İstanbul’da konser vermek evde olmak gibi

//
12 dakikada okunur

Müziğin simyacısı Rabih Abou Khalil: “Fransızca, Almanca şarkı söylememe rağmen seyircinin o şarkıyı anlamak zorunda olmadığına inanmak zorunda olduğuna inanıyorum. Bazen ben de anlamadığım müzikler duyuyorum. Anlamıyorum ama  o müziğe inanıyorum. Ve Türk dinleyiciler için çalmak benim için kolay çünkü onlar sadece müziğime inanmakla kalmayıp udu anlıyorlar. Çünkü bu çalgı ortak. Sesi yabancı değil. Burada konser vermek  İsveç’te çalmaktan çok daha kolay. İstanbul’da olmayı seviyorum, benim için her zaman evde olmak gibi.”

Kültür sanat dünyasının çeşitliliği her daim devam ediyor. Baktığın yere, rotaya göre içerik değişiyor. Farklılaşıyor. İnsanı kendine getiriyor hatta biraz diriltiyor. Yoğun bir hafta içinden sonra cumartesi günü Rami Kütüphanesi’nde gerçekleşen bir basın toplantısı sonrası soluğu Osmanbey’de aldım. Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleşecek udi Rabih Abou Khalil konseri için arkadaşımla buluştum. Öncesinde bir yemek molasıyla hem kendimizi konsere hem de röportajımıza hazırladık. Sonrasında Cemal Reşit Rey’e geçtik. Davetiyemizi alıp salonda yerimizi aldık. Konser başladığında kendimizi udun ve Elina Duni’nin sesine bıraktık. Zaman su gibi aktı. Konser sona erdi. Biz de soluğu kuliste aldık ve Rabih Abou Khalil ile röportajımızı gerçekleştirdik. Keyifli okumalar…

Alman ve Fransız edebiyatından seçkilerden oluşan konser projeniz nasıl ortaya çıktı?

Farklı dillerde beste yapmak hayalimdi. Covid zamanı  “Peki, neden yazmaya başlamıyorum ki?” diye düşündüm. Ve duramadım, yazdım. Bu şarkıları söyleyebilecek birini bulmam gerekiyordu. Yazdığım şarkıların bazıları İtalyanca, İngilizce, Almancaydı. Bu konser için belirli bir repertuvarı seçtik. Sonra Elina Duni’nin farklı dillerde şarkı söylediğini duydum. O 5 dil konuşuyor, ben de 6 dil  konuşuyorum. Bu anlamda çok yakın ve benzer bir zihniyete sahibiz. Ben de ona bu projede beraber çalışıp çalışamayacağımızı sordum. O da evet dedi.  Tüm müzisyenler Fransa’daki evime geldi. Onlarla pratik yaptık. Sonrasında onlara yemek yaptım. Yemek yediğimiz, şarkı söylediğimiz büyük bir parti oldu. Biz bir araya geldikçe müzik ortaya çıktı. O zamandan beri bu müzikte beraberiz.

( Rabia Bulut ve Rabih Abou Khalil )

Seyirci nasıldı? Son gelişinizden bu yana Türkiye’yi nasıl buldunuz?

Burası benim ülkemle aynı. Lübnan uzakta değil hemen köşede. Fransızca, Almanca şarkı söylememe rağmen seyircinin o şarkıyı anlamak zorunda olmadığına inanmak zorunda olduğuna inanıyorum. Bazen ben de anlamadığım müzikler duyuyorum. Türkçe şarkıları seviyorum ama anlamıyorum. O müziğe inanıyorum. Ve Türk dinleyiciler için çalmak benim için kolay çünkü onlar sadece inanmakla kalmayıp ne çaldığımı, udu anlıyorlar. Çünkü bu çalgı ortak. Sesi yabancı değil. Burada konser vermek İsveç’te çalmaktan çok daha kolay. İstanbul’da olmayı seviyorum, benim için her zaman evde olmak gibi.

Takip ettiğiniz Türk müzisyenler var mıdır?

Uzun zaman önce Okay Temiz’le birlikte çaldım. Çok uzun zaman önceydi. Ve davulcum Jarrod Cagwin geldi ve burada çalıştı.

Gazze’de yaşananlar en saf haliyle ırkçılıktır

Konserde bir parçayı Gazze’deki çocuklara adadınız. Gazze’de yaşananlarla ilgili neler söylemek istersiniz?

Gazze’de yaşananların siyaset meselesi olmadığı, insanlık meselesi olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Bununla ilgili siyasi bir açıklama bile yapmak istemiyorum, sadece insani bir açıklama yapmak istiyorum. Dünyadaki herkesin bu konuda aynı fikirde olmamasına şaşırdığım bir olay. İnsanlar olan bitene sessiz kalıp “Ah, sorun değil. Çünkü onlar Filistinli, onlar Müslüman bu sorun değil?” diyebilir. Gazze’de yaşananlar en saf haliyle ırkçılıktır. Bilirsiniz, politika konusunda hepimiz kavga edebiliriz; anlaşabiliriz, anlaşamayız. Ama Gazze’de kimsenin karşı çıkmaması gereken insani bir durum var.  O da kadınları, çocukları, sivilleri öldürmenin bütün ülkeyi yok etmenin doğru olmadığıdır.

“Enstrüman” bir alettir, müzik değildir

Udu sizin için ayrı kılan, özel kılan nedir? Onunla tanışma hikâyenizden bize bahseder misiniz?

Ud çalmaya 4 yaşımda başladım. Ben çocuktum ve ailem bu enstrümanı benim için seçti. O zamandan beri de bu enstrüman kolum gibi. Ondan ötürü bu soruyu nasıl cevaplayacağımı bilmiyorum. Her gün ilk yaptığım şey udumu alıp çalmak oluyor. Uyumadan önce yaptığım son şey de bu oluyor. Udumu çalıyorum ve bir kenara koyuyorum. Enstrümanın hiçbir önemi olmadığını düşünüyorum. Hangi enstrümanı çaldığınız önemli değil. Enstrümanla ne söylediğiniz önemlidir. Bunu gruptaki müzisyenlerime de her zaman söylüyorum. Onlara “Bakın ben kemanı, udu, davulu değil müziği duymak istiyorum.” diyorum. Bir müzisyeni duyup da ud duymak ama müziği duyamamak beni rahatsız ediyor. “Enstrüman” bir alettir, yani bir çalgıdır, müzik değildir. Onunla bir şey söylediğinizde müzik haline gelir. 

Tasavvuf ile müziğinizin nasıl bir ilişkisi var?

Bu zor bir soru. Bunun hakkında pek düşünmüyorum. Ben büyürken Lübnan’da, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da ve İtalya’da yaşadım. Hepimiz insanız ve her şey hepimiz için aynı. İster Sufizm olsun, ister Budizm. Bana göre müzik ruhun ifadesidir. Müzik yapan insanları görüyorum. Hepsinin yüzünde aynı ifade ama farklı insanlar. Çocukken belki 6-7 yaşlarındaydım. Babamın kısa dalga radyosu vardı. Ve oturup onu dinlerdim. O radyodan Çin müziği, Japon müziği, Amerikan müziği duyardım. Ve insanların etkilendiğini hissedebiliyordum. Ben de çocukluğumdan beri her şeyi elimden geldiğince duymaya, dinlemeye, anlamaya çalıştım. Duygularınızın ne kadar zengin olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Çünkü hepimiz aynı şeyi söylüyor ve hissediyoruz. Ama farklı isimler veriyoruz. Her duyumuza hitap eden bir sanat vardır. Gerçek bir sanatçı olabilmek için tüm bu duyuları geliştirmemiz gerekiyor. Ve tüm bu duyuları bir araya getirebilirseniz, Sufizm, Budizm Hinduizm diyebileceğiniz ya da daha farklı anlamlandırabileceğiniz bir hâle gelir. Hepimiz farklı yollardan gelerek sanatta aynı şeyi yapıyoruz.

İyiliği sadece Ramazan’da düşünmek kolay olandır

Sizin için Ramazan ne demektir? 

Hepimiz kendimiz için ne yapacağımıza karar verebiliriz. Benim kendim için söyleyeceğim yüzde yüz sanatçı olmamdır. İyi bir insan olmak için ne yapıyorsanız o, hayattaki en önemli şeydir. Bunu nasıl yaptığınızın, nasıl başardığınızın hiçbir önemi yok. Oruç tutmanın, Ramazanın bir matematiği olduğunu düşünmüyorum. İyi bir insan olmak zor olandır. Kötü insan olmak kolaydır. Sadece iyiliği Ramazan’da düşünmek kolaydır. Zor olan her daim iyi insan olmaktır.

Müziğimle dinleyicilerime hayaller sunuyorum

Sizi her daim aşkla, şevkle dinleyen dinleyicilerinize ve röportajı okuyacak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Müzik, aşk, tüm duygular çok kişiseldir. Müzik yapıp onu ortaya koyduğumda her dinleyicinin başka bir şey duyduğunu biliyorum. Onlara verdiğim şey hayaller, rüyalardır. O zaman müziğimle ne yapacakları onlara bağlıdır. Ve bu şekilde müziğimi buluyorlar. Sanatçılar hayal makineleridir. Bizler dinleyicilerimize hayaller veriyoruz. Bu hayallerle ne yapacakları onlara kalmış. Umarım dinleyicilere hayal kuracakları bir şeyler verebiliyorumdur ve kendi hikâyelerini oluşturabilirler.

 

Önceki Yazı

Savaşın gölgesindeki Ramazan!

Sonraki Yazı

Yeşilçam bir okuldu

Son Yazılar

Onun mirası tebessümü ve dostluğuydu

Şehit Mustafa Cambaz anlatılırken tebessümünden, kediseverliğinden, fotoğrafçılığından ve mücadelesinden bahsediliyor. Onun mücadelesi doğduğu andan başlıyor 15

Yazının nabzı vardır

Yazar Zeki Bulduk: “Yazı, yaşamaktan daha sahici geliyor bana. Yazıyı pek değiştiremeyiz ama anıları bile farklı