Kaligrafi izleyiciyi manipüle etmeli

//
21 dakikada okunur

Sanatçı Emrah Yücel: “Yazı unutulabilen bir şey ve ben izleyiciyi manipüle etmek istiyorum. Yazılmaya değer bulduğum uzun metinler, Kur’an- ı Kerim’den ayetleri ya da tüm semavi dinlerdeki ortak hikâyeler ile bunu yapmak istiyorum. ”

Artizan Sanat’ta 18 Mart’ta açılan “Herkes Nerede!..” sergisini bir de biz ziyaret edelim dedik ve ortaya farklı bir sanat  anlayışıyla beraber sanatını coğrafyasının renkleriyle tekrardan işleyen bir sanatçıya rastladık. Biz kendisine şimdilik kaligrafi sanatçısı  diyelim. Kimden mi bahsediyoruz? Tabii sanatçı Emrah Yücel’den. Yazının salt harflerden ibaret olmadığını biçim ve şekil ilişkisinin tıpkı resim de olduğu gibi yazı sanatında da varolduğunu her fırsatta dile getirmiş ve bu anlayışla kendisine yazı resssamı demiş bir sanatçının gelin yeni sergisi ve sanatı üzerine yaptığımız röportajı  okuyalım.

 

Kendinizi “Yazı ressamı” olarak tanımlıyorsunuz. “Yazı ressamı” nedir? Bunu biraz daha açtığımızda karşımıza ne çıkar?

Kaligrafi, bilindiği gibi harflerden ibaret olan ya da bir düzlemde yazılan grafiksel anlamda da bir metni ya da bir mesajı  karşı tarafa direk anlatmayı  amaç edinmiş bir sanattır. Burada sadece güzellik unsuru söz konusu ama artık kaligrafi bunun biraz dışında kalıyor. Çünkü bu mesajın karşı tarafa verilmesiyle alakalı hali hazırda teknolojinin yardımıyla fevkalade fontlar üretilebiliyor. Peki kaligrafların burada ne gibi bir hizmeti olacak? Birazcık daha verilmek istenen mesajı, metin ve resimsel bir öğe ile bir imaj haline getirilmeli çünkü izleyicinin manipüle edilmesi ve birazcık daha sanatsal bir öğe katılması lazım. Çünkü insanlar bir metni genellikle okur ve unuturlar. Ama bir resmi unutmak söz konusu değildir. Yazıyı resim öğelerinin içerisine katarak güçlendirirseniz metinle bağlantılı olarak izleyicinin gözünde bu daha güçlü bir fotoğraf olacaktır. Bu benim sanat yaşamımdaki önceliğimdir. 

 

(Rukiye Kürek ve Emrah Yücel)

Kaligrafi ve resmi kendi sanatınızla nasıl bir  araya getirdiniz ve burada ortaya çıkarmaya çalıştığınız sanatsal ve fikirsel faaliyet nedir?

Yazı unutulabilen bir şey ve ben izleyiciyi manipüle etmek istiyorum. Yazılmaya değer bulduğum uzun metinler, Kur’an- ı Kerim’den ayetleri ya da tüm semavi dinlerde ki ortak hikâyeler ile bunu yapmak istiyorum. Özelliklde bulunduğumuz toplumda yazmaya değer metinleri izleyicilere daha iyi ezberletebilmeliyiz. Bunu şöyle bir örnekle izah edeyim; İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’un yerli halkıyla yani Galata’nın ahalisiyle bir ahidname imzalıyor. Şimdi bu ahidnameyi bilmezsek Avrupa İnsan Hakları Bildirisini fevkalade bir metin zannedebiliriz. Şimdi Galata ahitnamesinde Fatih Sultan Mehmet Han fethettiği ve tüm tahakkümünü şehir üzerinde sağlama hakkı varken ne yapıyor? Yerli halk ve onların temsilcileri ile bir ahidname imzalıyor. Çünkü o kadar insancıl bir metinki bir savaş kazanıyorsunuz ve yerli halka inançlarınız üzerine yarım sayfa yemin ediyorsunuz. Sonra onların canının, namusunun kendine emanet olduğunu ve ibadetlerine eskisi gibi devam edebileceklerini söylüyor. Bunu bildiğiniz zaman İnsan Hakları Bildirisi gibi günümüzde bu metinler size çok anlam ifade etmeyecektir. 

 

“Herkes Nerede!..” adlı serginizin oluşum sürecinden ve serginiz için neden bu ismi seçtiğinizden bahseder misiniz? 

“Herkes” kavramı çok hacimli dursada içine her şeyi doldurabileceğiniz bir kavram. Küçüklükten itibaren “Öyle konuşma, öyle giyinme, herkes ne der” gibi cümlelerden yola çıkarak bir yerlerde hep bir “herkes” var. Peki altı  bu kadar boş olmasına rağmen fütursuzca kullandığımız bu “herkes” kim? Altı bu kadar flu olan kavram kim ve nelerden oluşuyor? Bunu da inançlarım gereği şimdilik Kur’an-ı Kerim’deki bazı ortak hikâyelerden yola çıkarak cevaplar aradım. “Herkes Nerede!..” Bazen Yusuf olup kuyunun dibinde bazen de  Ashab-ı Kehf’teki  yedi uyurlar olup zulümden kaçarak mağarasında  ya da dünya hayatından sıkılıp İsra’sında Rabbiyle muhabbette şeklinde cevaplar aradım. “Herkes Nerede!..” kim olduğunu ve o herkesin biz olduğumuzu kendi inançlarım gereği göstermeye çalıştım. Kur’an-ı Kerim’deki bazı hikâyeleri resmetmem gerektiğini düşündüm ve bunu nereden başlayabilirim diye baktığımda hadisleri ve ayetleri inceledim. Peygamber Efendimize sahabeler bir gün en sevdiğiniz sure hangisi diye sorduklarında o da Yusuf suresini söylüyor. Bu başlangıç için önemli bir veri. Surenin üçüncü ayetinde şimdi sana  kıssaların en güzeli anlatacağım derken de Kur’an-ı Kerim içerisindeki kıssalardan Yusuf suresinin kıssaların en güzeli olduğunu kendi de ifade ediyor. Birazcık okunabilir özelliğini ortaya çıkarmakla alakalı bir uğraş buradan başladı. Bu sergiye adını verdiğimiz “Herkes Nerede!..” sergisinin çıkışı da aslında pandemi dönemine dayanıyor. Çünkü o kadar kalabalık olan şehrimizde herkes birden kaybolmuştu. Ben de aslında “herkes nerede?”yi soruşturmak istedim. 

Her eser içerisinde hikâyesini barındırıyor

“Herkes Nerede!..” adlı serginiz de ki eserleriniz şekiller ve renklerin birlikteliğinden oluşan tablolardan meydana geliyor. Peki şekiller ve renklerin özellikle de sizin alanınız olan kaligrafinin birleşiminden oluşan sanatınızın bütünleyici manası nedir?

Her eser içinde kendi hikâyesini barındırıyor. Grafik sanatlarda diğer sanat dallarının aksine doğru olmak gibi bir durum söz konusu. Bundan dolayı grafik sanatlar da bir şeyin doğru olması gerekir. Harflerin, fontların  ya da onların düzeninin ve okunabilirliği gibi doğruluk üzerine birçok matematiksel düzen var. Bu düzen içerisinde bir de buna rengi kattığımızda daha karmaşık olabiliyor. Örneğin “İsra” adlı çalışma üzerinden konuşacak olursam; İsra bir gece yürüyüşü demektir. Peki gece yürüyüşü nasıl anlatılır? Geceye ait bir fonu renk skalası ile anlatabilirsiniz. Bunun daha değişik renklerde anlatmak birazcık saçma olacaktır. O yüzden eser içerisinde anlatılan metinle renkleri birbirine yakınlaştırmak istedim. “Yusuf’un Kuyusu”nun adlı eserde kuyu olma sebebiyle dib kısmını tamamıyla siyah yapabilirdim. Ama genel çerçeveyi Peygamber Efendimizin en sevdiği kıssa olması sebebiyle altın renginde anlatmak fevkalade yerinde olacaktır diye düşündüm. Bir de üçüncü ayette  “şimdi kıssaların sana  güzelini anlatacağım” diyordu. Bir şey anlatıcı olduğunda onu dinleriz ve bu dinlediğimiz şey bir nevi hoparlör gibi bir şey olur. O duvara asıldığında gördüğünüz gibi hoparlör formunda. O bize bir şey anlatıyor ve biz de onu dinliyoruz.

 

Eserlerinizin son haline baktığımızda saf kaligrafiden meydana gelmediğini görüyoruz.  Siz eserlerinizi nasıl bir kategori içerisinde değerlendiriyorsunuz açıklar mısınız ?

Çıkış noktamız kaligrafi olduğu doğrudur. Birçok sanat tarihçisiyle çalışmalarım üzerine yaptığım sohbetlerde çalışmalarımı bir yere yerleştiremiyorlar. Yıllarca üniversitelerde hocalık yapmış birisi olarak söylüyorum ki görsel sanatlarda plastik sanatlarda branşlaşmanın çok önünde olduğunu düşünüyorum. Ben de bu branşlaşmadan hareketle bu sanat tarihçilerin işi diyerek ve kat’i suretle bir isim koymuyorum. Sadece resim öğelerinden faydalanarak bir hikâye anlatıyorum. Bu hikâyeyi anlatırken de kaligrafi benim çıkış noktam. Bana kaligraf, yazı ressamı, heykel sanatçısı demişler hiç biri ile ilgilenmiyorum.   

 

Fotoğraf yazıdan güçlüdür

Sizce duyguyu ve bir fikri anlatmanızda harfler mi sanatın tercümesidir yoksa  sanat mı harflerin tercümesidir ?

Harfler işi kolaylaştırır yani size bir duyguyu anlatmanızda bir araçtır. Ama sadece harfler yeterli değildir. Gelin bunu ispatlayalım. Size Whatsapp’tan bazı şeyler yazdığımda işaret parmağınızı kaldırarak bir hareket kullanıyorsunuz, nedir o? “Tamam” demektir. Peki bu harf midir? Hayır değil. Biz buna ideogram yazı dili diyoruz. Yani düşünce yazılarının günümüze gelmiş halidir. Demek ki alfabe sadece bir duyguyu ifade etmek için yeterli olabilecek bir şey değil. Yazı tarihi içerisinde de bugün emoji dediğimiz resimsel yazılar fevkalade önem taşımıştır. Hiyelografigler bunların bir nevi örneğidir. İnsanoğlu aslında geriye ket vuruyor. Sadece harfler önemli değil. Önemli olan başta da söylediğim gibi bir düşünceyi karşı tarafın beynine fotoğraf olarak iletmektir ve  benimde amacım da bu. Bu yeri gelir harflerle yapılır yeri gelir harfleri kullanarak resimsel açıdan yapılır. Önemli olan mesajı iletmektir. Öncelik sıralaması isterseniz benden fotoğraf diyeceğim. Çünkü fotoğraf bir mesajı iletmek için yazıdan daha güçlüdür.

 

Kaligrafiyi kaçak yol olarak kullanıyorum

Harflerin resim boyutuyla ilgilendiğinizi söylüyorsunuz sizi bu durumda diğer ressamlardan ayıran noktalar, özellikler nelerdir?

Diğer ressamlar düşüncelerini renkler ve resimlerle ifade ediyorlar. Bende işin kolayını buldum, resmin yetmediği yerde bir cümle ile hemen tamamlayabiliyorum. Ben bir hikâye oluşturdum. Latin harflerini ve Elif, Lam, Be harflerini kullanarak Allah sonsuzluk kavramlarını birleştirdim. Ama bunun yeterli olmadığını gördüm ve hemen sol tarafa yazdım. Ressamlardan farklı olan tarafım eğer bir mesajın diğer tarafa yeterli olarak geçmediğini düşünüyorsam kaligrafi öğelerle bunu daha da güçlendirecek kaçak yol kullanıyorum. 

 

Kültürel küfemde anlatacak çok hikâyem var

Eserlerinizde İslami motiflere yer verdiğinizde oluyor kısacası sanatınız da ki ilham kaynaklarınız nelerdir?

Kendime göre inançlı bir insan ve Müslümanım. Fakat bu dönemde çalıştığım hikâyeler Kur’an-ı Kerim’in daha anlaşılır olması için ve orada kendimce gördüğüm hikâyeleri insanlarla paylaşmak içindi. Yani sanatımın ana unsuru olarak yer almıyor. Derdim şu: bizim toprakların yaşanır olmaya değer her şeyini bir sanat eserine dönüştürülmesini istiyorum. Ben Türkiye’de yaşayan Orta Doğulu bir sanatçıyım. Benim hikâyelerim çok dolu. Bu hikâyeleri es geçmiş paragraf arasında görmemiş ve geçmişi atlamış bir nesil var. Ben bu nesile bir hatırlatıcı olarak mesajı taşıyan bir kurye olarak hizmet veriyorum. Demek istediğim şu ben basit bir hatırlatıcıyım. Bu topraklara değmiş her türlü insanın sözünü resmetmeyi kendine amaç edinmiş bir sanatçıyım. Bunu yaparkende hiç bir şekilde kompleksle hareket etmiyorum. Batılı olma kaygısıyla batılıymış gibi davranmıyorum çünkü bu topraklara ait resimler Paris resmiyle anlatılamaz. Dolayısıyla benim hikâyem ve  hikâyeleştireceğim şeyler basit. Benim kültürel küfemde anlatacak çok hikâyem var. Ve bu toprakların hikâyesi yeterince güçlü zaten.

 

Sanatın dijital boyutunu destekliyorum

NFT, yapay zeka ve metaverse gibi yeni dijital alanlar içerisinde  sizin sanatınızda konumu nedir?

Çalışmalarımın tamamını dijital tasarlıyorum. Çoğu sanatçıdan duymuşsunuzdur tablonun karşısına geçerler, ruhları nereye götürse o şekilde çalışırlar. Benim öyle bir romantik hikâyem yok ve böyle kabiliyetli bir sanatçı da değilim. Ben çalışmanın son halini görmeden başlamam. Bunun içinde çalışmanın dijital boyutta tam bitmiş hâlini görmem gerekiyor. Hali hazırda grafik sanatlardan ve teknolojiden oldukça faydalanan biriyim. Tasarladığım harflerin boşlukta bir ışık olarak dolaşması birinci amacım. İkinci amacım ise teknolojiyi kullanarak harfleri uzay boşluğunda farklı bir bütün haline getirmek. Bunun için yapay zekadan faydalanmalıyız. Gelenekli sanatlarımıza son derece saygılıyım ama  yeni  şeyler eklemeniz gerekiyor. Yeni türküler söylemeliyiz. Müslüman olarak bir derdimiz varsa Allah’ın bu güzel sözlerini insanlara iletmek istiyorsak günümüze dair bazı olanakları kullanmalıyız. Dijitali takipte olacağız. Sanatın dijital boyutunu fevkalade destekleyen bir insanım ve kesinlikle mesafeli değilim. Ama şu anda bu mecralarda bir denetimsizlik ve bir boşluk var. Bir müddet daha bunun rayına oturmasını bekliyorum.

 

“Herkes Nerede!..” serginizden sonraki çalışmalarınız nelerdir? 

Şu anda yeni bir seriye başladım. Ahmet Arif’in şiirinden de yola çıkarak “Anadoluyum ben anlıyor musun?” adında bir seri.  O seride bu toprakları toprak yapmaya katkıda bulunmuş değerlerin resimlerini yapacağım. Pir Sultan Abdal’ın, Hacı Bektaş Veli’nin, Yunus Emre’nin, Aşık Veysel’in veya İlyada’nın, Odysseia’nın, Homeros’un hikâyesini yani Anadolu’nun hafızasıyla alakalı olacak. Şu anda üzerinde çalıştığım çalışma Bilge Kağan ve Kültigin’in günümüze uyarlanmış hali şeklinde. 

Önceki Yazı

İstanbul Film Festivali rüzgar gibi geçti

Sonraki Yazı

Yerli karakterler animasyon sektörünü zirveye taşıdı 

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde