Tarih Yalnızca Tarih Değildir

12 dakikada okunur

Tarih ilminin var oluşu ve Aktüel Tarih Dergisi’ndeki işleyiş ile ilgili açıklamalarda bulunan Hakan Kekeç şöyle diyor “Tarih de sadece tarih değildir. Salt akademinin konusu diyemiyoruz artık. Herkesin bilgiye erişebildiği, kaynaklara inebildiği, sahaya çıkıp bir şeyler söyleyebildiği bir çağda yaşıyoruz. Söylediğim gibi kim olduğumuzla da ilgili bir mesele tarih.”

Muhammed Emre YAPRAKLI

Tarih dergileri son yıllarda dikkat çeken ve zaman zaman da popüler olan dergiler arasına adlarını yazdırmaya başladı. Aslına bakarsanız tarih ilmiyle uğraşanların bu kadar popüler olacağını düşünmezdim. Geçmişi bilme merakımızın toplum olarak diri kaldığını düşünüyorum. Tarih dergileri de bu diriliği sağlamakta ciddi anlamda katkı sunuyor. Gazeteci Yazar Hakan Kekeç’in yayın yönetmenliğini üstendiği Aktüel Tarih dergisi de bu ciddi katkı sunan dergiler arasına ilk sayısıyla girmeyi başardı. Hakan Kekeç ile derginin çıkma serüveni ve ilk sayısında incelediği 13. yüzyıl teması üzerine sohbet ettik.

Şu anda birçok tarih dergisinin çıktığını görüyoruz. Siz de dergiciliğe yeni bir soluk getirdiniz. Hangi boşlukları doldurmak istediniz?
Tema olarak bir olsalar da her dergi bir şekilde kendi usulünü belirliyor ve kendi hikâyesini yazıyor. Açıkçası dergi çıkmadan evvel çok aldığımız bir uyarıydı bu: Tarih dergisi çok. Ama biz sadece mâlumata yönelik bir iş yapmayacağımızı söylüyorduk. Çünkü mâlumat bağlamsız, kopuk, işleyemediğiniz bilgi demektir. Bizim derdimiz okuyucuyu derinleştirmek. Şimdi okuyuculardan gelen tepkilere baktığımızda farklılaşabildiğimizi görüyoruz. Usul olarak nedir fark peki diye soracak olursanız, sahadan tarih gazeteciliğidir derim. Basında da, tarih ilminde de, artık masa başı tutucu yöntemlerle idare edilemez.
Tarih yaşayanı ele alır
Derginin ismi dikkat çekici. Tarihi nasıl aktüel kılma niyetindesiniz?
Olmuş bitmiş hiçbir hadise tarih ilminin konusu olamaz. Tarih, geçmişe ait ama bugün hâlâ yaşayan meseleleri aslında ele alır. Ya da almak durumundadır. Bana göre bu açıdan çok aktüel bir sahadır tarih. İlk sayıda 13. asrı işledik. Çünkü bugün biz kimiz diye sorduğumuzda ki bu büyük bir sorudur, cevabın 13. asırda verildiğini ve bunun tesirinin tüm gücüyle devam ettiğini görürüz. Alt başlığa ‘Yıkılış ve Kuruluş Çağı’ dedik ama şimdi düşünüyorum ‘Biz Kimiz’ dahi olabilirmiş.
Dergide fikre ve akademik üretimlere destek verirken bir taraftan da görselliğe ciddi bir yatırım yapıyorsunuz. Kapak fotoğrafı çekimi ve içerideki görsel grafikler çok dikkat çekiyor. Nasıl bir hedefiniz var?
Nihayetinde ben bir medya mensubuyum. İşlediğim tema ne olursa olsun medya ilminin de doğruları var. Bunların en başında gelen, güçlü tasarım ve görsel seçimi. Konu, başlık ve makale seçimi kadar vaktimizi aldı diyebilirim grafik kısmı. Makalelerden bahsedilen sahalara gittim ve fotoğraf çektim. Hayri Kaplan Hoca ile röportaj yapacaktık. Hoca bir o şehirde bir bu şehirde. Yoğun. Ara ki bulasın. Röportajı yazılı yapsak fotoğrafı yok. Bana biri şu gün şu saatte hoca Eskişehir’de şu restoranda olacak dediler. İstanbul’dan arabaya atladım ve Eskişehir’e gittim. Fotoğrafı çekip geldim. Popüler dergisiniz ve görsel de işimizin mühim bir parçası.
Tarih kim olduğumuzla da ilgili
Hem akademik bir tablo çizmek hem de güncel takipçileri yakalamak zor olsa gerek?
Bunun cevabını zannediyorum derginin raf süresi dolduğunda ben de öğreneceğim. Taltif edilip temin edilmişse başarmışız demek ki diyebileceğiz. Bir laf var: Futbol sadece futbol değildir. Tarih de böyledir: Tarih de sadece tarih değildir. Salt akademinin konusu diyemiyoruz artık. Herkesin bilgiye erişebildiği, kaynaklara inebildiği, sahaya çıkıp bir şeyler söyleyebildiği bir çağda yaşıyoruz. Söylediğim gibi kim olduğumuzla da ilgili bir mesele tarih. Dolayısıyla hepimiz şöyle bir bakıyoruz muhakkak. Biyologların işine karışmıyoruz ama tarihçilerin işine karışıyoruz. Akademisyen hocalarımız da bunun farkındalar ve akademik hakemli dergilerin dışında popüler alanlara oldukça ehemmiyet veriyorlar.
‘Yıkılış ve Kuruluş Çağı 13. Asır’ kapağı ve dosyasıyla yola çıkmışsınız. İlk sayıda neden 13. asra mercek tutmak istediniz?
13. asra dikkatinizi iki yönden çekmek isterim. Bir; ilk İslam Devletinden beri yaklaşık beş asırdır süren giden medeniyet Moğol istilası ile atların altında ezildi ve kayboldu. İki; Çok kısa bir sürede İslam medeniyeti o yok oluşun içerisinden hem de daha güçlü bir şekilde çıktı. Bu bana göre muazzam bir vakıadır. İrdelenmesi gerekir. Bilhassa Türkler, biz, o yeniden Kuruluş çağının eserleriyiz. Kim olduğumuzu idrak için 13. asra dikkat kesilmeliyiz.
13. asırda doğru bilinen bazı gerçekler var. Bektaşiliğin Yeniçeriler’de ve Anadolu’daki gelişimi ve durumu üzerinden ya kabullenilemeyen ya da anlaşılamayan bazı unsurlar var. Alevilik ve Bektaşilik üzerinden kültürel anlayışımız neden anlaşılamıyor?
Alevilik ve Bektâşilik Diyar-ı Rûm Müslümanlığının yalnızca bir parçasıdır. Özü değildir. Özünden zuhur etmiş bir tarihsel hadisedir. Direkt kendisidir dediğimizde hata etmiş olunur. Ki ediliyor da. Hacı Bektaş-ı Veli’den evvel yaşamış mutasavvıfları dahi Bektâşî ilan ediyorlar. Ne gerek varsa buna. Türklerin Müslümanlığı ehl-i beyt’e muhabbet üzerinden sufîleşir. Bu Alevilik ve Bektâşîlik ile ortaktır. Nasıl ortak olmasın. Ama Mevlevîlikde de böyledir Vefaîlik’te de. Türkler Âl-i abâ kıtmîri derler kendilerine. Ama bu kadar. Yeniçerilik’te Bektaşiliğin öne alınması ise İran’da ortaya çıkan siyasi hadiselere karşı bir yanıttır.
Biz kimiz sorusuna yanıt verdiler
Yunus Emre, Hacı Bektaş ve Mevlana gibi isimlerin 13. Asırdaki oluşturdukları etkinin hala devam ettiğini görüyoruz. O yıllardaki hangi dinamikler buna yol açtı?
13. asır mutasavvıfları en zahiri süreçte biz kimiz sorusuna yanıt verdiler. Bizler de en nihayetinde sevinçte de hüzünde de, şatafatta da sefalette de ahlâk-i Muhammedîyi esas almalıyız ve fırka ayrımlarını bir kenara bırakarak evvel yerde duran cesedi bir olup kaldırmalıyız dediler. Bunu yaparken de başka başka onlarca soruya Kur’an ve sünnet rehberliğinde yanıtlar verdiler. Resûlullah (s.a.v) veda hutbesinde sizler için dininizi tamamladım dedi. Buna dikkat etmek gerekir.
Arkeoloji tarihin ilk destekçisi
Dergideki birçok yazının ciddi arkeolojik çalışmalara dayandığını görüyoruz. Tarih çalışmalarında arkelojinin nasıl bir misyon yüklediğini düşünüyorsunuz?
Bilhassa yazılı materyalin eksik olduğu noktada arkeoloji tarih ilminin ilk destekçisi, yardımcısıdır. “Osman Bey kimdir?” diye sorduğumuzda çağdaş bir Bizans kaynağı dışında bir kaynak yok elimizde. O da der ki “Türklerin en atılganıdır.” Demek daha o zamandan seziyordu insanlar. Ama bu kadar. Dolayısıyla arkeoloji önemli hale geliyor. İlk büyük fethi Karacahisar’dır. Osman Bey’in. Derginin üretim sürecinde gittim. Kazı başkanı ile görüştüm. Konu hakkında kendisinden yazı da aldık. Bir de Ani’de malum Selçuklu dönemiyle ilgili bir kazı süreci yaşanıyor. Onu da konu ettik.
Önümüzdeki sayılarda hangi konular üzerine çalışmalar yürütüyorsunuz?
Anlaşılamadığını düşündüğümüz dört konu belirledik. Bilhassa o dört dosya konusunu bir bitireceğiz. Ama izninizle ipucu vermeyeyim.

Önceki Yazı

“Türk sinemasında inanç ve kültür konuları çok az!”

Sonraki Yazı

Bir Balat var Balat’tan içeri

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye