Şiirde boy vermek  ya da  bir hatıra fotoğrafı

9 dakikada okunur

Son zamanlarda hoşuma giden bir eser olan ve yenice yayımlanmış bir şiir kitabı Kuşlarla Bir Hatıra. Genç şair Esma Polat’ın eseri. Polat’ın şiirlerine özellikle Edebiyat Ortamı, Berdücesi gibi dergilerden aşinaydık. Şiirlerini iki kapak arasında görmek benim gibi birçok okuru sevindirmiştir sanıyorum. Uzam Yayınları’ndan çıkan eser aynı zamanda “Kuşların Duasından” ve “Kuşların Şarkısından” olmak üzere iki bölümden oluşmakta.

Çocukluk ipi bitmez bir makaradır şairin şiirinde

İlk şiir Kalbimi Duyduğum Yerde, acıların ve sonsuz sevinmelerin bitimliliğini anlatır okura. Bu şiir bana çok bildik bir şarkı sözünü anımsatır: “Ölüm çıkar karşıma, yine sen derim.” “Başımı kaldırdım da senin göğüne baktım.” ifadesi belki de benim gözümde bu metinlerarasılığı ya da yanlı okumayı sağlayan. Son Kapı şiirinde ise şiirsel özne aynı edadadır. Gölgeyledir işi: “Seni sorup da geçtim baktığım her gölgeden.”  Son Kapı şiiri “son bakış”ı da içerir gibidir aslında. Sevilene karşı son bakışı. Yorgun şiirinde “masallar ve misketler ipi bitmez bir makarayken” anlarız ki aslında çocukluk da ipi bitmez bir makaradır şair gözünde. Tıpkı Sezai Karakoç’un erginliği çocukluğunda yaşaması ya da Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Çocuk ve Allah kitabında çocukluğunun onun için en büyük sermaye olduğunu bize ispat edişi gibi. Kış Masalı’ndaki “Seninle söyleşirim başkaca da dostum yok.” dizesi bir çeşit münacaatı hatırlatıyor bana. Ama ilahi olandan çok insana karşı bir yakarışı. Ya da seslenişi demek daha yerinde olacak. Bu elbette şairin İlahi Olan’a selam vermediğini düşündürtmesin sizlere. Aksine ilahi aşk metaforu şairin şiirinde öne çıkar. Ayrıca şiirde “resim”leşmiş bir kişiye seslenirken bile söyleştiğimiz bir dostun olması fikri harikulade bence. İnsan sanki böyle tutunuyor biraz da hayata. Bu yazıyı kaleme almaksa biraz da Esma Polat’la söyleşmek değil de nedir?

Şiirde yepyeni bir duyuşa kavuşmak

Bu esnada şairin şiirine dair dikkatlerle alakalı bir yazıyı fark ediyorum. Kıymetli şair Mustafa Özçelik, onun “Başımı kaldırdım da senin göğüne baktım.” adlı dizesine dair bazı çağrışımları ve genel olarak Polat’ın şiirine dair yaklaşımlarını Şiraze dergisinde kaleme aldı. Bu da bende bir başka çağrışıma sebep oldu aslında. Cahit Zarifoğlu’nun “Düştümse sana bakarken düştüm.” dizesine. Yine arka kapak yazısıyla birlikte Özçelik’in onun şiirine dair yeni bir şeyler söyleyebilmekle alakalı tespitine katılmamak elde değil. Geleneğe bir şeyler eklemek, şiirde yepyeni bir duyuş ve biçime, içeriğe kavuşmak Polat şiirinin önemli özelliklerinden biri olsa gerek. 

Yaşamaya kanmayan şiirsel özne

Kaybolur Bir Hatıranın Ceylanı, en sıkı şiirlerden biridir eserde. Kendine derli toplu bir acı arayan insanın ruhunda kaynayıp bitenlere dair ne güzel bir şiirdir bu. Kaybetmek ve hep yeniden başlamak, belki de önemli bedeller ödemeye, yaşamaya kanmayan biri olmaya ama yine de kalemde ve kelamda dirsek çürütmeye dair fevkalade bir şiir. Acıyla yıkanan bir şiirsel özne var buradaki okur şiiri okurken bu duyguya saygı duyar ve selam durur adeta. 

Mezarlar arasından yükselen bahar

İkinci bölüm; Kusursuz Rüya adlı şiirle başlar. Şairin şiirinde biraz kuşlar, bazen çiçekler vardır ama çoğu zaman da manevi olarak şunu hissederiz denebilir: Mezarlar arasından yükselen bir baharı. Ya da bu atmosferi. Kusursuz Rüya, bana bunu hissettiren bir şiir oldu. Nitekim şiirde de böyle bir ses var. Şair şöyle söyler: “Selam gönderiyorsun her sabah / Mezar taşları arasından / Kısa ve sade bir dünyaya.” Kısa ve sade demişken Polat şiirinde biçimsel açıdan gözlemlenen bir şey bu. Ancak sadelik ve kısalık ifadelerin güçlü olmasına sebebiyet veriyor sanılanın aksine. Tıpkı Yunus Emre şiirlerindeki gibi. 

Şairin kalbinin tüm odaları aynı manzarayı görür gibi

Bu bölümde gönlümü kamaştıran şiirlerden biri Dilengiz oldu. Gülüşünden, yürüyüşünden, uzaktan, yakından, varlığından ve dahi yokluğundan tanınan bir insan portresi canlandı gözümde. “Susması ayna, yalnız yürümesi ayna” olan bir karakterdir çünkü mevcut karakter. Burada şunu düşünüyorum. Şairin kalbinin tüm odaları aynı manzarayı görür gibidir. Hatta şairin kalbinin tüm odaları aynı rüyaya dalar gibidir desem ben de çok imgesel bir anlatıma mı varırım acaba?

Sözün özü Esma Polat şiirinde boy vermek benim için güzel bir deneyim oldu. Su üstünde imgelerle mana denizinde yüzerken has şiirde boy vermek diyorum ben buna. Çıkardığım incilerin en az biz okurlar kadar şairi de mutlu etmesini dilerim. 

Esere adını veren şiirde “Anlamak büyütürdü cebindeki taşları” derken Esma Polat, ben şiirin şairi büyüttüğünü ve bu şiirlerin biz okurlarınsa kalbini büyüttüğünü düşünüyorum. Şu günlerde bizi büyüten belki de bir acı ya da hüzün değil kuşlarla çektirdiğimiz bir hatıra fotoğrafı olmalı. Sözün özü, başka okurlar da bu fotoğrafta yer almak isterler, kanaatindeyim. 

O halde, bekleniyorsun kıymetli ve has edebiyat okuru. Biz buradayız. Tam da bu hatıra fotoğrafının ortasında. Hem de fotoğrafta ayrı durmadan. Ya sen neredesin?

 

Önceki Yazı

Mario Levi’nin ardından

Sonraki Yazı

Dijital platformlarda Şubat sessizliği

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde