Renkler diyarına yolculuk

11 dakikada okunur

Sevgili arkadaşım Hülya Sungu arayıp, Asya Barış Filmleri Festivali’ne davet edildiğimi söylediğinde ilkin çok şaşırmış, sonra da içimi büyük bir heyecan kaplamıştı. Festival Pakistan’da düzenleniyordu ama uzak bir coğrafyaya gitmenin heyecanından ziyade adeta uzun süredir görüşmediğim bir dosta gidecek olmanın hissini taşıyordum. Bu mistik ülke o kadar uzakta değilmiş de şurada, yanı başımızdaymış gibi geliyor, hakkında çok şey bilmediğim Pakistan yolculuğuna, ülkemin şehirlerinden bir şehre gidecekmişim gibi hazırlanıyordum. 

2019’un 16 Haziran’ında ilk durak Karaçi’ye varıp uçaktan inince, gözümün gördüğü her yerde denk geldiğim gülümseyen insanlar, Pakistan’a dair ilk somut izlenimim olmuştu. Güvenlik görevlilerinden yolculara, kapıda bekleyen taksi şoförlerinden satıcılara, seslendiğiniz her insanın gülümseyerek söze girmesi görülmeğe değerdi. Ülkenin en büyük şehri olan Karaçi’den, yine uçakla bir başka şehre, Quetta’ya geçeceğimden, havalimanından ayrılmamam gerekiyordu. Meraklı bir çocuk gibi dikkatle izlediğim etrafta sıcaktan gölgelere sığınmış yolcuların sere serpe uzandığını, pek çoğunun uykuya dalmış olduğunu görüyor, şimdiye kadar hiç tanık olmadığım biçimde koridor, merdiven, geniş korkuluklar ve kapı önlerinde bağdaş kurup neşe içinde sohbet eden insanlara rastlıyordum. Kıyafetleri kadar konuşma biçimleri ve tepkileri de son derece renkliydi.  

Festival yöneticilerinden prodüktör sevgili Syeda Kashmala’nın yönlendirmesiyle Quetta uçağına geçerken şaşırtıcı şeylere tanık olmaya devam ettim. Oldukça eski olduğu her halinden belli olan uçağın yolcuları uçaktan çok bir kasaba minibüsüne doluşur gibi binmiş, elden bırakmadıkları neşeli tavırlarıyla sohbete girişmişlerdi. Sıcağın, tozun ve eğlenceli Pakistan müziklerinin oluşturduğu ilginç bir atmosferde, gürültülü bir biçimde kalkan uçakla, Quetta’ya yolculuk başlamıştı. Neyse ki sağ salim indiğimiz havalimanından festival görevlileri tarafından, masallardan fırlayıp gelmişçesine renk cümbüşüne boyanmış bir otobüsle kalacağımız otele getirildik. Farklı ülkelerden katılan sinemacılarla birlikte vardığımız otelde hayli sıcak karşılanmıştık. Ellerini tek tek sıkarak karşıladıkları misafirlerin ardından sıra bana geldiğinde, kendimi tanıtıp Türkiye’den katıldığımı söyleyince, nezaketen elimi sıkan muhatabımın, bu kez beni sımsıkı kucaklayarak hoş geldin deyişini hayatım boyunca unutmayacağımı sanırım. 

Tahminimden öte bir dostluk duygusu

Film festivalinin açılışı için düzenlenecek mütevazi tören için akşam üzeri geçtiğimiz salonda yerimizi alıp, katılımcıların selamlama konuşmalarını dinledik. Alkışlar eşliğinde sırayla sahneye çıkan konuşmacılar kısa bir konuşma yaparak kürsüden iniyordu. Adım okunduğunda ben de aynı alkışlar eşliğinde kürsüye yürürken, Türkiye’den geldiğim bilgisi eklenince salonda kopan alkış tufanı Pakistan’da yaşadığım ikinci duygu yüklü ana sebep olmuştu. Türkiye’ye duyulan bu yoğun sevgi ve ilgilinin sonucu olarak bir hafta boyunca en iyi şekilde ağırlandığım Pakistan’da, yazının başında sözünü ettiğim dostluk duygusunun tahminimden öte olduğunu anlamıştım. 

Sayısız anı biriktirdiğim bu renkli ve sıcak insanlarla geçirdiğim yaklaşık bir hafta boyunca, farklı yönleri ve yansımalarıyla dostluk, kardeşlik yaklaşımları gördüm. Ayrıntıları hayli uzun sürecek bu bahsi, seyahat notlarını daha verimli kullanma adına, ülkeye dair bazı kısa gözlemleri aktarmak için es geçiyorum. Çoğu fotoğraflarını festival alanına gidiş-gelişler esnasında, otobüs camından çektiğim Quetta ve onun kendisi kadar renkli sakinlerine dair notlarımı kısaca paylaşmak istiyorum.  

Quetta Pakistan’ın önemli kentlerinden biri. Nüfusunun 4 milyona yaklaştığını söylemişlerdi fakat sonrasında internet ortamında bir milyon olduğu bilgisine rastladım. Farklılık neden kaynaklanıyor, doğrusu anlamadım. Yapıların yoğunlaştığı kesimleri farklı hayat koşullarına işaret ederken, inek ve koyun sürülerine sıklıkla rastladığımız diğer bazı bölgeleri ise kasabayı anımsatan ilginç yüzünü gösteriyordu şehrin. 

Kentte gözünüzün gördüğü her yerde motosikletler, rengârenk kamyon ve otobüsler, mini kamyonetleri andıran taksiler ve çokça asker görebiliyorsunuz. Bizdeki polis popülasyonunu anımsatan ancak bazıları ağır silahlarla donatılmış askerler, şehrin hemen her noktasında karşınıza çıkabiliyor. Zaman zaman sınıra yakın bölgelerde gerilimlerin olduğu düşünülürse biraz da kaçınılmaz bir durum olarak değerlendirilebilir bu. 

Nezaket, güler yüz ve neşe

Pakistanlılar çok sıcakkanlı ve candan insanlar. Üniversite, fuar, bazı kurumlar ve otelde gördüğüm insanlarından gözlemlediğim kadarıyla, misafirlere karşı son derece nazik, güler yüzlü ve de saygılılar. Hemen hepsi İngilizce konuşuyor ve kendilerine özgü aksanlarıyla konuştukları bu İngilizce ilginç olduğu kadar muhatabına sempatik de geliyor. Diğer bir özellikleri esprili ve neşeli olmaları. Çocuk, genç, yaşlı, hemen her Pakistanlının neşesini ilk anda hissetmek mümkün. Dışarıdan bakıldığında sert gözüken ama bir selamla yüz hatları aniden değişip hemen gülümseyen, bu yönüyle oldukça pozitif insanlar.

Pakistanlılar tıpkı şehirleri gibi hemen her bakımdan oldukça renkliler. Neredeyse tamamı Pakistan’ın yerel kıyafetlerini tercih eden erkeklerin yanında, kadınlar çok daha çeşitli türden elbiseler giyiniyorlar. Cıvıl cıvıl renklerden kıyafetleri, eğlenceli diyalogları ve farklı görüşlerden fikirleriyle oldukça kozmopolit bir kalabalık. Üniversitede bu renkliliğin en ilginç örneklerine rastlamak mümkün. 

Gençler teknolojiyle barışık, sosyal medyada çok aktifler. İmkânları sınırlı olsa da film çekmek için çabalıyor, Türkiye’yi bu yönüyle ilgi çekici buluyor ve eğitim için gelmek istiyorlar. Türk sinemasını takip ediyor, Türk dizilerini sıklıkla izliyorlar. 

Yemeklerine gelince; pilavlarının eşine az rastlanır bir lezzette olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Tatlıyı çok sevdiklerinden sofralarından eksik etmiyorlar. Şaşırdığım ayrıntılardan biri ise zeytin ve peynir hakkında. Her ikisi de Pakistan’da adeta yok hükmündeler. Otelde rica ederek temin ettirdiğimi hatırlıyorum. Eti seviyor, sık tüketiyorlar. Çeşit çeşit yağları, yoğun baharatları ve kimi güzel tatlarıyla ilginç bir mutfak ama genel itibarla bizim mutfakla pek örtüşmediğini söyleyebilirim. Çoğunlukla yoğurt ve karpuz tükettiğimi ama meyvelerinin çok lezzetli olduğunu da unutmadan eklemeliyim.

Önceki Yazı

Kalbe Giden Yolculuk

Sonraki Yazı

Trenler akıp giden bir nehirde ilerler mi?

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine