Klasik Sanatlarımızın İki Güzide Muhafızı

19 dakikada okunur

Özcan ÜNLÜ

Prof. Dr. Fatma Çiçek Derman ve eşi Prof. Dr. Uğur Derman, klasik sanatlarımızın yok sayıldığı günlerden bugüne bu sanatlarımıza sahip çıkan… Eserleriyle, yetiştirdiği öğrencilerle, sergilerle, verdikleri konferanslarla bütün dünyada tanınmasını sağlayan iki kahraman… Derman çifti klasik sanatlar ‘muhafızlığına’ devam ediyorlar.

İki usta isim, iki örnek şahsiyet, iki güzel insan: Müzehhibe Prof. Dr. Fatma Çiçek Derman ile hat ve cilt üstadı Prof. Dr. Uğur Derman…

Ömürlerinin neredeyse 60 yılını birlikte geçiren, üreten, konuşan ve güzellikleri tanıtmak ve yaymak için yarışan iki insan. Evlilikleri boyunca sanatlarını hayatlarının merkezine almış, üç evlatlarını da bu atmosfer içinde yetiştirmiş iki kıymet…

Bugünlerde ‘rol model’ arayışında olan, az-biraz da kitapla, kalemle işi olanlar için güzel bir örnek…

1980’li yılların ortalarından beridir tanıdığım Derman çifti, hem Kubbealtı Akademisi’nde yetiştirdikleri onlarca gencimizi klasik sanatlarımıza armağan ettiler hem de birbirinden önemli eserleri ile kütüphanelerimize eşsiz hazineler kazandırdılar.

Onlar da insan elbette…

Onların da canını sıkan çok şeyler oldu hayatları boyunca…

Onlar da üzüldüler, ağladılar, kederlendiler ama asla ümitsizliğe kapılmadan bugüne kadar hayatlarını klasik sanatlarımız için vakfettiler.

Ortak nokta: Süheyl Ünver

Onları buluşturan en güçlü çekim gücü klasik sanatlarımızın hezarfenlerinden Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’di. İkisi de onun rahle-i tedrisinden geçtiler. Orada tanıştılar. Orada muhabbetleri gelişti, aşık oldular ve büyüklerinin tensip ve dualarıyla hayatlarını birleştirdiler.

Sonra…

Elbette Samiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, Münevver Ayaşlı dünyası…

Uğur Derman 1935 Bandırma doğumlu. Haydarpaşa Lisesi ve ardından İÜ Tıp Fakültesi Eczacılık Okulu’nu okudu. 15 yıl kadar serbest eczacılık yaptıktan sonra Türk Petrol Vakfı’nın yönetimini üstlendi, İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)’nin uzun yıllar danışmanlığını yaptı. Ebru üstadı Necmeddin Okyay’dan Osmanlı kitap sanatları konusunda icazet almayı başardı. Hattatlar Macid Ayral ve Halim Özyazıcı ile Ünver onu tamamlayan, donatan isimler oldu. Türk kitap sanatlarının öğretilmesi ve tanıtılması konusunda verdiği emekler ayakta alkışlanacak gayretleridir. Birçok üniversitede binlerce öğrenciye bu konularda dersler verdi. Profesörlük unvanını elde etti ve hat sanatımızın tanıtımı için Kültür Bakanlığı tarafından Kahire, Cidde ve Chicago’ya gönderildi. Ayrıca danışmanlığını yaptığı IRCICA da Bağdat, Kuveyt, Kahire, İslamabad ve Tunus’a aynı amaçla gönderdi.

İlk ebru kitabını keşfetti

Prof. Dr. Uğur Derman için düşmemiz gereken en önemli not ise, klasik ebru sanatıyla ilgili bilinen ilk tarih kitaplarından 1608 tarihli “Tertib-i Risale-i Ebri”yi keşfedip, geleneksel sanatlarla ilgilenenlere tanıtmış olmasıdır.

İlk günkü heyecanıyla konferanslar veren, öğrenci yetiştiren, sabır ve estetik abidesi Uğur Hoca hayatının bütün evrelerini, hatıralar ve fotoğraflar eşliğinde hazırlayıp 3 cilt olarak “Ömrümün Bereketi” adıyla yayınladı. Kubbealtı Neşriyat tarafından yayımlanan kitap, başarının hiç de tesadüf olmadığını gözler önüne seriyor. Bu konularda çalışma yapmak isteyenlere de rehberlik ediyor.

Çiçek Hanım da Uğur Bey de yetiştikleri çevreden tevarüs ettikleri üstün bir İstanbulluluk hasletiyle doludur. İkisi de çok zariftir. Yetenekli, çalışkan, kibar ve tevazuu sahibidirler.

Müzehhibe Fatma Çiçek Derman, 1945 Ankara doğumludur. Masmavi gözlü bir Ankaralı… İÜ Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun. Yaklaşık 30 yıl boyunca Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde öğretim üyeliği yaptı. Şimdilerde özel bir üniversitede ders vermeyi sürdürüyor. Klasik sanatlara vefasını dekanlık yaptığı dönemde Geleneksel Türk Sanatları Bölümü ve Tezhip-Minyatür Ana Sanat Dalı bölümlerini kurarak ve bu bölümlere başkanlık yaparak ödedi.

Rikkat Kunt’tan icazetli

Usta-çırak marifetiyle yetişen bir sanatkar. 1963-1965 yılları arasında tıp tarihi ve deontoloji ana bilim dalında, Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’in danışmanlığını yaptığı sırada tezhip sanatıyla tanışıp bu sanatı sevmesiyle hayatına yön verdi. Tezhibin büyük ustaları Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt’tan aldığı tezhip dersleri sayesinde 1982’de Kunt’tan icazete hak kazandı. O da çok sevgili eşi gibi icazetli bir sanatçı oldu. İkisi de Kültür Bakanlığı tarafından büyük ödüle layık görüldü. Kitapları, makaleleri ve yetiştirdiği yüzlerce talebesi ile eğitimini aldığı sanatın yücelmesi için bugüne kadar çaba gösterdi, göstermeye de devam ediyor.

Çiçek Hanımla ilgili bir not düşmemiz gerekiyor: Tezhip konusunda ülkemizde profesörlük unvanı alan (2002) ilk hocadır.

Kubbealtı Nakışhanesi’nde 1976’dan 2000’li yılların başına kadar fahri olarak tezhip hocalığı yaptı. Sonraki yıllarda bu sanatın inceliklerini ve yüceliğini dünyaya tanıtmak üzere görevlendirdi. Eşi Uğur Bey Doğuya ve güneye gönderilirken o da eşinin gittiği birçok ülkenin yanı sıra İsviçre, Almanya, İngiltere, Bosna-Hersek, İtalya ve ABD gibi Batı ülkelerine gönderildi. Dersler verdi, sergiler açtı.

İlle de milli kültür…

Çok yoğun çalıştılar. Birlikte ürettiler. Zaman zaman ayrı çalışma alanları oldu ama fikir ve önerileriyle birbirlerini sürekli desteklediler ve beslediler. Üç oğulları oldu ama bu sanatlardan hiçbiri ile ilgilenmediler. Fakat anne ve babalarıyla gurur duydular, evlerini onların hediye ettikleri tablolarla sanat galerisine çevirdiler, bu sevgileri torunlarına da sirayet etti. Onlar da dedelerinin ve babaannelerinin yaptıkları işe saygı duydular.

Hattat Uğur Derman’ın bugüne kadar 250’nin üzerinde yayını olduğunu söylersek, sanırız, üstadın klasik sanatlara yaptığı katkıyı bir kez daha perçinlemiş oluruz.

Onlar, Kur’an-ı Kerim’in bile öğretilmesinin ‘suç’ sayıldığı bir dönemden geliyorlar. Milli kültüre yabancı bir nesilden… Şair Zeki Ömer Defne’nin eşi ‘kahraman’ ilk okul öğretmeninden öğreniyor namaz kılmayı. Klasik sanatların çöpe atıldığı bir dönem. Ama hat sanatına onu sevk eden Süheyl Ünver ile Mahir İz ve Nihal Atsız’ı rahmet ve minnetle yad ediyor her seferinde. Ama Necmeddin Okyay ayrı bir yerde duruyor onun için:

“Necmeddin Okyay Hocanın bacanağı bizim iki ev ötemizde oturduğu için kendisi mahalleye gelip giderdi. Çekingenliğimden hemen yanaşamadım ama süt dayım olan Yeni Cami kayyımı beni hocaya götürdü. Elini öptükten sonra ‘Evladım eğer sülüs nesih yazmak istersen akademide Halim Efendi var, seni ona yollayayım. Benim ihtisasım talik yazıdır’ dedi. ‘Ben sizden yazmak istiyorum’ deyince herhalde hoşuna gitti, beni kabul etti. Süt dayım büyük bir münasebetsizlikle ‘Dersi kaça olacak’ diye sorunca adeta gözlerinden ateş çıktı, ‘Estağfirullah, biz bunu parayla öğrenmedik ki, parayla öğretelim’ dedi.”

Usta-çırak ilişkisi şart

Hattat Uğur Derman ile müzehhibe Çiçek Derman’ın hayata hoşgörü ile bakmalarının sırrı klasik sanatlarla iştigal etmeleri oldu. Milli kültürü tanımaları gerçek İstanbul şahsiyetlerini tanımaları ile hayatlarındaki uyum ise ikisinin de klasik sanatlarımızdan zevk almaları ile mümkün oldu. Uğur Beyin bu uyumla ilgili “Ruhi olarak bir birbirimiz tamamladık” sözü işin şifresi niteliğinde…

Üstatların dizi dibinden bugünlere gelen Derman çifti, gelenekli sanatlarımızın nasıl bir sabır ve çile işi olduğunu çok iyi biliyorlar. Batı sanatlarının bütün sanat alanlarını yok etmesi veya etkilemesi gerçeği ortada iken sadece klasik sanatlarımıza ‘bulaşmamış’ olması bir lütuf. Kitabını, kıyamete kadar koruyacağını ifade eden Allah’ın bir inayeti bu belki de…

Altı ay hat veya tezhip kursu görenlerin kendilerini sanatkar olarak ortaya atmalarından şikayetçi ikisi de… Usta-çırak münasebetinin yok olmasını doğru bulmuyorlar. İnternet ortamından alınacak derslerle bu sanatların öğrenilemeyeceğini ısrarla söylüyorlar. Hat veya tezhip öğreniminde paranın ilk plana alınmasına karşılar. Baştan itibaren ekmeklerini mesleklerinden kazanan her iki isim de bu yüzden, karşılarına çıkan ekonomik fırsatları bu sanatların ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle ellerinin tersiyle ittiler.

Evin Direği ‘Çiçek Hatun’

Uğur Beyin hitabıyla “Çiçek Hatun” evin direği. Bugüne kadar eve yeni gelen bir tabloyu nereye asacaklarına dair yaptıkları tartışmalar dışında herhangi büyük bir kavgaları olmamış. “Çiçek Hatun” evde yoksa her iş durur. Her şey ona danışılır. Evin içi Çiçek Hatunun, dışı ise Uğur Beyindir. İkisi evde ise tek gündem sanattır. Herkes bu sohbetlerden nasibini alır.

“Her şeye rağmen İstanbul” diyen iki sanatkarımız, çok okuyorlar, okuduklarını birbirlerine aktarıyorlar, seyahat etmeyi ve bu seyahatlerde not almayı seviyorlar. En büyük tutkuları ise -salgından önce- klasik musıki konserlerini takip etmek ve büyük bir hazla şarkıları dinlemek. Ayrıca kendi alanlarıyla ilgili sergileri gezmek de en büyük keyiflerinden…

Her karşılaştığımızda sanata doymadıklarını söylüyor Derman çifti… Yeşillikler içindeki evlerinde kitaplar ve yeni dosyalarla muhabbet halinde iken bunu hissediyorsunuz zaten. Evlerini o yüzden çok seviyorlar.

Uğur Bey, hocası Necmeddin Okyay’ın onu yakın çevresindekilere tanıtırken söylediği “Ben bu evlâdımın yetişmesini, virânede incir ağacı kendiliğinden nasıl biterse, ona benzetiyorum” sözlerini hiç unutmuyor ve kendisi de bu uğurda ömrünü feda ettiğini söylüyor.

Yazmaya böyle başladım

Bu konularla ilgili olarak Uğur Derman Hocanın, “Ömrümün Bereketi” kitaplarında çok sayıda anekdot mevcut…

Onlardan biri de şöyle: “Macid Ayral 1961’de hayatını kaybedince Süheyl Hoca, merhum hakkında bir şeyler yazmamı istedi. Biraz tereddüt etsem de kalemi elime aldım ve yazıyı yazdım. Bu yazı merhum Mehmet Şevket Eygi’nin Yeni İstiklal gazetesinde neşredildi. Ertesi gün Süheyl Hoca beni üniversite bahçesinde görünce şakayla takıldı: ‘Kardeşim, Macid’i öyle bir yazmışsın ki hani beni de yazar mısın diye ölesim geldi!’ dedi. İşte beni yazmaya başlatan bu sözdü.”

Mahir İz’den etkilendim

Asıl mesleğim eczacılık. Dedem ve dayım da eczacıydı. Aile mesleği olduğu için tercih ettim ama doğru bir meslek seçmediğimi sonradan anladım. 15 yıl kadar bu mesleği icra ettim. Doğrudan Türk edebiyatını veya sanat tarihini seçip de oralarda okusaydım, herhalde daha faydalı olurdum. Eczacılıkla çok vakit kaybettim. Haydarpaşa Lisesi’nde okurken Mahir İz Hocayı buldum. Dört yıllık lise tahsili uygulamasında seminer saatleri olurdu. Mahir İz ve Nihal Atsız’ın seminerlerinde yer bulunmazdı. Ben daha çok Mahir Beyin sohbetinden hoşlanırdım. Eski Türk edebiyatı dışında, Arap ve Fars edebiyatından örnekler verirdi. Söylediklerini not alırdım. Bu şekilde Osmanlı Türkçesine yakınlığım başladı.

Uğur Derman’ın eserleri

  • Türk Sanatında Ebru • Türk Hat Sanatının Şaheserleri • İslam Kültür Mirasında Hat Sanatı
  • Ömrümün Bereketi (3 cilt) • Medresetü’l Hattatin • Hilye-i Hakani • Emin Barın Hat Eserleri
  • Murakka’-ı Has: Tuğrakeş Bir Padişah Sultan III. Ahmed • Harflerin Aşkı

Çiçek Derman’ın eserleri

  • Rikkat Kunt Hoca Hanım
  • Türk Tezyini Sanatlarında Motifler (İnci A. Birol’la)
  • Kadıasker Mustafa İzzet Efendi Hilyesi (Uğur Derman’la)
Önceki Yazı

100 Yıl Sonra Aynı Lezzetle Okunmak İstiyorum

Sonraki Yazı

Çanakkale Türküsü Evrenseldir!

Son Yazılar

Birlikteydik ve Buradaydık

Müşerref Akay Türk bayrağı motifli kırmızı elbisesiyle, bir akşamüstü rüzgarına eşlik etmek için değil de, bir

Perdenin Ardı

“Kendi ahlakıyla bir millet ölür yahut yaşar” Mehmet Akif Ersoy Huzurun kanına girmek isteyenin yapacağı ilk

Coğrafyanın Kaderliği

Her toplum kendi doğal akışı içinde yaşar ve yaşamalıdır da. Söz konusu doğal akış içinde toplum

Geleceğin Radyocuları Mezun Oldu

Radyo Esenler tarafından geleceğin radyocularını yetiştirmek amacıyla hayata geçirilen ‘Radyonun Yeni Yıldızları Akademisi’nde ilk dönem öğrencileri