Tarihi Değiştiremem Ama Gösterebilirim

13 dakikada okunur

FATMA ÇELİK

Geçtiğimiz yıllarda National Geographic Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nın birincisi olan tek Türk kadın fotoğrafçı F. Dilek Uyar, 2020 Sony Dünya Fotoğrafçılık Yarışması’nda Türkiye Ulusal Ödülü başta olmak üzere pek çok önemli ödülün sahibi. Yine bir ilke imza atan Uyar, 2020 IPA Uluslararası Fotoğrafçılık Ödülleri’nde “Yılın Keşfi” ödülüne hak kazandı. 120 ülkeden 13 bin başvurunun değerlendirildiği yarışmada bütün kategorileri geride bırakan Uyar’ın 10 fotoğraftan oluşan “In Epicentre of Covid 19” (Kovid 19 Merkez Üssünde) konulu fotoğraf serisi koronavirüsün Türkiye’de başlamasının hemen ardından ortaya çıktı. Mayıs 2020’de Gazi Üniversitesi Hastanesi’nde yoğun bakım servisinde bir ay geçiren Uyar, yaşananları kendi kadrajıyla kayıt altına aldı.

2020 IPA Uluslararası Fotoğrafçılık Ödülleri’nde “Yılın Keşfi” ödülünün sizin gibi başarıları bir fotoğrafçı için önemi nedir?

Fotoğraf hayatımda bu zamana kadar National Geographic sonrası aldığım en önemli ve en büyük ödülüm diye düşünüyorum. Çünkü alt kategorileri geçerek bile kendi kategorinizde başarılı olmak çok zor. IPA’da bunu başarabilen hiçbir Türk yok ne yazık ki. Bir de üstüne Discovery of year seçilmek inanılmaz bir mutluluk oldu. IPA’nın önemi de ilk defa seri fotoğraflarla bu ödülün bana geliyor olması. Proje bazlı bir çalışmayla böylesi bir ödülün bana geliyor olması gerçekten çok önemli. Çok büyük zorluklarla yapılmıştı.

GÖREV OLARAK BENİMSEDİM

Zorluklar demişken, seri  pandeminin en tehlikeli olduğu dönemde ortaya çıktı. Hiç tereddütleriniz olmadı mı, korkmadınız mı?

Şu anda bir hastaneye gidip pandeminin etkisini çekmenin bir faydası olmaz ama her şeyin soru işareti olduğu, her şeyin alevli olduğu o ilk zamanlarda ben oradaydım. İnanılmaz korkuyordum. Maske yasağı gelmeden maske ve eldiven ile dolaşan bir insandım. O dönemde oraya inanılmaz korkularla girdim. Her gün çift kıyafet giyerek hastaneye gittim. Yaklaşık bir ay hastanedeydim ve çocuklarımın yanına doğru dürüst yaklaşamadım. Tam fotoğraf çekimleri bitti derken kendimi 14 gün karantinaya aldım. Karantinada da sürekli psikolojik olarak ateşim çıkıyordu. Tarih, bugünleri yaşayan insanlar dışında ilerde bizim çektiğimiz bu fotoğraflarla hatırlanacak. Ben bir fotoğrafçı olarak tarihi değiştiremem ama bunu gösterebilme gücüne sahibim. Bu dönemi hatırlayan herkes öldüğünde pandemi zamanlarını fotoğraflar anlatıyor olacak.

Herkes evine kapanmışken böyle bir fikir nasıl ortaya çıktı?

Ben her sene gelen yeni bir ödülle paniğe kapılıyorum. ‘Eyvah çıta yükseldi seneye ne yapmam lazım’ diye. Belki bu kaygıydı beni hep diri ve ayakta tutan, çalışmaya, düşünmeye iten. Pandemi başlayınca zaten ne yapacağız kaygısı vardı. O biraz daha arttı ve ben daha fazla panikledim. Sonra işin rengi ve ciddiyeti arttı. İkinci dünya savaşından beri dünyayı etkileyen bu kadar ciddi bir olay yaşanmamıştı ve benim fotoğrafçı olarak yapabileceğim yegâne şey buydu. Bu benim belki de görevimdi. Görev olarak benimsedim ve bunu yapmam lazım dedim. Bir de dünyadan çok fazla fotoğraf görüyordum. Hep bizden daha iyi sandığımız ülkelerin hastane fotoğraflarıyla zannettiğimiz kadar modern ve gelişmiş olmadıklarını gördüm. Bizdeki sıradan hastaneler bile oralarda gördüklerimden daha iyiydi. Bir taraftan bunu da göstermek istedim.

SAĞLIK SİSTEMİMİZE GÜVENİM TAZELENDİ

Hastanede geçirdiğiniz günlerden sonra hayatınızda değişimler oldu mu? İnsanların ölümle savaşına tanıklık ettiniz.

Orada geçirdiğiniz süreden sonra hayatta karşınıza çıkan olaylara farklı bakmaya başlıyorsunuz. Ben çok ısrarcı olamayan, istemeyi bilmeyen bir kadındım. Bu proje için defalarca reddedildim. Israrcı olmam neticesinde de elde ettiğim şeyin ne kadar önemli olduğunu fark ettim. İyi ki ısrar etmişim diyorum. Hayatımdaki önemli bir değişim de sigarayı bırakmam oldu. O süreçte can boğazdan gelir diyerek yemek yedim ve 20 kilo aldım. Türk sağlık sistemine bakışım değişti. İster istemez birçoğumuzda Batı’ya özenti var. Ben özellikle hastaneleri gördükten sonra eşime “Eğer enfekte olursam beni özel hastaneye değil Şehir Hastanesine ya da Gazi’ye götürün” dedim. Her ikisine de girdim her ikisini de gördüm. Oralarda çok iyi bakıyorlar. Hastane koşulları ve imkânları çok iyi. Sağlık sistemimize güvenim tazelendi.

Size göre binlerce seçki arasında neden sizin kareleriniz seçildi?

Benin serimin seçilmesinin birkaç sebebi var diye düşünüyorum. Bir tanesi sürecin en başında ve en korkulan zamanlarında fotoğraflamayı başarmış olmam. İkincisi ben foto muhabirleri gibi içeri bir misafir olarak girip bir iki kare çekip çıkmadım. Bir ay boyunca hastaneye gidip geldim. Orada fazla vakit geçiriyor olmak ister istemez fotoğraflara artı olarak yansıdı. Enfekte olmayı göze alarak, hayati riskimi maksimuma çıkartarak, izin prosedürleriyle uğraşarak fark oluşturmaya çalıştım. Böyle olunca da diğer seçkiler arasından sıyrıldım.

FOTOĞRAF GÖRMEK İSTEMEDİKLERİMİZİ DE BİZE GÖSTERİYOR

Tarihe tanıklık eden fotoğraflarla artık sorumluluğunuzun arttığını hissediyor musunuz?

Fotoğrafın pek çok anlamda inanılmaz bir gücü var. Tarihi anlatma konusunda aslında kendimle gurur duyuyor ve mutluyum. Çünkü fotoğraflarıma bakıldığı sürece ben de yaşıyor olacağım. Bir şekilde iz bırakmış oldum. Seyahat ederek Türk kültürünü tanıtmanın yanında sosyal sorumluluk projelerine ağırlık verme fikrim perçinleşiyor. Toplumda bilinci artıracak iz bırakacak projeler olmasını ben de istiyorum. Bundan sonra projelerle hikâye anlatıcılığı daha yoğun olarak devam edecek diye umut ediyorum.

Son olarak fotoğrafın gücünü nasıl tarif edersiniz?

Fotoğraf doğru kullanıldığında inanılmaz bir propaganda aracı. Gerektiğinde en sessiz, en sinsi bir silah. Onlarca gözünüz olmasını sağlayan bir araç. Üstelik hem geçmiş hem de gelecek zamanı gösterecek güce sahip. Fotoğrafın ve fotoğrafçının en büyük gücü odasında oturan insana göz olabilmesi. Ayrıca fotoğraf görmek istemediklerimizi de bize gösteriyor olmasından dolayı çok güçlü.

YAPAMAZSIN DENİLEN HER ŞEYİ YAPTIM

National Geographic Uluslararası Fotoğraf Yarışması’ndaki birinciliğinizden beri sizi tanıyorum. O zamanlar fotoğraf tutkunuzun peşinde avukatlığı bırakmıştınız. Tutkunuzun buralara geleceğini tahmin ettiniz mi hiç?

Ben yola ilkleri başaracağım diye çıkmamıştım. Bir avukat olarak adliyenin kara kara duvarlarından sıkılmıştım ve kendimi bulmak için yola çıkmıştım. Fotoğraf benim aracımdı. Buralara geleceğini de hiç tahmin etmedim. Öyle çok büyük hayaller kurarak yola çıkmadım. Sadece bana yapamazsın dediler ben yaparım dedim. Her başarıma bir şey söylediler. Aşağıya çekmeye çalıştılar. Onların yapamazsın dediği her şeyi ben aslında yaptım. Beni eleştiren herkes olduğu yerde sayarken ya da gerilemişken ben çıtayı yukarılara çıkardım. İşin daha da zorlu bir tarafı kişisel başarıların hiçbir önemi yok. Ben ölür giderim. Önemli olan Türk fotoğrafında bir etki, bir güç oluşturabilmek. Bunun için bizim uluslararası platformlarda daha sık görünmemiz lazım. Bilindik yerlerde daha çok ödüller almamız lazım. Bu alanda böylece arkadan gelenlere yol açabilmiş oluruz.

Önceki Yazı

Sancar’ın Adı Ölümsüz Oluyor

Sonraki Yazı

‘Anadolu Rock’ın Yaşayan Babası

Son Yazılar

Çölde Doğan Şiir

Kalıntıları bugün de hayatiyetini sürdüren İttihat ve Terakki’nin tek bir hedefi vardı: Ne olursa olsun, Abdülhamid