Kitaplara sığınmak

28 dakikada okunur

Ülke olarak zor günlerden geçiyoruz. Ne rahat bir uyku ne keyifli bir yemek ne de gönül rahatlığı ve kıvançla herhangi bir şey yapabiliyoruz. Milletimizin her bir ferdi meyus. Kalben de zihnen de olduğumuz yerde değiliz. Allah bu acıları bir daha yaşatmasın canlarımıza. Böylesi zor zamanlarda bir yandan da sığınacak limanlar, bir dost sıcaklığı ve samimiyeti arıyoruz. Nobel ve Pulitzer Ödülü sahibi Amerikalı romancı ve hikâye yazarı Ernest Miller Hemingway’in bir sözü geliyor aklıma: “Bir kitap kadar sadık dost yoktur.” Acıyı, mutluluğu, kederi, sevinci, yıkılmışlığı, neşeyi, öfkeyi, korkuyu, hüznü ve insana ait diğer tüm duyguları edebiyat, dolayısıyla da kitaplar kadar iyi ifade eden başka bir şey var mıdır? İşte bu yüzden Cemil Meriç gibi biz de kitaplara sığınıyor ve hayırlar feth olsun, şerler def olsun, diyoruz.

Yeni Çıkanlar

Kemal Tahir’i Okuma Kılavuzu / Mehmet Güven Avcı / Ketebe 

Namık Kemal Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Güven Avcı’nın bir kılavuz niteliği taşıyan bu çalışması, üretkenliği ile ön planda ve Türk edebiyatının en üretken roman yazarlarından birisi olan Kemal Tahir’in farklı yönlerine odaklanan metinleri derli toplu bir biçimde ele alıyor, biyografisi üzerine yapılan çalışmaları bir araya getiriyor, edebiyat, düşünce ve siyaset çevreleri üzerindeki etkisine değiniyor ve gelişmekte olan Türk sineması çevrelerinde yarattığı akisi ve bu konuda yapılan çalışmaları geniş bir çerçevede değerlendiriyor. Çalışma aynı zamanda bütünlüklü bir evren sunan Kemal Tahir romanlarına dair yeni bir sınıflandırma oluşturarak, Kemal Tahir’in düşüncesinin oluşumuna ve eserlerinin serüvenine eşlik ediyor. Kemal Tahir’i Okuma Kılavuzu, Kemal Tahir’in yaşamına, eserlerinin gelişimine, özellikle de romanlarına dair yapılan çalışmaları ve hakkındaki tartışmaları bir araya getirirken, Kemal Tahir’i ve romanlarını, Türk modernleşmesi bağlamında okuma önerisi sunuyor.

 

Taşı Taşırmak; felsefeden, sanat tarihinden, mimariden, tasavvuftan, dinî gelenekten, şiirden, şairanelikten ve nihayet gündelik hayatımızdan beslenen, Süleymaniye’nin “hikmetini” araştıran, dört başı mamur bir “Süleymaniye risalesi” oluyor.

Şiirimizin Tadına Geç Vardım – Edebiyat ve Sanat Dünyasından Necatigil’e Mektuplar / Behçet Necatigil / Yapı Kredi 

Behçet Necatigil’in mektup kitapları dizisi “Şiirinizin Tadına Geç Vardım” ile sürüyor. Necatigil’den Erdal Öz’e: “Bir de sanatla uğraşanların dostluğu vardır ki, bunun için yan yana gelmeler gerekmez çok kere. Yazılardan, eserlerden yayılan bir hava çeker birini ötekine, uzaklarda da olunsa. Bizimkisi böyle bir dostluktur. Asıl sağlam dostluklar da mesafeler ötesinde çalışmaları izlemekten, takdir ve bağlılıkları güçlendirmekten doğanlar olsa gerek.” Oktay Rifat’tan Necatigil’e: “Bugünlerde ben de seni düşünüyordum. Bunaltıcı bir şiir havası içindeyim. Yazıyorum, bozuyorum, bugün beğendiğimi yarın beğenmiyorum. Yaşamın şiir kesilmesi iyi de şiirden öteye geçmemesi bunaltıcı.” İlhan Berk’ten Necatigil’e: “Ey eski toprağı şiirimizin, günlerimin epeycesini boşa çıkardın, anlatımdan hep kaçıyorsun, hâlâ kıvıramadım seni yazmayı.” Gülten Akın’dan Necatigil’e: “Son günlerde çalıştığım yerdeki bazı zorunlu ilgilerden duyduğum korku, tiksinme yalnız başıma altından kalkabileceğim ağırlığı aşmıştı. Size sığındım.”

Taşı Taşırmak / Ahmet Murat / Ketebe 

“Bu kitap, camilerde duyulmuş bir sevincin eseri olsun, bir cami neşesiyle donanmış bulunsun isterim. Camilerin içinde geçen dakikalarımın şu fani dünyanın yabancılığını seyrelten en kıymetli anlarımın önemli bir kısmını oluşturduğunu, bu satırları yazdıkça daha iyi görüyorum. Bir cami yaptıracak param yoktu, ben de bu kitabı yazdım.” Dört şiir kitabı, üç deneme, üç araştırma-biyografi kitabı olan ve ilk kitabı ‘Kaf ve Rengi’ ile Necip Fazıl Ödülü’ne layık görülen Ahmet Murat, Taşı Taşırmak’ta bir mimari şaheser ve ibadethane olarak Süleymaniye Camii’ni ele alıyor. İstanbul’un çeşitli noktalarından Süleymaniye’ye farklı rotalarla, farklı yönlerden tırmanılabilmesi gibi, Ahmet Murat da Mimar Sinan’ın bu ölümsüz şaheserine kendine has ama interdisipliner yollarla yaklaşıyor. Böylece Taşı Taşırmak felsefeden, sanat tarihinden, mimariden, tasavvuftan, dinî gelenekten, şiirden, şairanelikten ve nihayet gündelik hayatımızdan beslenen, Süleymaniye’nin “hikmetini” araştıran, dört başı mamur bir “Süleymaniye risalesi” oluyor.

Tüm Yönleriyle Sezai Karakoç – Edebiyat Düşüncesi / Kemal Şamlıoğlu / Ekin 

Milletlerin gücü, ürettikleri kültür ve medeniyet değerlerinin varlığıyla ölçülmüştür. Bu sebeple insanlık tarihi, insanın zihni faaliyetlerde bulunma kabiliyetiyle ürettiği bilim, sanat ve kültür değerlerinin serüvenlerini, insanın kurduğu medeniyetleri ve medeniyetler arası ilişkileri anlatmaktadır. Medeniyetler ise bağrında yetiştirdiği kültür ve sanat kahramanlarıyla yaşarlar. Çünkü bu kahramanlar mensubu oldukları toplumlara şekil ve ruh verirler. Kalbi ölümsüzlük düşüncesiyle kodlanan insan, tabiatı gereği kalıcı olanın peşinden koşmuştur. İnsanın bedensel varlığının toprağa karıştığı ancak düşüncelerin daima diri kaldığı yeni bir dünya için bu erek, kuşkusuz anlamlı ve kıymetlidir. Sanatçı işte bu ereğin merkezinde olan, değerler silsilesinin nirengi noktasında duran bir mihenk taşıdır. Bu değerler silsilesinde ise ülkemiz ve şehrimiz açısından merhum Sezai Karakoç’un özel bir yeri vardır. Zira o; eylemleriyle söylemlerini dengede tutabilmiş, daha sonra bunları aynı potada eritebilmiş nadir fikir ve sanat adamlarımızdan birisidir. 

 

Önerdiklerim

Deliliğe Övgü / Desiderius Erasmus / Alfa 

Erasmus 1536 yılında Basel kentinde hayata veda ettiğinde, arkasında bıraktığı yığınla eser arasında Deliliğe Övgü kendisine sonsuzluk bahşeden en önemli eseri olur. Zaman zaman Erasmus’un yaptığı şakaları kaldıramayan bazı ilahiyatçılar yasaklatsa da Deliliğe Övgü yüzyıllar boyunca halk tarafından çok okunur ve sevilir. Çünkü Erasmus’un Deliliği, yani Stultitia’sı bir tanrıçadır, hem de lütfuna ereni dipsiz kuyuların karanlığından güneş ışığına çekip çıkaran ve yaşamı zevklere boğan bir tanrıça, yani bir kadın. Giyinişi, düşüncesi, davranışı ve yaşam şekliyle Minerva’nın, yani Bilgelik tanrıçasının tam zıddıdır. Erasmus, Stultitia ile Minerva arasında retoriksel sanatların yardımıyla öyle içinden çıkılmaz bir labirent örer ki, okuyucu deliliğin mi bilgelik, yoksa bilgeliğin mi delilik olduğunu bazen karıştırır. Erasmus deliliği önce överek yerer, sonra da yererek över. Çünkü Erasmus’un yerdiği sıradan delilik, yani insana göre deliliktir; övdüğü ise kutlu delilik, yani Tanrı katında kutsal olan deliliktir. Kutlu delilik özünde hakiki bir bilgelik içerir.

 

Pek çok kez sinemaya uyarlanan Momo, kırktan fazla dile çevrilmiş, tüm dünyada 7 milyonun üzerinde satılmıştır.

Simyacı / Paulo Coelho / Can 

Simyacı, Brezilyalı eski şarkı sözü yazarı Paulo Coelho’nun, “fenomen” olarak değerlendirilen üçüncü romanı Simyacı, altı yılda kırk iki ülkede yedi milyondan fazla sattı. Bu, Gabriel Garcia Marquez’den bu yana görülmemiş bir olay. Yüreğinde, çocukluğunu yitirmemiş olan okurlar için bir `klasik’ kimliği kazanan Simyacı’yı Saint-Exupery’nin Küçük Prens’i ve Richard Bach’ın Martı Jonathan Livingston’u ile karşılaştıranlar var (Publishers Weekly). Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir ‘nasihatnâme’: ‘Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın?’ sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken, güneşin doğuşunu seyretmek için şafak vakti uyanmaya benziyor.

Otostopçunun Galaksi Rehberi / Douglas Adams / Alfa 

Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşesinde, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bu güneşin yörüngesinde, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hâlâ çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler. Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kâğıt parçaları değildi. Bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse sefildi, dijital kol saatleri olanlar bile. Her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerini düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Yaklaşık iki bin yıl sonra, bir perşembe günü korkunç, aptal bir felaket meydana geldi. İşte bu kitap o felaketin doğurduğu bazı sonuçların öyküsüdür. 

Momo / Michael Ende / Pegasus 

Zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir. Momo, büyük bir kentin tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kızdır. Buldukları ya da kendisine hediye edilenler dışında hiçbir şeyi yoktur. Ancak olağanüstü bir yeteneği vardır: Momo, muhteşem bir dinleyicidir ve bunun için oldukça bol zamanı vardır. Bir gün hayaletimsi topluluk “duman adamlar” ortaya çıkar. İnce hesaplı planlar kurup insanların zamanını çalarlar. Onları durduracak tek kişiyse Momo’dur. Momo elinde bir çiçek, koltuğunun altında bir kaplumbağa ve gizemli Hora Usta’nın da yardımıyla koskoca duman adamlar ordusunun karşısında tek başına durur. Acaba Momo, zamanı çalan adamları tek başına alt edebilecek midir? Toplumumuz ve günümüz insanının zaman algısı ve zamanı okuması üzerine bir masal olan Momo’yla Michael Ende, Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü’ne layık görülmüştür. Pek çok kez sinemaya uyarlanan Momo, kırktan fazla dile çevrilmiş, tüm dünyada 7 milyonun üzerinde satılmıştır. Momo hem çocuklar hem de yetişkinler için bir masal niteliğinde bir eser.

Cemal Şakar’dan tavsiyeler

Bu sayımızda, Gidenler Gidenler, Yol Düşleri, Esenlik Zamanları, Pencere, Hayalperdesi, Hikâyât, Sular Tutuştuğunda, Mürekkep, Sessiz Harfler, Portakal Bahçeleri, Kara, Adı Leyla Olsun, Utanç, Bir Avuç Dünya, Yazı Bilinci, Yazının Gizledikleri, Edebiyatın Sırça Kulesi, İmge, Gerçeklik ve Kültür, Edebiyat Ne Söyler, Hasan Aycın’ın Çizgi’si, 40 Soruda Türk Öyküsü, Edebiyatın Doğası, Satır Arasındaki Anlam, Dilsiz’in Dile Gelişi, Kurmacanın Grameri, Fragmanlar-Gerçeklikten Koparılmış İmge eserlerinin sahibi, Türk öykü, inceleme ve eleştiri yazarı Cemal Şakar’a “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Kurmacanın Kıyıları / Jacques Ranciere / Metis 

Sosyal bilimlerde kuramların polisiye kurmacalarla bir ilişkisi var mı? Nasıl bir ilişkisi olabilir? Karl Marx Kapital’de neden komedya yerine tragedyayı tercih etmiştir? Gazete haberlerinde saf gerçekliği mi okuyoruz? Peki “gerçekçi” denen anlatılarda kurmacanın rolü ne? Ya anlatılardaki pencereler nereye açılır? Geleneksel olarak kurmacanın dışında bırakılan insanlar romana ve öyküye nasıl dahil edildiler? 1960’larda Marksist düşünür Louis Althusser ile beraber yazdığı Kapital’i Okumak ile ünlen Filozof Jacques Rancière uzun yıllardır siyasetin yanı sıra estetik, özellikle de edebiyat üstüne kafa yoruyor. Bu kitabında da bir yandan Honoré de Balzac, Edgar A. Poe, Rainer Maria Rilke, Marcel Proust, Joseph Conrad, William Faulkner ve W. G. Sebald gibi yazarların eserlerinden hareketle kurmacanın kıyılarını keşfe çıkıyor; bir yandansa Georg Lukács ve Erich Auerbach gibi güçlü yorumcularla “diyalog” içinde düşüncelerini geliştiriyor. Kurmacanın Kıyıları’nı edebiyat, eleştiri ve felsefeye ilgi duyan okurlarımızın zevkle okuyacağına inanıyoruz.

 

Marc Jimenez, Estetik Nedir?’de “Felsefi düşünce, sanatsal hayal gücünü hiçbir zaman gölgelemez.” düsturu çerçevesinde estetiğe dair güncelliğini yitirmemiş birçok sorunun cevabını sabırla yoğururken karmaşık kuramları aydınlatıp erişilebilir kılıyor.

Muhteşem Vahşi Dünya / Andrey Platonov / Metis 

John Berger’ın “günümüzde dünyanın muhtaç olduğu hikâyecilerin öncüsü” diye nitelediği Platonov’dan yaptığımız bu derleme, yazarın dokuz öyküsünden oluşuyor. İnsanın insanla, toplumla, teknoloji ve doğayla ilişkisini, insanın sevgi ve anlam arayışını konu alan ama okura net cevaplar vermekten kaçınan öyküler bunlar, hayatın kendisi gibi kimi zaman hüzünlü ve iç burkucu, kimi zaman absürd ve komik. Tıpkı bir kahramanının ufak tefek ihtiyar bir kadını “sonsuz değerini kavrayarak” kucağında taşıması gibi, Platonov da insanın, doğanın, tüm canlıların sonsuz değerini kavrayan ve bunu her satırında okura hissettiren bir yazar. Dahası, tanık olduğu onca kötülüğe, yaşadığı onca zorluğa rağmen insanın içindeki iyiliğe, paylaşmanın ve dayanışmanın gücüne inancını asla yitirmemiş bir yazar. İşte bu yüzden okur üzerinde dönüştürücü, sağaltıcı bir etki bırakıyor öyküleri: Hayat gailesi içinde unutmaya meylettiğimiz asıl önemli şeyleri bize o benzersiz üslubuyla, bin haykırışa bedel bir fısıltıyla hatırlatıyor.

 

Estetik Nedir? / Marc Jimenez / Ketebe 

Güzel nedir? Estetik özerklik mümkün müdür? Sanatın bir olma nedeni var mıdır? Sanat, insanın gelişimine etki eder mi? Estetik ve sanatın felsefe literatürüne katkıları üzerine fragmantal çalışmalar yapan Jimenez, Estetik Nedir?’de “Felsefi düşünce, sanatsal hayal gücünü hiçbir zaman gölgelemez.” düsturu çerçevesinde estetiğe dair güncelliğini yitirmemiş birçok sorunun cevabını sabırla yoğururken karmaşık kuramları aydınlatıp erişilebilir kılıyor. Platon döneminden günümüze değin geçerliliğini koruyan arayışlara detaylı cevaplar üreten yazar, bu kapsamlı çalışmasında Kant, Hegel, Marx, Freud, Heidegger ve Adorno gibi düşünürlere geniş bir yer veriyor. Bu düşünürlerden gelen bilgi aktarım sürecini kendi tezleriyle destekliyor ve akademik ya da genel ilgi alanı bağlamında “estetik” üzerine kafa yoran okur kitlesinin ilgisini çekecek bir eser ortaya koyuyor. Bunu yaparken de Hegel gibi bazı noktalarda anlaşılması zor kuramcıları açık bir yorumlama tekniğiyle günümüz okuruyla buluşturup estetikle sanatı yüzyıllara mal olan çekişmelerden çekip çıkararak uzlaştırıyor.

Çılgın Palmiyeler / William Faulkner / Yapı Kredi 

Faulkner, “Çılgın Palmiyeler” ve “Irmak Baba” başlıklı bu öyküleri tek romanın parçaları gibi tasarlamış, bölümlerini dönüşümlü biçimde sıralamıştır. Plan uyarınca kitap, Çılgın Palmiyeler’in ilk bölümüyle başlar, ardından “Irmak Baba”daki adsız mahkûmun öyküsünün ilk bölümü gelir; 3. bölümde Harry ile Charlotte’un öyküsü devam eder; 4. bölüm, yeniden mahkûmun başından geçenleri anlatır; sonraki bölümler de aynı biçimde sıralanır. 1939 tarihli bu benzersiz romanı için Faulkner şöyle diyor: “Çılgın Palmiyeler”in ilk bölümünü bitirir bitirmez, bir şeylerin eksik kaldığını, öykünün pekiştirilmesi, müzikteki kontrpuan benzeri bir yöntemle güçlendirilmesi gerektiğini gördüm. Bunun üzerine, “Çılgın Palmiyeler”deki öykü yeniden canlanıncaya kadar “Irmak Baba”yı yazdım. Derken, “Irmak Baba”nın birinci bölümünün sonuna gelince, onu bırakıp “Çılgın Palmiyeler”e döndüm ve gene gücünü yitirmeye başlayıncaya kadar yazmaya devam ettim. Sonra, onun “antitez”i olan “Irmak Baba”nın bir bölümünü daha yazarak “Çılgın Palmiyeler”i yeniden canlandırıp güçlendirdim.

Önceki Yazı

Korkular küçülüp kalpler büyüdü

Sonraki Yazı

Yıkımın ve umudun görselliği 

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde