belirli bir albümü ya da şarkıyı merkeze alan, olay örgüsünün bu şarkı etrafında şekillendiği filmler olmalarıdır. 70’li ve 70’li yıllara damgasını vuran bu dönem filmleri, arabesk müziğin altın günlerini yaşadığı zamanlara tekabül eder. 

Sinemada şarkı kullanımının dorukta olduğu bu senelerde, melodram türündeki şarkılı film örneklerinin yanında bir de adını anmadan geçemeyeceğimiz, dönemin yıldızlarından Türkan Şoray, Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit, Tarık Akan, Emel Sayın, Ediz Hun gibi usta isimlerin boy gösterdiği Yeşilçam hikayeleri de rağbet görür. Bu filmlere baktığımızda, başrol oyuncularının şarkı söylediği sahnelerde, genellikle ünlü ses sanatçıları tarafından gerçekleştirilen dublajlar kullanılır. Belkıs Özener, Neşe Karaböcek ve Gönül Yazar gibi sanatçılar, başrol oyuncularının seslendirdiği şarkıları söyleyerek filmlere katkıda bulunur. Bu şekilde, oyuncuların performanslarıyla birleşen güçlü vokal yetenekleri, filmlerin duygusal etkisini artırır ve izleyicilerin hafızalarında kalıcı izler bırakır.

Belkıs Özener ve Yeşilçam’ın sesleri

Türk sineması dediğimizde nasıl ilk akla gelen isim Türkan Şoray ise, ilk akla gelen ses de Belkıs Özener’dir. Belkıs Özener, Türk sinemasının unutulmaz seslerinden biri olarak müzikal mirasını sinemaya taşımıştır. Onun eşsiz yorumu ve sesi, pek çok film müziğine hayat vermiş, sahneleri büyülemiştir. Özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda Türk sinemasının altın çağında, Belkıs Özener’in sesi birçok film müziğini unutulmaz kılmıştır. 

Birçok Türk filmi, Belkıs Özener’in eşsiz yorumları sayesinde unutulmaz sahnelerle doludur. Özellikle “Selvi Boylum Al Yazmalım”, “Dönüş”, “Gelin”, “Hababam Sınıfı”, gibi kült filmlerin müzikleri, Belkıs Özener’in sesiyle anlam kazanmış, izleyicilerin kalplerinde taht kurmuştur. Öyle ki sanatçının “Yeşilçam Şarkıları”ndan oluşan, aynı isimli bir albümü vardır. Her birimizin çocukluğumuzdan aşina olduğumuz filmlerin müzikleri bu albümde bir araya gelir. “Karagözlüm” filminden Sevemedim Karagözlüm, Oy Oy Birtanem ve Gözüm Sende, “Beyoğlu Güzeli” filminden Adını Anmayacağım ve Nasıl Geçti Habersiz, “Emine” filminden Sevil Neşelen ve daha birçok unutulmaz eser, Belkıs Özener’in sesiyle bizleri kucaklar. Söz yazarlığında Metin Bükey, Ülkü Aker, Nihat Aşer gibi isimlerin bulunduğu bu şarkılar, Necip Sarıcı gibi ses mühendislerinin eşliğinde filmlerle buluşur. 

Günümüze döndüğümüzde

Yetmişli ve seksenli yıllarda Türkiye’de sinemada müzikle iç içe filmlerle çok sık karşılaşsak da ne yazık ki ilerleyen yıllarda bu ışıltı azalarak kaybolma noktasına gelir. Günümüze yaklaştıkça sinemamızda müzikal filmlerden uzaklaşıldığını, bunun yerine karakterlerin çoğunlukta olduğu, katmanlı yapıda, olayın şarkılar değil de diyaloglar üzerinden anlatıldığı filmlere bir yönelim olduğunu gözlemlemek mümkündür. Yine de yakın dönem yönetmenlerimizden Ezel Akay’ın filmlerine baktığımızda, müzikal türünün başarılı örneklerine rastlayabiliriz. “Yedi Kocalı Hürmüz” ve “Neredesin Firuze” filmleri 2000’li yıllarda yapılmış ve bu türde başarıya imza atmış filmlerdendir. Özellikle oyuncu kadrosunda Demet Akbağ, Haluk Bilginer, Özcan Demir, Ata Demirer gibi sanatçıların yer aldığı “Neredesin Firuze?”, müzik sektöründe çalışan ve batmak üzere olan iki prodüktörün hikayesini anlatırken ülkemizde müzikal filmin en iyi örneklerinden biri olmaya da adaydır.

Milenyum çağından çıkıp biraz daha 2020’li yıllara geldiğimizde, sinema ve müzik başlığı altında müzikal/biyografik filmlerle karşılaşırız. 2018 senesinde Amerika’da yapılan ve epey rağbet gören “Bohemian Rhapsody”, “A Star Is Born” ve benzeri filmlerle bu tür, Türk sinemasına da yansır. Müslüm Gürses’in hayatını konu alan “Müslüm” filminden sonra ülkemizde müzikal/biyografi filmleri furyasının başladığını söylemek mümkündür çünkü bu filmin devamında “Bergen”, “Dilberay”, “Barış Akarsu Merhaba” gibi ünlü sanatçıların hayatlarını anlatan filmler gelmektedir. 

Türk sinemasının müzik ile olan uzun soluklu ilişkisi, her iki sanat dalının da etkileşimini ve birbirine kattığı değeri gözler önüne serer. Sessiz film dönemlerinden başlayarak şarkılı ve müzikal filmlerle gelişen bu ilişki, Yeşilçam’ın altın çağında doruk noktasına ulaşmış ve Belkıs Özener gibi sanatçıların unutulmaz sesleriyle taçlanmıştır. Zamanla değişen sinema anlayışları ve toplumsal dinamiklerle birlikte müzikal filmler azalmış olsa da, günümüz yönetmenlerinin modern dokunuşları ve son dönemde popülerleşen biyografik müzikal filmlerle bu tür yeniden canlanmıştır. Türk sinemasının geçmişten günümüze uzanan bu müzikal yolculuğu, gelecekte de yeni ve yaratıcı eserlerle zenginleşmeye devam edecektir.

 

Önceki Yazı

Şerif Muhiddin: Ruha, fikre ve yaşama işlenmiş bir hayranlık hikâyesi

Sonraki Yazı

Müzik iyidir, iyileştirir…

Son Yazılar

Onun mirası tebessümü ve dostluğuydu

Şehit Mustafa Cambaz anlatılırken tebessümünden, kediseverliğinden, fotoğrafçılığından ve mücadelesinden bahsediliyor. Onun mücadelesi doğduğu andan başlıyor 15

Yazının nabzı vardır

Yazar Zeki Bulduk: “Yazı, yaşamaktan daha sahici geliyor bana. Yazıyı pek değiştiremeyiz ama anıları bile farklı