Karagöz’ü anlamıyorlar

18 dakikada okunur

Karagöz zamanın içinde yaşananları anlatıyor. Bunun dışında gerçeküstü hikayeleri, halk efsanelerini anlatıyor ama birçok oyununda bugünü anlatıyor. Karagöz (Gölge oyunu) sanatçısı Cengiz Özek, deriden perdeye Karagöz sanatıyla ilgili merak edilenleri yanıtladı. Karagöz’ün bilinmeyen yönlerini bizlerle paylaştı.

Türk kültür mirası olan Karagöz, yüzyıllar boyunca hem güldürdü hem de düşündürdü. Osmanlı’da özellikle Ramazan ayının vazgeçilmez bir parçasıydı. Karagöz sanatçıları, Kadir Gecesi’ne kadar olan 28 günlük süreçte 28 adet oyun hazırlıyorlardı. Yalnızca Ramazanların değil hayatın bir parçasıydı Karagöz. Namı sınırları aşmış bu sanat ne yazık ki günümüzde kaybolmaya yüz tuttu. Ama halen bu kültür mirasımızın koruyuculuğunu yapan sanatçıların olması bizlere bir umut ışığı oluyor. Kültür mirasımızın koruyuculuğunu yapan sanatçıların önde gelen ismi Cengiz Özek, kendisi İstanbul Kukla Vakfı’nın kurucusu ayrıca Uluslararası Kukla Festivali düzenleyerek Karagöz sanatının üzerindeki tozu atıp tekrar canlanması yolunda takdire şayan çalışmalar yapan bir sanatçı. Biz de büyük ustaya Karagöz sanatı ile ilgili merak ettiklerimizi sorduk.
Hayatınızı Karagöz sanatına adamanızda sizi teşvik eden bir isim oldu mu?
Karagöz sanatıyla tanışmamı sağlayan, ortaokuldaki resim hocam Ali Rıza Kıyak oldu. Aslında ilginç bir kişilikti, kendisi iç mimardı ama mimarlık yapmayı tercih etmeyip okullarda resim öğretmenliği yapmayı seçmişti. Bizden önce görev yaptığı okuldaki öğrencileri arasında, eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş hatta Cumhurbaşkanımız bile var. Çok ilginç bir isim, kendisiyle birlikte yaptırdığı el işi derslerinde Karagöz ile tanıştım. Orada öylesine büyük bir sevgi göstermişim ki Karagöz’e, bizzat nasıl yapılacağını gösterdi. Kendisiyle yaptığımız çalışmalar esnasında Karagöz’ün nasıl yapıldığını öğrendim ve ondan sonra Karagöz’le serüvenim hayat bulmaya başladı.
Hem dijital hem gerçek Karagöz Müzeleri’nin yapılması gerekiyor
Karagöz dünya çapında bu kadar ilgi görmüşken ülkemizde hak ettiği değeri gördüğünü düşünüyor musunuz?
Maalesef Karagöz yeterince hak ettiği ilgiyi görmüyor. Bütün dünya müzelerinde Karagöz’e yer veriliyor ve sergileniyor. Türkiye’de UNESCO Kültür Mirası olarak kabul edilmesine rağmen Türkiye’de Karagöz sergileyen müzelerin sayısı parmakla gösterilecek kadar az. Bursa’da Etnografya Müzesi, Karagöz Evi diye açılmış ama bence kötü bir müze. İstanbul’da İslam Eserleri Müzesi, Karagöz’ü görebileceğiniz nadir yerlerden. Daha geniş kapsamlı ve müstakil bir düzey ile taçlandırmak gerektiğini düşünüyorum ki bunun Kültür ve Turizm Bakanlığımızın görevi olduğu kanaatindeyim. Aynı zamanda somut olmayan kültür mirası olarak kabul edilmesinden dolayı Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın UNESCO’ya borçlandığı bir durum Karagöz Müzesi’nin yer alması. Çünkü küreselleşen dünyada geleneksel özellikler oldukça önem taşımaya başladı. Herhangi bir yere ait olmayan bir sanatın uzantısı olmadığımızı, kendi kültürümüzden de izlerin her zaman var olduğunu anlatabilmemiz için sanatlarımızla, yerel kimlikteki eserlerimizle bütün dünyaya seslenebileceğimiz hem dijital hem de gerçek müzeler yapılması gerekiyor. Karagöz Müzesi de öncelikli yapılması gerekenlerden biri.
Karagöz, günü kovalayan bir sanattır
Siz Karagöz’ü gelenekselden modernize eden bir sanatçısınız, sizi bu sürece iten ne oldu?
Ben modernize etmedim aslında, Karagöz’ün kendi yapısı böyle. Bence Karagöz’ü anlamıyor insanlar çünkü Karagöz kendi içinde güncel zaten. Karagöz zamanın içinde yaşananları anlatıyor. Bunun dışında gerçeküstü hikayeleri, halk efsanelerini anlatıyor ama birçok oyununda bugünü anlatıyor. Hatta bugün Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonuna baktığımız zaman o koleksiyonda uçan balonu görüyoruz. 16. yüzyılda gölge oyununun Türkiye’de olduğunu varsayarsak, nasıl olabiliyor da bir uçan balon olabiliyor ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Müzesinde nasıl bir şimendifer bulunabiliyor. Demek ki Karagöz zamanıyla ilgili olayları takip ediyor. Diğer bir örnek olarak kullanılan kostümlere bakalım. Kavuktan fese geçildiğinde Karagöz’de de bu değişim görülüyor. Örneğin Sultan Abdülaziz görevde az kalmış olmasına rağmen taktığı farklı fes türü de Karagöz’de yer alıyor. O zaman kısa sürede bile moda takip edilmişse demek ki Karagöz günü kovalayan bir sanattır. Ben de günü kovalayan karagözün peşindeyim.
Gelenekselde Karagöz çocuklara mı hitap ediyor?
Eskiden oynanan Karagöz oyunlarının tamamı yetişkinlere hitap ediyordu. Şu anda günümüzde hem yetişkinlere hem çocuklara ayrı ayrı oyunlar yapılabilir ki yapan Karagözcüler var. Aile olarak seyredilebilecek oyunlar kategorisine de alabiliriz. Kukla çünkü diğer tiyatro formlarına göre biraz daha zengin bir seyirci yelpazesine sahip.
Beni doyuracak bir oyun bulamadığım için mecburen yazar oldum
Kendi oyunlarınızı kendiniz üretiyorsunuz, bu size ne hissettiriyor?
Aslında ben bir yazar değilim ama tabii ki de tiyatro eğitimi aldım. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünden mezunum. Daha sonra konservatuvarlarda tiyatro eğitimi verdim. Aldığım eğitimler bir yazar olmama kâfi değil. Oyunculuk için yeterli eğitime sahibim ama baktığım zaman beni doyuracak olan bir oyun bulamadığım için mecburen yazar oldum. Çünkü düşlediğim oyunu Karagöz’de yapabilmem gerekiyor. Günü yakalayan, günü takip eden bir oyun yapabilmem gerekiyordu onun için oturdum kendi oyunlarımı kendim yazdım. Gördüğüm kadarıyla oldukça başarılı oldu bu oyunlar. Çünkü bütün dünyada onlarca yüzlerce kez oynanıldı ve çok önemli uluslararası ödüllere layık görüldü. O açıdan çok mutluyum. Son yazdığım oyun “Sihirli Lamba” hem Sırpçaya hem de Çinceye çevrildi. Diğer yandan Bosna Devlet Tiyatrosu tarafından oynandı ve Tayvan Tay Şok’ta okullar arası bir oyun olarak sahnelenmeye başlandı.
Sanatınızın dönüm noktası dediğiniz bir an var mı?
Var. 1990 yılında askerden yeni dönmüştüm ve Danimarka’da yapılan Türk Esintileri festivaline davet edildim. Alelacele elimdeki figürlere göre bir oyun yazmam gerekiyordu ki çok önemli bir festivaldi. Yıldız Kenter, Ben Anadolu adlı oyunu oynuyor, Atilla Manizade opera, Duygu Asena söyleşileriyle, Can Yücel şiirleriyle, Okay Temiz müzikleriyle katıldığı bir festivaldi. Çok önemli sanatçılar katılıyordu, ben de bu kervanda yerimi almalıydım diye düşündüm ve Büyülü Ağaç adlı oyunumu yazdım. Hep düşlediğim bir şey o festivale denk geldi. Prömiyerini Danimarka Aarhus kentinde yaptı. İşte bu oyun benim için klasik Karagöz’de kırılma noktası oldu. “Çöp Canavarı” adlı oyunumda Karagöz ile uğraşan diğer Karagözcülerin kırılma noktasıdır. Onlara bir özgürlük alanı açıldığını hissettiklerini düşünüyorum.
Gerçekleştirmiş olduğunuz Uluslararası İstanbul Kukla Festivali geleneksel gölge oyununa ne gibi bir katkısı oldu?
Uluslararası İstanbul Kukla Festivali 1998 yılında başladı. Bu festivalin oluşturulma nedeni tabii ki Karagöz’e bir katkı sağlamasıydı. Hem de ülkemizde diğer kukla formlarının tanıtılmasına olanak verecek bir ortam hazırlamaktı. Çünkü biz o dönemlerde dünyada gösteriler yapmaya başlamış ve büyük bir beğeniyle karşılanıyorduk. Aldığımız davetler neticesinde insanlar Türkiye’de kim bilir başka nice kukla formları vardır, başka karagöz gösterileri vardır, diye büyük bir heyecanla İstanbul’a gelip, hangi festivalde gösteri yapacaklarını soruyorlardı. Maalesef bu sorulara yanıt verecek bir şey yoktu. İşte bu boşluğu doldurabilecek bir oluşum hazırlamak istedik. Bu vesile ile İstanbul Kukla Festivali gündeme geldi. Festival kurulduğu günden bu yana özel bir festivaldir. Bilet satışıyla kendini döndüren, kendi ayakları üstünde kendi duran dünyada da ender örneklerden biridir. Hele ki ülkemiz için özel uluslararası bir festival yapmak bir ilktir. Arkamızda bir holding yok, devlet yok, tamamen sanatın kendisi var.
Karagöz gölge oyununda perdede belli kurallar ve sınırlar var mı?
Birtakım kurallar var. Tüm Karagöz oyunları; giriş, söyleşi, ana oyun ve bitiş bölümlerinden oluşur. Girişte, Hacivat şarkı ve gazel okuyarak Karagöz’ü perdeye davet eder; söyleşi bölümünde Karagöz ve Hacivat birbiriyle söyleşir ve günün önemli olaylarını perdeye getirir; ana oyunda ise ne anlatılmak isteniyorsa o anlatılır; bitişte ise Karagöz oyunun bittiğini ilan eder, bir sonraki gösterinin yerini, zamanını, ismini belirterek bir umut bırakarak perdeyi kapatır. Karagöz perdesinin bu kurallar dışında olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir kuralı yok gibi gözüküyor diyebiliriz.
Karagöz tek kişinin oynattığı bir sanat
Karagöz’ün pek de bilinmeyen sırları var mı?
İyi bir Karagöz oyununda arkada birçok kişi var sanılır, halbuki Karagöz tek kişinin oynattığı bir sanattır. Bütün figürleri tek kişi oynatır ve bütün seslendirmeyi de o tek kişi yapar. Bu Karagöz’ün vazgeçilmez unsurudur ama bu zaman zaman seyirciyi hayrete düşüren bir durumdur. Yalnız Türkiye’de değil dünyada da öyle.
Karagöz neden kaybolmaya yüz tuttu?
Aslında ne zaman kaybolmaya yüz tuttu oraya bakmak lazım. Karagöz bir dönemler yegâne eğlencelerden biriydi. İstanbul’un eski İstanbul dediğimiz bölgesinin tamamında oynatılıyordu. Zamanla devir değişmeye başlıyor. Özellikle de Edip Paşa ve Şehzadebaşı denilen bölgelerde değişik formda gösteriler yapılıyor. Bu süreç Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’ya açılmasıyla başlıyor. Dışarıdan kabareler, Fransa’dan kankan dansları, müzikler ve başka kukla gösterileri geliyor. İşte bunlar Karagöz’ün tahtını yavaş yavaş devralmaya başlıyor. Kantolar, düetler o dönemin en önemli eğlenceleri olmaya başlıyor. Artık insanlar onları seyretmeye gidiyor. Öte yandan Güllü Agop’un denetiminde birçok tiyatro kuruluyor, tuluat tiyatroları kuruluyor, orta oyunu denilen Karagöz’den türeyen perdeden sahneye Karagöz’ün inmiş hali olarak da görülen ve adlandırılan ortaoyunu gibi başka bir form da ortaya çıkmaya başlıyor. Bütün bunlar hep bir arada İstanbul’da var oluyor. Hepsi bir arada olunca daha ilkel bir formu olan Karagöz tahtını yeni eğlencelere bırakmaya başlıyor.

Önceki Yazı

Sonsuzluk sergisinde “Unutulmayacaklar”

Sonraki Yazı

Tasvirlere yansıyan Osmanlı Ramazanları

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde