Sesin toplumsal arka planı “Portede Saklı Tarih”te

7 dakikada okunur

Bertolt Brecht ünlü dizelerinde “kitapların her sayfasında bir zafer yazılı / ama pişiren kimler zafer aşını?” diye sorarken geleneksel tarihçiliğin siyasî olaylar ve büyük liderler üzerinden yaptıkları okumayı sorgulamaya açar. Neyse ki günümüzde tarihçilik siyasî antlaşmalar, önderlere atfedilen zafer ve yenilgilerin ötesinde toplum ve kültür merkezli bir analiz geliştirmeye çok daha olanak sağlayan disiplinlerarası bir bakışla meselelere yaklaşıyor. Böyle bir okuma içinde edebiyat ve müzik toplumu analiz edebilmede önemli kültürel araçlar olarak değerlendirilebiliyor. Osmanlı tarihçiliğinin kutbu Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Şair ve Patron”, “Has-bağçe’de ‘Ayş u Tarab: Nedîmler, Şâîrler, Mutrîbler” isimli kitapları bu konuda çok değerli katkılar. Prof. Dr. Mehmet Kalpaklı’nın “Sevgililer Çağı” da Osmanlı toplumunu edebiyat üzerinden çok başarılı biçimde analiz eden bir çalışma. Osmanlı diplomasi tarihi ve politik kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Namık Sinan Turan’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı “Portede Saklı Tarih”, sesin toplumsal arka planına ışık tutan bir mercek görevi üstleniyor.

Schopenhauer için müzik her zaman, bizi az veya çok etkileyen, yani duygularımızı harekete geçiren, bize az ya da çok sükûnet getirip hoşnutluk hissiyle dolduran bir niteliğe sahiptir.* Notaya dökülmüş müziğin bu işlevinin yanı sıra, Prof. Dr. Turan, toplumları, kültürleri, coğrafyaları birbirlerine bağlayan bir iletişim aracı olarak müziğin politik ve kültürel süreçlere, etkileşimlere ne denli açık bir dil olduğu gerçeğinden hareket ediyor. Seslerden örülü bir dünyanın gölgede kalan alanlarına işaret ederken temelde Osmanlı/Türk toplumunun erken döneminden son yüzyılına uzanan süreçteki serüvenine eğiliyor. Çizdiği çerçeve müziğin üretim süreçleri ve aktörleri üzerinden toplumsal ilişkiler ağına odaklanıyor. Bu çerçevede akıcı bir üslup ve zengin bir malzemeyle kurgulanan çalışmada yazar birbirinden ilgi çekici başlık ve konuları ele alıyor. Üç bölüm hâlinde hazırlanan kitabın ilk bölümü 18. yüzyıl sonuna kadar Osmanlı müzik geleneğinin toplumsal dinamiklerine odaklanırken, Kadızadelilerin, Itri, Evliya Çelebi, Kantemiroğlu ve Ali Ufkî gibi önemli aktörlerin müzik tarihindeki konumlarını sosyal tarihle başarılı biçimde ilişkilendiriyor. İkinci bölümde Tanzimat sonrasında toplumunun değişim sürecine müziğin ne şekilde eşlik ettiği meselesi işleniyor. Osmanlı başkentinde teşrifatın değişimi, imparatorluğun “gelenek icadı” sürecinde müziğin, flama, bayrak gibi kartografik unsurlar yanındaki rolü bu bölümde yetkin biçimde inceleniyor. Özellikle oryantalizm ve müzik arasındaki ilişkinin analiz edildiği başlıklar siyaset bilimi eğitimi içinden gelen bir tarihçinin geniş bir kültürel zeminden meseleye bakabilmesinin müzik tarihi literatürü cephesinden ne denli önemli bakış açıları geliştirebileceğini ortaya koyması açısından önemli. Burada öncelikle Edward Said ve Bernard Lewis gibi oryantalizm tartışmasının meşhur iki tarafının tezleri üzerinden Avrupa müzik geleneğinde oryantalist etkilerin analizi oldukça çarpıcı tespitler içeriyor. Müzik tarihinde teorik okumaların öneminin bir kez daha altını çiziyor. Aynı şekilde millî kimlik kurgusu ve opera arasındaki ilişki Özsoy örneği üzerinden tartışılırken ulus-devlet ve kültürel planlama konularına yeni bir katkı getiriliyor. Namık Sinan Turan, söz konusu ilişkiyi yalnızca Türkiye örneği üzerinden değil Ortadoğu’da Mısır ve Lübnan tecrübeleri üzerinden iki büyük Arap sanatçının Ümmü Gülsüm ve Feyruz’un müzikleriyle de etkileyici biçimde ortaya koyuyor. Üçüncü bölümde yalnızca Arap müziğinin divaları ya da Necdet Yaşar, Şerif Muhiddin gibi Türk müziğinin büyük icracıları değil, opera sanatının 20. yüzyıldaki efsanevi sesleri Maria Callas ve Leyla Gencer gibi isimler de müzik toplum ilişkisinin kahramanları olarak kültür tarihini ustalıklı biçimde kullanan bir tarihçinin kaleminden başarıyla okura ulaşıyor.

 

*Schopenhauer, Fikirlerin Bilgisi Üzerine, çev. Elif Yıldırım, İstanbul, Oda Yayınları, 2014, s. 140.

 

Önceki Yazı

Özüyle sözüyle arpın Türk hali

Sonraki Yazı

10 adımda çocuğa göre edebiyat -III-

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye